Sosyal fobiler farklı etiyolojik kaynaklarla çeşitli
biçimlerde ortaya çıkar: toplum önünde
konuşma, bayılma, mesane ya da bağırsakların
kontrolünü kaybetme, kusma, uygun olmayan bir hareket
ya da konuşmayla başkasını utandırma
korkuları gibi. Jackson ve Stanley (1987) sosyal fobilerin
pek çok etiyolojik açıklamasını
kaydetmiştir, bunlar yetersiz sosyal becerilerden başkalarının
hoşuna gitmeme ya da reddedilme korkularına, bu hoşa
gitmemenin sonuçları hakkında yıkıcı
varsayımlarda bulunmaya ve hatta her çeşit
rahatsızlığa karşı genel bir tahammülsüzlüğe
kadar uzanabilir. Ayrıca, bazı sosyal fobi türleri
panik bozukluğun ikincil bir karışıklık
olarak ortaya çıkabilir (Liebowitz, 1987). Sosyal
fobilerde üzerinde durulması gereken ana nokta hastanın
sosyal ortamlarda başkalarının değerlendirmeleriyle
ilgili korkularıdır. Bu tür hastaların
bilişsel süreçleri, mahcubiyetin felakete, başkalarının
onayıyla ilgili normal bir onaylanma isteğinin neredeyse
yaşamsal bir gerekliliğe dönüşmesine
neden olur.Bilişsel terapi durumun mahcubiyetten daha fazlasını
gerektirip gerektirmediğini aktif olarak araştırmalarını
ve değiştirmeye çalışmalarını
destekler. Beck ve Clark’ın (1997) önerdiği
üç aşamalı şema temelli kaygı
modeli sosyal fobileri kavramsallaştırmada yararlı
bir başlangıç noktasıdır. Bilişsel
yaklaşım hastanın özellikle sosyal ortamdaki
mantıkdışı düşünce
süreçleri ve benlik değerlendirmelerini incelemesine
yardım ederek tehditle ilgili algılarını
değiştirmesini sağlar. Korkulan sosyal ortama maruz
kalma ödevleri sosyal fobiklerin tedavisinde zorunludur.
“Utanç-saldırısı alıştırmaları”
aracılığıyla sosyal kaygıyla abartılmış
yüzleşmeler de bunu yapmaya yüreklendirilebilirlerse
oldukça yararlıdır.
Genel kaygı azaltmanın dışında
hipnotik teknikler benlik değeri ve benlik beğenisinin
oluşturulmasında da kullanılabilir. Örneğin,
hipnotik durumdaki bilişsel yeniden yapılandırma,
algılanan felaketlerin olmayacağını ve
bu problemlerle baş edilebileceğini vurgularken hastaların
olumlu özelliklerine ve başarılarına
karşı duyarlı olmalarını da
sağlar. Ayrıca, hızla uygulanabilen kendi kendine
hipnozun kullanımıyla hastalar kontrol kaybından
korktukları durumlarda bedensel süreçler üzerinde
kontrol geliştirmelerini sağlayabilir (Jackson ve Stanley,
1987). Sosyal ortamlara özel bir ipucu ile sakin ve gevşemiş
bir duruma geçilebilir ve fantezi provalarıyla gerçekçi
baş etmeler denenebilir.
|