Yukarıda yeniden gözden geçirilen travmanın
hemen sonrasındaki çözülme ve diğer
semptomların yaygınlığı hakkındaki
bu kanıtlar DSM-IV’te yeni bir tanı olarak
akut stres bozukluğunun (ASB) temellerini şekillendirmiştir.
Yüksek derecedeki çözülme, anksiyete ve
diğer semptomlar travmanın birinci ayında
olduğu ve en az iki gün sürerek stres ve işlev
bozukluğuna sebep olan zaman bu hastalık tanısını
alır. Bu tanıyı alan bireylerin fiziksel
travmayı yaşamak ya da şahit olmakla birlikte
yoğun korku, çaresizlik veya dehşete düşme
şeklinde cevap vermiş olmaları gerekir. ASB
için DSM-IV kriterlerinin bu A kriteri, TSSB’ninki
ile aynıdır. Bireyin bu tanıyı alması
için şu beş çözülme semptomdan
en az üçüne sahip olması gerekir: kendini
soyutlama, gerçekliği farklı algılama,
amnezi, hissizleşme ve sersemleme. İlave olarak,
travma kurbanı üç klasik TSSB kategorisinin
her birinden bir semptoma sahip olmalıdır: kabusların
ve geri dönmelerin dahil olduğu travmatik anıların
zorla araya girmesi, kaçınma davranışı,
anksiyete ya da artmış uyarılmışlık.
Eğer semptomlar bir ayı geçerse, semptomların
özelliklerine dayalı olarak kişi başka
bir tanı alır. Olası tanılar çözülme,
anksiyete ya da travma sonrası stres bozukluğudur.
TEDAVİ
TSSB’ye üç tip psikoterapi uygulanmıştır:
psikodinamik, bilişsel - davranışçı
(BDT) ve hipnotik yeniden yapılandırma. Farklı
metotlar ve hedeflerle de olsa, bu yaklaşımların
her birinde travma öyküsünü anlatmak ve
tekrar anlatmak esas unsurdur: psikodinamik tedavide bilinçdışı
temalar ve aktarımın aydınlatılması;
BDT’de bilişsel çarpıtmaların
düzeltilmesi ve nihayet hipnoz tedavisi ile de travmatik
hatıraların duygusal boşalımı
ve yeniden şekillendirilmesi.
Psikodinamik tedavi hastalığın, travmanın
bilinçdışı içerik ve uzanımları
sebebiyle karmaşık hale geldiği varsayımı
ile hareket ederek travmaya ait bu bilinçdışı
gizli içeriğin araştırılmasını
hedef alır (Horowitz, 1976; Horowitz, Wilner ve meslektaşları,
1980). Aynı zamanda bu, semptomların bilinç
dışı belirleyicilerini bilinçli farkındalık
düzeyine getirmek suretiyle, ego işlevini güçlendirmeye
yardım edebilir. Böylelikle semptomları daha
az bunaltıcı hale getirir ve onlarla baş
etmeyi kolaylaştırır (Marmar, Weiss ve Pynoos,
1995; Menninger & Wilkinson, 1988).
Travma esnasında karşılaşılan
çaresizlik kendiliğin, hayatın diğer alanlarında
da çaresiz kalacağı gibi bir genellemeye sebep
olur ve bunun hak edilenin yaşandığı
bir kader olarak görülmesine yol açar. İronik
olarak, hastanın mutlak güce sahip olma düşlemleri,
içinde bulunduğu bu kendilik şemasıyla
çelişmekten ziyade onu güçlendirmektedir.
Travmatik stresin sebep olduğu kontrolsüzlük düşüncelerini
engelleme girişimleri sıklıkla suça
sebep olan gerçekdışı kontrol düşlemlerine
yol açar: kaza veya saldırı önceden
görülebilmeli ve engellenebilmeliydi. Bu olay rastgele
bir olay değil, kişilik kusurundan veya bir değerlendirme
hatasından kaynaklandı. Travmaya sebep olan suçluluk
düşlemleri bazıları için travmanın
sebep olduğu devamlı çaresizlikten daha dayanılabilir
bir durumdur.
Psikodinamik psikoterapi travma öyküsünün
tekrar anlatılması yoluyla semptomların
bilinçdışı belirleyicileri ile çalışmayı
ve bu belirleyicileri ortaya çıkarmayı,
rüyaların ve zorla araya giren anımsamaların
incelenmesini ve aktarımla ilgili konuların araştırılmasını
amaçlar. Travma kurbanlarının çoğu,
travma ya da travma yaşatan hakkında sahip oldukları
duygularını yer değiştirme yoluyla terapistlerine
yansıttıklarından “travma aktarımı”
önemlidir. Transferans çarpıtmalarının
aydınlatılması, hastalara travmatik yaşantıları
kabul etmelerine, onu entegre etmelerine ve kendilik kavramında
meydana gelen hasarın tamirine yardım edebilir.
