Kaygı doğal olarak tüm insanların zaman zaman yaşadığı normal
bir duygu iken, aşırı ve duruma uygun olmayan “patolojik kaygı”
bir kaygı bozukluğu şeklinde ortaya çıkabilir. Normal ve “patolojik”
kaygı arasındaki ayrım her ikisi açısından da yapılmalıdır. Normal
kaygı, tehdit edici durumlarda koruyucu bir işlev görür ve bu
tehdidi aşma motivasyonunu güçlendirir. Diğer taraftan patolojik
kaygının yararlı bir amacı yoktur ve yeterli düzeyde iş görememe
ile bağdaştırılır. Nüfusun yaklaşık yüzde onunun kaygı bozukluğu
yaşadığı tahmin edilmektedir.
ANKSIYETE BOZUKLUKLARINDA BİR ETKİ OLARAK HİPNOZA YATKINLIK
Hipnotik hassasiyet-hipnoza yatkınlık ile çeşitli anksiyete bozuklukları
arasında bir bağlantı olduğu öne sürülmektedir. İlk olarak Frankel
(1976) fobik hastaların diğer hasta gruplarına göre daha fazla
hipnoza yatkın olduklarını gösteren kanıtlar sunmuştur, telkine
yatkınlıkla ilgili standardize edilmiş araçları kullanarak değerlendirdiğinde
24 fobik hastanın çok büyük bölümü yüksek oranda hipnotize edilir
grupta yer almıştır. Bu gözlemi destekleyen başka sonuçlar da
vardır ( Frankel ve Orne, 1976; Gerschman, Burrows, Reade ve Foenander,
1979; Foenander, Burrows, Gerschman ve Horne, 1980; Frischolz,
Spiegel ve meslektaşları. 1982; Robney, Hollander ve Campbell,
1983; John, Hollander ve Perry, 1983; Kelly, 1984) ancak farklı
değerlendirme teknikleri kullanan iki çalışmada fobik hastalarda
daha fazla hipnotik yatkınlık olduğu hipotezi desteklenmemiştir
(Gerschman, Burrows, Reade, 1987; Owens, Bliss, Koester ve Jeppsen,
1989). Frankel (1974) artan hipnotik yatkınlığın fobik durumların
ortaya çıkması ve devamıyla etiyolojik olarak ilgili olabileceğini
de iddia etmiştir.
ANKSIYETENİN TEDAVİSİ
Anksiyete bozukluklarının yönetimi psikoterapi, farmakoterapi
ya da ikisini birden içerebilir. Anksiyete bozukluklarının tedavisine
yönelik psikolojik ya da hipnoza dayalı terapilerin temel amaçları:
kaygıyı kışkırtan duruma hastanın (hayal gücüyle ya da gerçeklikte)
maruz bırakılması (böylece şart sızlandırma, alışkanlık edinme
veya duyarsızlaştırma sağlanmış olur); tehdit algısını değiştirmek
için durumun bilişsel olarak yeniden değerlendirilmesi; stres
veya kaygı provokasyonunun kişisel (sembolik) öneminin belirlenmesi;
hastanın stres yaratan durumla ve stres veya kaygı semptomlarıyla
uğraşma yetisinde, kendine karşı olan yeterlilik duygusunun arttırılması
ve baş etme stratejilerinin provası. Hipnoz temelli davranışçı,
bilişsel ve diğer psikoterapi müdahalelerinin uygulanabilirliği
ve yeterliliğine rağmen, hasta farklılıklarını anlamaya ve tedavi
müdahalelerini bireyselleştirmeye ihtiyaç duyar (Jackson ve Stanley,
1987). Her hasta için uygun klinik müdahaleye karar verirken,
bunun da akılda tutulması gerekir. İç görü yönelimli terapi hastanın
kaygısının kökenini bulmasını ve anlamasını ve böylece değişmesi
konusunda desteklemesini hedefler. Bu yaklaşımda kaygı, hastanın
yüzleşmediği ya da farkında olmadığı başka bir meselenin sembolü
olarak kabul edilir. Bilişsel-davranışçı terapilerin özellikle
kaygı bozukluklarının tedavisinde etkisi kanıtlandığı için, çağdaş
psikoterapide iç görü-yönelimli terapi pek yaygın değildir. Bilişsel-davranışçı
terapinin temel bileşenleri farklı kaygı bozukluklarında farklı
şekillerde uygulanır.
