Günümüze değin ulaşan deneysel çalışmaların
ve klinik raporların çoğunluğu, kişilik
bozukluğu olan hastaların hipnotik kapasiteye sahip
olduğunu ve bu kapasiteden verimli ve güvenli bir şekilde
yaralanabildikleri doğrultusunda varılan sonucu desteklemektedir.
Genel hasta nüfuzu içinde hipnozla çalışmayı
reddeden bazı bireysel vakalar da olacaktır. Hastaların
kendi seçimlerine bağlı olarak yaptıkları
itirazların dışında ağır
ruhsal sorunları olan hastada hipnozun güvenli ve
yararlı olması temelde terapistin bu hasta grubu
ile olumlu bir ilişki ortamı yaratma yeteneğine
ve duyarlılığına bağlıdır.
Ciddi düzeyde rahatsız olan hastada, hipnoz kapasitesine
ve hipnozun potansiyel yararını elde etmek, hasta-terapist
arasında güvenin ve olumlu bir transferans ilişkisinin
geliştirilip sürdürülmesine gereksinim duyar.
Buna ek olarak, nasıl ki söz konusu hastalarla yapılan
psikoterapi sürecinde destekleyici bir ortamda sağlam
sınırlar oluşturmak için özel
becerilere ve terapinin gidişatını ayarlamak
üzere özel bir duyarlılığa ihtiyaç
varsa, aynı beceri ve duyarlılığa hipnoterapi
ile çalışırken de gereksinim duyulur.
Dolayısıyla ağır hasta gruplarında
hipnozla çalışırken gerekli olan temel
şart, terapistin geleneksel terapide ihtiyaç duyulan
bilgi ve becerilere de sahip bulunuyor olmasıdır.
kişilik bozukluğu gösteren hastaların olumlu
ve destekleyici bir terapi ilişkisi çerçevesinde
klinik hipnoz uygulamalarından yararlanabildiklerini kabul
etsek de, gerçek terapi dünyası çok
daha karmaşıktır. Bu hasta grubu ile çalışan
her terapist farkındadır ki, olumlu ve yapıcı
bir transferans ilişkisi geliştirmek ve sürdürmek
oldukça zor ve bazen de imkansız olabilmektedir.
Bu yüzden, bu hastalarla iyileştirici bir hipnoz sürecinin
oluşması da (transferans ilişkisine bağlı
olduğundan) aynı derece de zor ve imkansız olabilir.
Ciddi ruhsal sorunları olan hastalarla yapıcı
ve pozitif bir transferans ilişkisi kurmak ve sürdürmek
için hipnoz çalışması genel
olarak ‘kabul ve destek’ üzerinde duracaktır.
Ayrıca verilen bu destek çerçevesi içinde,
terapistin sınır da koyması gerekir. Bu sınırların
hasta tarafından desteğin çekilmesi ve olumlu
transferansın bozulacağı şeklinde değerlendirilmesi
olasılığı da artacaktır. O halde,
terapistin görevi, olumlu transferans ilişkisini mümkün
olduğunca kalıcı kılmaya çalışırken,
aynı zamanda, koyduğu yerinde ve sağlam sınırları
da korumaktır. En azından söylemesi bile zor
olan bu görevin yerine getirilmesi ciddi düzeyde rahatsız
bir hasta ile yapılan herhangi bir terapi çalışmasında
oldukça önemlidir. Buna ek olarak, terapist patolojik
bağımlılık ve çaresizliğe
yol açmamak ve gelişmeye doğru yol almayı
sağlamak için verdiği desteği ve bağlılık
ilişkisini de ayarlayabilmelidir.