Bilişsel davranışçı yaklaşımlar
kısmen sistematik duyarsızlaştırma
kavramına dayanmaktadır (Foa & Rothbaum, 1989;
Foa, Davidson ve meslektaşları, 1995). Uygun bir
terapi ortamında travmalarla ilgili hatıraların
tekrar konuşulma çabaları, yavaş yavaş
bu hatıraları duygusal uyarıcı etkilerinden
arındırır. Üstelik travmanın
oluşturduğu çarpık kendilik değerlendirmesinin
etkilerine karşı mücadele edilir: böylece,
“kurbanın bu travmayı yaşamış
olmasının, onu hak ettiği anlamına
gelmediği” veya başka bir durumda da “travma
sonrasındaki yanlış uygulanan tedaviyi hak
etmediği” bu mücadelede kullanılır.
Travma üzerinde tekrar konuşma, travmayla kirletilmiş
idrağı aydınlatmak ve düzeltmek için
bir fırsat sağlamayı ve duyguların
yoğunluğunu dengelemeyi amaçlar (Keane, Fairbank
ve ark., 1989; Cooper & Clum, 1989).
TSSB’li Vietnam gazilerinin hipnoza yatkınlığının
diğer insanlardan daha yüksek olduğunun tespitinden
sonra (Stutman & Bliss, 1985; Spiegel, Hunt ve meslektaşları,
1988) hipnozu kullanan tedavi tekniklerinin faydalı olduğu
anlaşılmıştır. Özellikle
travma yaşamış TSSB’li bireyler travma
esnasında ve sonrasında ani çözülme
durumundaysa, hipnoz o an ki zihinsel durumun bir benzerini
yeniden canlandırarak travmatik hatıraların
bir boşluk bulup ortaya çıkmasına
yardımcı olur. Duruma dayalı hafıza
ile ilgili kaynaklar (Bower, 1981) bireyin hatırlama
anındaki zihinsel durumu ile bilgiyi kazandığı
travma esnasındaki zihinsel durumu aynı olduğu
zaman, hafıza içeriğinin daha iyi hatırlandığını
göstermektedir. Bu sebeple travmaya ilgili yaşantıların
hatırlanmasında, benzer (ve acı veren)
etkiye tolere etme yeteneği bir gerekliliktir. Baskın
durumdaki etkiye benzer olarak, yapılandırılmış
bir bilinçlilik hali (çözülme ya da
hipnotik bir durumda olduğu gibi) hatırlamayı
kolaylaştırabilen bir zihinsel durumun oluşmasına
sebep olur.
Hipnoz kullanarak yapılan tedaviler yalnızca travmayla
ilgili anıların duygusal boşalımını
değil, aynı zamanda hastanın onu rahatsız
eden etkiyle başa çıkılmasına,
travmatik anıları üzerindeki kontrolünü
artırmasına ve bunların anlamını
bilişsel açıdan tekrar biçimlendirmesine
yardımcı olmayı hedefler (Spiegel &
Spiegel, 1978; Spiegel 1981, 1992, 1997). Duygusal boşalım
(katarsis) bir başlangıçtır, fakat
kendi içinde bir son değildir, eğer katarsise
etkili tepkiyle başa çıkılması
yönünde destek verilmesi, hatıralar üzerinde
kontrolü sağlama ve onlar üzerinde çalışma
gibi teknikler eşlik etmezse katarsis travmanın
yeniden yaşanmasına yol açabilir. Yas çalışması
modeli (Lindemann 1944[94]) faydalıdır. Travmadan
sonraki normal yas reaksiyonunun gözlenmesi, belirli miktarda
duygusal rahatsızlık, huzursuzluk ve artmış
uyarılmışlığın normal
ve aynı zamanda travmatik anıları kabullenme,
onlara tahammül etme ve onları bir bakış
açısı oturtmanın bir parçası
olarak gerçekten gereklidir. (Spiegel 1986; Spiegel &
Cardena, 1990). Bu, “split screen” (ekran bölünmesi)
adı verilen bir hipnotik imaj tekniği yoluyla kolaylaştırılır.
Bu teknikte hastaya ekranın bir yarısına
rahatsız edici etkiyle birlikte travmanın bazı
yönlerini resmetmesi, bir yarısına ise kendisini
korumak ve başkalarına yardım etmek için
neler yaptığını resmetmesi istenir.
Bu yolla travmatik anı kabul edilir fakat çaresizlik
üstünde hakimiyet kurma çabalarını
dahil etmek için bu travmatik hatıralar yeniden
yapılandırılır.