Uyarılma Yönetimi
Uygun bir eğitimle hastaların çoğu kaygı yanıtlarını kontrol etmeyi
öğrenebilir. Böylece problem çözümüne odaklanabilir veya kaygı
ve kaygıyı tetikleyen durumlar arasındaki bağlantıyı etkisizleştirebilirler.
Kaygı yönetimi tekniklerinin amacı, aşağıdaki ikisinden biri ya
da her ikisidir: ortalama-yani taban-anksiyete düzeyinin azaltılması
ya da kaygıyı tetikleyen durumdaki akut kaygı yanıtının kontrolü.
Meditasyon, yoga ya da diğer farklı meditasyon yöntemleri özellikle
ortalama ya da taban kaygı ve uyarılma düzeyinin azaltılmasında
çok büyük yarar sağlayabilir. Durumsal kaygılarda ise bu teknikler
daha az kullanılır.
Hastaları kaygı yanıtlarının kontrolü için eğitim aşamasında pek
çok başka teknik de vardır. Hepsi de kaygı bozukluğuyla uğraşabilmek
için gerekli kaygı kontrolü düzeyine ulaşmak için edinilecek becerinin
belli bir süre hasta tarafından denenmesini gerektirir. Hastaların
kaygı kontrolünü öğrenmek için gevşeme tekniklerini kullanmalarının
uzun bir tarihi vardır. Aşamalı Gevşemeyi ilk kez tanıtan Jacobson
dur (1929), bu teknikte hasta vücudundaki kas gruplarını sistematik
olarak kasıp gevşetmek suretiyle kaslarının gerginliğini ve bunun
kontrolü arasındaki farkı öğrenir. Benson da (1975) kaygı kontrolüyle
ilgili daha kısa ve etkili alternatif bir yöntem geliştirmiştir.
Hipnoz, özellikle kendi kendine hipnoz, kaygı bozukluklarının
tedavisinde önemli bir rol oynar. İlke olarak hipnoz, hastayı
kaygıyı tetikleyen durumda kullanılacak hızlı ipuçlu gevşeme,
algılanan tehdidin doğasıyla ilgili algı değişimlerini destekleme
ve bu durumla baş etme yeteneğine güvenme konusunda eğitmek için
kullanılır. Hipnozun çeşitli kullanımlarının ayrıntılı bir incelemesi
Stanley, Judd ve Burrows (1990), Stanley (1994) ve Stanley, Norman
ve Burrows (1999)’da bulunmaktadır.
Hastalar kendi kendine hipnoza dayalı uyarımı azaltma ve gevşemeyi
kullandıklarında bu onların kendi kendilerini kontrol edebilme
duygularına, baş edebilme becerilerine ve güvenlerine katkıda
bulunur. Daha önceden değiştirilemez olduğunu düşündükleri olguları
etkileyebilmektedirler. Bu, kontrol odağıyla ilgili inançlarını
değiştirir ve kendi kendine yetme duygularını artırır.
Bilişsel-Davranışçı Terapi
Bilişsel terapi, kaygı bozukluğunun devamını sağlayan durumun
tehdit edici olarak yorumlanması inancına dayanır (Beck ve Emery,
1985). Üç aşamalı şema temelli bilgi işleme süreci modeli önerilmektedir
(Beck ve Clark, 1997). Kaygı, panik bozukluğunda olduğu gibi kaygı
semptomlarının tehdit edici olarak yorumlanması nedeniyle de ortaya
çıkabilir. Özel fobi ve bazı obsesif kompulsif bozukluklarda olduğu
gibi bir hayvan, mikroplar veya kan tehdit kaynağı olarak algılanabilir.
Ya da algılanan tehdit, sosyal fobi, agorafobi gibi belli durumların
veya travma sonrası stres bozukluğu gibi geçmişteki travmatik
yaşantıların hatırlatıcılarının sonucu olabilir. Bilişsel yaklaşım
hastanın gerçekçi olmayan düşünce süreçlerini ve kendisiyle ilgili
önermelerini incelemesine yardım ederek tehditle ilgili inançlarını
değiştirmesini sağlar.
İkna edici bir iletişim biçimi olarak hipnoza dayalı tedaviler,
bilişsel-davranışçı stratejilerin güçlü bir yardımcısıdır. Hipnotik
durumdaki eleştirel düşünmeyi askıya alma, hastanın bilişsel davranışçı
terapinin iknaya dayalı iletişim yollarını kabul etmeye daha yatkın
olmasını sağlayabilir.