Hipnozdan faydalanmayı desteklemek üzere bu ağır
hasta grubu ile olumlu ilişki-transferansın yeterli
düzeyde gelişebilmesi için, hastaların
ilişkide güveni ve kontrolü kaybetmeye dair korku
ve endişe gibi özel sorunlarının genellikle
ele alınması gerekir. Tüm yakın ilişkilerde
(ve anı de hipnoz ilişkisi içinde daha fazla)
kontrol kaybı ve bu kayıptan duyulan kaygı
potansiyel olarak mevcuttur. Ciddi ruhsal sorunları olan
hastada bu kaygılar kendini, terk edilme korkusu ya da
tam zıddı bir biçimde diğerinde yok olma/onu
tarafından yutulma korkusu olarak gösterme eğilimindedir
(Bu sebeple bu hastaların öykülerinde ve patolojilerinde
bu korkulara önemli bir yer atfedilir). Bu hasta gruplarıyla
çalışırken, bu iki yönlü
terk edilme ve yutulma korkusunu bazı teknikler kullanarak
hafifletmeyi öğrendik ki bu teknikler şöyle
sıralanabilir: Oto hipnoz, hipnozda hastanın özerkliği
ve hakimiyeti üzerinde önemle durmak, fiziksel olarak
ayrı ve kontrolde olduğunu hissedebilmesi için
hastanın gözlerini açmasına izin vermek,
diğerinin içinde karışıp kaybolmaya
karşı sınırları korumak, hastanın
ihtiyaç duyduğu mesafeyi oluşturmak için
hipnotik imajinasyon tekniğinden yararlanmak, hipnotik transın
güvenli olduğuna dair terapistin model olması.
Kişilik bozukluğu gösteren hastalarla yapılan
bugünkü hipnoz uygulamaları genel olarak, kaynağını
psikanalitik ve gelişimsel yaklaşımlardan alan
bir kavramsal çerçeveye dayanmaktadır. Ağır
ruhsal sorunlarda görülen semptomlar, normal gelişim
basamaklarında ilerleme yolunda hastanın yetersizliklerinin
tezahürü olarak değerlendirildiği zaman daha
iyi anlaşılmaktadır (Baker, 1981; Baker&
McColley, 1982; Bowers, 1961, 1964; Brown& Fromm, 1986; Kernberg,
1968; Kohut, 1977; Murray-Jobsis, 1984, 1990, 1991b, 1992, 1993,
1996; Scagnelli, 1976, 1980; Winnicott, 1965).
Gelişimsel model bağlamında bakıldığında,
ağır hastalık semptomlarının benliğin
ilk farkındalığı ve çözülme-bireyselleşme
temaları etrafında dönen çatışma
ve problemlerle ilintili olduğu görülebilir. Bu
nedenle de, kişilik bozukluğu ve psikotik rahatsızlık
semptomlarının, daha önce belirtildiği
gibi, normal gelişim basamaklarında ilerlemedeki
bir yetersizliğin tezahürü olduğu anlamı
çıkarılabilir. Bu gelişimsel çerçeve
içinde, genel olarak terapinin, özelde de hipnoterapinin
görevi, gelişimsel yetersizlikleri düzeltmektir.
Terapide “yeterince iyi” bir çevrenin (ilişkinin)
oluşması için makul ve net sınırlar
koymak suretiyle destek ve kabul ortamı yaratılır.
Bu yeterince iyi olarak tanımlanan ilişki ortamı;
pozitif bir bağın ve benlik kavramının
oluşumuna izin vermek, ayrılmanın kabulünü
kolaylaştırmak, çözümlenmemiş
öfke, kaygı ve çaresizlik duygularının
kabulü ve bu duygularla çalışmayı
desteklemek ve olumlu özerkliğe doğru gelişimi
teşvik etmek için oluşturulur. Bu nedenle,
ağır sorunları olan hastalarla bugünkü
hipnoz uygulamaları, hastaların sağlıklı
gelişme ve ilerleme potansiyellerini geri kazanmalarını
sağlamak üzere eksik yaşam deneyimlerini tamamlamak,
bazı yaşantıları düzeltmek ve
yeniden deneyimlemek için yapılmaktadır.
Hipnozun bu hastalarla günümüzdeki kullanımında
ayrıca terapi çalışmasının
hastanın iç görü ve gelişim kapasitesine
göre adım adım ilerleyerek yapılması
vurgulanır. Terapist hastanın ilerlemesini empati
yaparak izler. Hastanın terapide ağır adımlarla
ilerlemesine izin vermek, onu geçmişten gelen travmatik
malzeme ve zamanı gelmeden yapılan iç görü
girişimleri altında ezilmekten korur. Hasta ile terapist
arasındaki bu empatik ilişki, bu hasta grubu ile
gerek geleneksel gerekse hipnoterapi ile yapılacak tedavi
çalışmasının başarılı
olması için anı de en temel koşuldur.
Bununla birlikte terapide böylesi bir duyarlı empatik
yol alış, terapistin baskısı ve telkini
karşısında hastanın bir şekilde
daha savunmasız olması sebebiyle hipnoterapi sürecinde
daha da önemlidir.
