Yer değiştirme savunma düzeneğinden, yansıtmalı
özdeşim savunma düzeneğine ve oradan da dönüştürücü
özdeşim mekanizmasına geçen sürece
ulaşabiliriz. Buradaki spektrum nerede başlıyor,
nerede bitiyor net bir şekilde bunun ayırdına
varmak zordur. Yer değiştirme ile yansıtmalı
özdeşimin ayrımını yapmak için
yukarıda verdiğimiz ölçüt geçerli
olabilir. Ancak yansıtmalı özdeşim ile
dönüştürücü özdeşimin
ayrıştırmasını yapmak oldukça
zor olabilmektedir. Burada dönüştürücü
özdeşimi izah etmeden borderline kişilik örgütlenmesinin
bir kısmının, kimliği ve kendiliği
dönüştürücü özdeşime
tabii tuttuğunu ifade edebiliriz. Bu ne demektir? Bunu anlatabilmek
için agresörle özdeşleşmek terimini
izah etmek istiyorum. Bir çocuk dişlerindeki çürükler
nedeniyle diş hekimine gittiğinde çaresiz ve
korumasızdır. Diş hekimi elindeki bir takım
aletlerle onun ağzına hiç de hoş olmayan
müdahaleler yapmakta ve çocuk çaresiz bir şekilde
korku içinde beklemektedir. Karşıda güçlü
bir yapı vardır, kendisi ise zayıf ve acizdir.
Ego bunu sindirememektedir. Bu çocuk bu kaygılarla
eve geldiğinde ilk yapacağı şeylerden birisi
agresörle özdeşleşmedir. Eve gelir gelmez
eğer küçük bir kardeşi varsa ona, küçük
kardeşi yok ise oyuncak bebeklerine bir diş hekimi
gibi müdahale etmeye çalışacaktır.
Ego, bu zayıflığa katlanabilmek için
diş hekiminin güç ve otoritesini kendi içine
almış, kendisi diş hekimi olmuş ve karşısındaki
küçük kardeşini veya bebeği kontrol
edebilmektedir. Artık bu güç onun donanımına
girmiştir.
Dönüştürücü özdeşimde
ise kişi kimliğinin tamamını veya bir
kısmını karşıdaki bir insana
yükler, kendi parçasını onda görür.
Ruhsal gelişim sürecimizde bu doğal bir evre iken
daha sonraki dönemlerde bu hastalıklı bir düzenektir.
Dönüştürücü özdeşimi
psikotik bir boyuttan normal popülasyon içindeki bireylere
kadar değişik yapılarda görmemiz mümkündür.
Psikotik bir hastamla konuşurken zaman zaman kendisini doktor
olarak hissettiğini, zaman zaman da benim onun yerine geçtiğimi
ifade etmekteydi. Kimlik nerede, ne şekilde duruyor karar
veremiyordu. Sanki bedenlerimiz geçici posta kutuları,
ruhlarımız da bu posta kutularında habire
gidip gelen mektuplardı. Benim kimliğimi kendisi emanet
alırken kendi kimliğini bana emanet olarak verebiliyordu.
Normal popülasyon içinde ise kimliğin tamamı
olmasa da mutlak kudret veya tam güçlülük
hallerimizi simgeleyen veya arzulayan kısmımız,
bu kimlik parçalarımızı idealize ettiğimiz
parti, cemaat vb. liderine atfeder, kendi bireysel kimliğinin
tüm güçlü yapısını
orada yaşatabilir. Orayı yücelttikçe
kendisi de yücelir ve var olur.
Sistemi fazla karıştırmadan ifade edecek olursak;
yansıtmalı özdeşim mekanizmasının
bir kısmında kişi, kimliğinin bir parçasını
(bu parça, rahatsız eden bir parçadır)
bir yerlere emaneten bırakmaktadır. Bu parçanın
orada olduğunu bildiği sürece kişi, dengede
kalmakta ve rahatlamaktadır. Yansıtmalı özdeşimin,
dönüştürücü özdeşime
yaklaştığı noktada kişi, kötü
kendiliğini karşı tarafa attığında,
karşı tarafın da kendisini savunmasını
ister gibidir. Kendisi sıkıntılanmakta, bu
sıkıntı karşısında acizliğe
ve çaresizliğe düşmektedir. Buna bir çözüm
yolu ararken bu sıkıntıyı konteynır
olarak nitelendirdiği birine yüklemektedir. Bu yükleme
işlemi tamamlanınca normalde borderline kişi
iyi kendiliğe geçip rahatlamaya çalışırken
dönüştürücü özdeşim
mekanizmasına yaklaşmış olan bir borderline
yapı, süreci bu noktada tutamamakta, karşı
tarafın kendisine saldırması için
olayı daha da tetiklemektedir. Çünkü karşı
taraf yüklemeyi yaptıktan sonra sessiz ve sakin bir
şekilde, olayın sıkıntısını
hissedip kabullenip bir köşeye çekilecek olursa
bu, kendisi için de bir mağlubiyet anlamını
taşımaktadır. Çünkü kendi
kontrol edemediği kötü kendiliği emanet olarak
karşı tarafa vermiş ve karşı taraf
bunu kabullenmiş gözükmektedir. Ancak karşıya
yüklenen yapı, borderline kişinin kendi parçasıdır
ve bu parçanın isyan etmesini, kurtuluş yolu
aramasını ve çözüm bulmasını
istemektedir. Karşıya yüklenen parça
ise olayı kabullenmiş gözüküyorsa,
borderline kişi bu kabullenişe rıza gösterememekte
ve onun bu tarafta kalan kimlik parçasına saldırmasını
istemektedir. Karşı taraf saldırdıkça
da zayıf olan kimliğin gücünü ispat
etmektedir. Bu bir paradokstur. Hem atarak kurtulmaya çalışmakta,
hem de attıktan sonra karşıdakinin itiraz
etmesi ve karşı gelmesi beklenmektedir. Bu kötü
bir yazgıdır.
Bu mekanizmayı daha iyi kavrayabilmek için hepimizin
zaman zaman yaşadığımız örneklerden
bahsetmek istiyorum. Günlük hayatın içerisinde
veya televizyonda veya bir film sahnesinde zayıf ve acizlik
içine düşmüş bir bireyin mücadelesini
izlerken bir anda onun yerine duygulanım hissederiz. O
kişinin bu mücadeleyi başarmasını
arzularız. Çünkü o anda geçmiş
dönemdeki aciz ve zayıf duruma düştüğümüz
zamandaki kimlik örüntüleri aktive olmuş,
başarısızlıklarımızın
ve acizliklerimizin düzetilebileceği bir fırsat
çıkmıştır. Bu şekilde
geçmişteki kimlik parçalarımızı,
zayıf ve aciz kimlik parçalarımızın
onarılabileceği sahnelerde dönüştürücü
özdeşim yoluyla kimliğimizin bir parçasını
oraya atarak aktive etmekteyiz. Aslında kurtarmaya çalıştığımız
zayıf kişi oradaki değil kendi içimizdeki
geçmişte yaşantılandırdığımız
veya hayalde ürettiğimiz zayıf ve aciz kişiliğimizi
korumak ve güçlendirmektir.
|