Terapötik iletişimde eleştirel ve olumsuz yorumlar yapan hastalar,
hipnotik ortamda terapistin ikna edici mesajlarını normalde yapmayacakları
biçimde dinlemek durumunda kalırlar; bir yorumda bulunmadan dikkat
etme ve dinleme süreci, hastaların terapistin mesajlarının içeriğine
daha çabuk ulaşmalarını sağlar (McConkey, 1984, s.80)
Ayrıca, bilişsel süreçlerdeki değişiklikler, hastaların olayları,
onların önemini, kendi baş etme becerilerini ve umulan sonucun
alternatif yorumlarını kabul etmelerine yardım edebilir.
Unutmaya Dayalı Korunmasızlık
Anksiyete, duruma özel olduğunda bilişsel davranışçı tedavide
korunmasız bırakmaya dayalı tedaviler temel bir önem kazanır.
Hasta kaygıyı yukarıda ayrıntıları verilen tekniklerle yönetmeyi
öğrenirken, terapistin yönlendirdiği veya çoğunlukla hastanın
yönlendirdiği duruma aşamalı olarak korunmasız bırakılma, kaygı
yanıtının unutulmasının temelidir. Maruz bırakmaya dayalı tedavilerin
aşamalı olarak yapılması gerektiğiyle ilgili kesin bir kanıt olmasa
da maruz bırakmanın giderek artan bir şekilde adım adım yapılması,
hastanın tedaviye devam etmesini sağlar ve terapinin travmatik
bir deneyim olmasını engeller.
Birçok psikoterapi yöntemi değişim sürecini hızlandırmak için
hayal gücü ve fanteziyi kullanır. Hipnozla desteklenen terapiler
bazı hastaların hayal ve fanteziye gerçek olarak yanıt vermeleriyle
sonuçlanabilir. Hipnoz kaygının tedavisi için uygulanan çeşitli
müdahaleleri güçlendirebilir.
(1) Sistematik duyarsızlaştırma belli fobik bozukluklar
için en yaygın tedavilerden biridir. Lang (1979) sistematik duyarsızlaştırmadan
yarar sağlayan hastaların bir hiyerarşi içinde hayali konularla
ilgili duygusal yanıtlar üretmede daha yetenekli olduğunu göstermiştir.
Hayal edilen durumun yaşanması daha gerçekçi oldukça bu tür yanıtların
verilmesi de o kadar sıklaşır. Hipnoz, potansiyel olarak çok güçlü
olan duyarsızlaştırmaya destek sunar çünkü hayali olaylara gerçeklik
atfında bulunulması hipnotik durumun bir özelliğidir.
(2) Benzer şekilde baş etme denemelerinin etkinliği
hipnoz aracılığıyla kurulan gerçeklik atıflarıyla da desteklenebilir.
Fantezi denemelerinin artan gerçekçiliği ve bunun oluşturacağı
gizli mesajın eleştirilmeden kabulü ile hastaların kaygıyı tetikleyen
duruma kendilerini bırakma konusundaki beklenti ve motivasyonları
yükselebilir. Kaygıyı besleyen öz yıkıcı düşüncelerin yoksunluğunda
(Beck ve Emery, 1985) başarılı bir baş etme geçerli ve sürekli
bir sonuç olabilir.
Kaygı Semptomlarından ve Durumlarından Ayrılma
Kaygı bozukluğu olan hastalar sık sık kaygılarına aşırı saplanmış
hale gelirler. Kaygı yanıtları, semptomların sunduğu tehlikeyle
ve onunla baş edemeyecekleri ile ilgili düşüncelere yol açar.
Hipnoz aracılığıyla semptomlardan kurtulma, kaygı üreten duruma
ve bunu izleyebilecek semptomlara olan tepkiselliği azaltmada
uyumlu ve yararlı bir yöntem olabilir.
Anksiyete Bozukluklarına Tedavi Yaklaşımları
Kaygı bozuklukları çok çeşitli bölümlere ayrılır. Oldukça kabul
gören sınıflandırmalardan biri olan Akıl HastalıklarınınTanısal
ve İstatistik Elkitabı (DSM-4. basım) (Amerikan Psikiyatri Birliği,
1994), kaygı bozukluklarını; agorafobinin eşlik ettiği/etmediği
panik bozukluğu, sosyal fobi, basit fobi, genellenmiş kaygı bozuklukları,
travma sonrası stres bozukluğu ve obsesif-kompulsif bozukluk olarak
gruplara ayırır. Tedavi, farmakoterapi ve/veya çeşitli psikolojik
tedavileri içerebilir.
|