Özel hipnoz telkinlerine gelince, neredeyse tüm geleneksel
psikoterapi teknikleri hipnoz kullanımına adapte
edilebilir. Aşamalı gevşeme, teneffüs
etmeye duyarsızlaştırma, güç ve
yeterlilik kazanmak için rol provası yapma gibi
davranış şekillendirme tekniklerinden hipnoz
sürecinde yararlanılabilmiş, hızlı
ve etkili sonuçlar elde edilmiştir.Kişilik
bozukluğu gösteren hastalarla yapılan hipnoz çalışmalarında
psikodinamik tekniklerden de yararlanılabilir. Serbest
çağrışım, rüya üretimi
ve analizi ve yansıtmalı tekniklerin tümü
dinamik teknikler olup hipnozdaki imgeleme doğal bir şekilde
ve kolaylıkla uyum sağlayabilmiştir. Ayrıca
bu hasta grubu ile daha önceki ve daha ilerideki bir yaşa
gitme gibi özel bazı hipnoz teknikleri de kullanılabilir.
Gerideki bir yaşa dönerek bastırılmış
ve hayli travmatik bir materyali meydana çıkarırken,
hastanın gelişimini empatik bir biçimde izlemek
şarttır. Önemli olan bir diğer durum, travma
materyalini açığa çıkarmayı
hedefleyen tekniklerden yararlanırken, terapistin ortaya
çıkacak yoğun duyguyla başa çıkmaya,
bu duyguyu zaptetmeye, hastayı yeniden örselemekten
kaçınmaya, geçmişteki travmatik yaşantıyı
uygun bir şekilde yeniden deneyimleyip çerçevelemeye
ve imajinasyon fazla tehdit edici bir hal aldığında
imajlarda dönüşüm yaratmaya hazır
olmasıdır.
Buna ek olarak, ciddi düzeyde rahatsız olan hastalarla
hipnoz uygulanırken günümüzde kullanılan
hipnoz tekniklerinin içinde hastaların özel
gelişimsel yetersizliklerle başa çıkmalarını
sağlamak üzere oluşturulmuş bazı özel
teknikler de yer almaktadır. Bunlardan hipnotik imajinasyonla
yeniden besleme tekniğinde hastanın ilk döneme
ait bağlanma ve kendini sevme kapasitesini ortaya çıkarmak
üzere anne yerine geçen terapistin ve yetişkin
hastanın imajlarından yararlanılmaktadır.
Terk edilmekten çok yetkinlik duygusuyla oluşan ayrılma
deneyimleri vasıtasıyla ‘çocuğu’
büyütmek için hipnotik imajinasyon ve senaryolar
geliştirilmiş olup bunlar günümüzde
de kullanılmaktadır. Son olarak, eski travmaları
yeniden deneyimlemek ve iyi yönde değiştirmek üzere
geniş kapsamlı ‘iyileştirme senaryoları’
adı verilen bir teknik oluşturulmuş ve günümüzde
de bu teknikten faydalanılmaktadır.
Özetle, şu anda ciddi ruhsal sorunları olan
hastalara nasıl ulaşıp yardım edebileceğimize
dair bir anlayışa ve hipnoterapinin alanında
yararlanmak üzere güçlü bir terapi tekniği
donanımına sahibiz.
Eksen
II’deki Kişilik Bozukluklarının teşhis
edilmesi için gerekli kriterlerin standardizasyon çalışmalarındaki
artış, bu hastalıkların tedavisinde
uygun psikotropik ve antidepresan ilaçların seçiminde
esas belirleyici olmaya başlamıştır.
Hastayla 15 dakikayı kapsayan seanslar yapmak yaygın
hale gelmeye başlamış ve psikofarmokologlar
, psikanalistleri tedavi ekibinin lideri yerine koymuşlardır.
Terapist dikkatini terapötik işbirliği kurma, egoyu
güçlendirme, eğer varsa eski gelişimsel
yetersizlikleri (eksiklikleri) giderme, erken dönemlerdeki
travmatik deneyimleri açığa çıkarma
ve bunları hastanın sağlıklı yanına
entegre etme metotları üzerine verir. Son olarak ağır
kişilik bozuklukları olan hastaların tedavisinde
yüzyıllardır kullanılan hipnoz tekniklerini
araştırıp bularak ve daha sonra bu tekniklerin
ayaktan tedavi edilen hastaların terapisi içinde,
günümüzdeki uygulamalarını açıklamaktadır.
|