Travma sonrası stres bozukluğunda iki mesele çözüm
bekler. Birincisi travmatik yaşantının anıları
ve o anki duygulanımlardır. Travma sonrası
stres bozukluğu yaşayan hasta bu anılardan ve
duygulardan kaçmaya çalışır
ve bilerek ya da bilmeyerek tam veya kısmi çözülmeyi
bir baş etme mekanizması olarak kullanabilir. Ardından
bilinçten koparılan duygu ve anılar bilince
hücum ettiğinde sanki yeniden yaşanıyormuş
gibi tepki verilir. Buna ek olarak çoğu zaman bu anı
ve duyguların bilince hücum edeceğiyle ilgili
sürekli bir kaygı vardır. Hipnotik teknikler
ve göz hareketleriyle duyarsızlaştırma
bu çözülmüş kısmi baş
etmede kullanılır ve yanı sıra travma
düşüncelerinin bilişsel olarak yeniden yapılandırılması
da temel hedeflerdendir (Spiegel, Hunt ve Dondershine, 1988);
Shapiro, 1989).
İkinci olarak, travmatik olaylarla bağlantılandırılan
uyaranlardan kaçış, fobik bir kaçış
biçimi olarak aşamalı maruz bırakma
yöntemiyle çalışılmalıdır.
Gerçek veya hayali sistematik duyarsızlaştırma
tedavinin önemli bir parçasıdır. Gerçek
duruma maruz bırakma tedavisi hayal gücüne dayalı
tedaviden daha etkilidir ancak hayal gücüne dayalı
tedaviler travmatik bağlantıların kolayca yaratılamayacağı
durumlarda oldukça önemlidir. Terapist travmatik duruma
ya da uyarana aşamalı maruz bırakma sırasında
hastayı yönlendirir ve yüreklendirir. Gevşeme
teknikleri veya kendi kendine hipnoza dayalı kaygı
yönetimi becerilerinin edinilmesi ve çok gerekli olmasa
da kaygı üreten durumlara hayal gücüne dayalı
provalarla ya da provasız maruz bırakma da gerçek
(in vivo) aşamalı maruz bırakmayı kolaylaştırabilir.
Brett ve Ostroff(1985) travma sonrası stres bozukluğunun
devamında imgelerin merkezi bir rol oynadığını
öne sürmüştür. Stutman ve Bliss (1985)
126
Vietnam gazileri arasında bu bozukluğun kurbanlarının
olmayanlara göre hipnotik telkine açıklık
ve imgelerin canlılığı açısından
daha önde olduğunu belirtmiştir. Kingsbury (1988)
travma sonrası stres bozukluğunun tedavisinde hipnoz
uygulamasını ayrıntılarıyla
anlatır: olayların bilişsel yeniden çerçevelenmesi,
acı çeken kişinin olaydan uzaklaşması
için kopmanın kullanımı, olay anılarının
değiştirilmesi. Abreaktif tepkilerin ve bilişsel
yeniden çerçevelemenin yapılabilmesi için
hipnozun kullanımı sık sık tercih
edilen tedavi biçimlerindendir (MacHovec, 1985).
Travma sonrası stres bozukluğunda hipnozun psikanalitik
yönelimli kullanımından da bahsedilir (Peebles,
1989). Yaş gerilemesi ve abreaktif tekniklerin kullanımı
terapötik değişimin gerçekleşmesini
sağlar.
AKUT
VE TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU
TSSB’nin halen bilinen semptomlarını tanımlamıştır.
O, ajite, huzursuz, bir aşağı bir yukarı
yürüyen, gerçek dışılık
hissini yaşayan, bedensel olarak da rahatsızlık
hissi duyan insanları gözlemlemiştir. Yangına
ilişkin anılar bu insanların zihnine istenmeden
geliyordu. Bu insanları üç grupta sınıflandırdı:
(a) Aşırı semptomlara sahip olan insanlar:
hiperaktif, huzursuz, uyuyamayan, psikotik belirtileri olan; (b)
akut olarak ajite olan ve çok zor uyum periyodu geçiren
fakat sonra iyileşen insanlar; (c) hiçbir şey
olmamış gibi davrananlar. Bu son grubun bir örneği
karısı öldürülen ve ertesi gün
işe giden bir adamın durumudur. Bu adam ertesi gün
işe gitmiş ve “O benden bu şekilde davranmamı
isterdi ve işte, ben de işime devam etmeliyim”
demişti. Lindemann bu üç durumdaki bireylerden
en uçta bulunanların durumlarının
daha kötü olduğunu ifade etmiştir. En şiddetli
şekilde ajite olanların durumu çok kötüleşmiştir.
Hiçbir şey olmamış gibi davranan, semptom
dizisinin diğer ucunda olanların da çok kötüleşmiştir.
Bazıları birkaç yıl içinde
intihar etmiştir. Lindemann daha sonra travma boyunca ve
travma sonrasında, kaybedilenin yasını tutma
anlamına gelen yas reaksiyonunun nasıl çalıştığını
belirledi. Lindemann daha önce ölen sevilen birine karşı
olan zihinsel yoğunluğun azaltılmasının
zorunlu olup bu yoğunluğun yeni birine karşı
artırılmasının muhtemel olduğuna
dikkati çekmiştir. Yas çalışması
aynı zamanda bireyin ‘kendisine bir şey olmayacağı’
inancının yitirilmesi ve yaralanma nedeniyle somatik
işlev kaybını kapsamalıdır.
Konunun bu şekilde tasavvuru, travmatik bir deneyim yaşadıktan
sonra bir rahatsızlık göstermeyen veya çok
az bir rahatsızlıkla ortaya çıkan
bireylerin, sonraki psikiyatrik zorluklar karşısında
neden daha yüksek risk altında olabileceğini anlaşılır
kılar. Travma boyunca ve sonrasında ortaya çıkan
dissosiyatif semptomlar bu travma deneyimi boyunca işleyen
sürece müdahale eder (Spiegel & Cardena 1991). Yani,
kendi kendinin farkındalığına varmak,
bölünme amnezi, uyuşukluk hissi travma sonrasında
ortaya çıkması gereken duygusal ve bilişsel
işlevleri engelleyebilir. Bu yüzden durumu en iyi görünenler
aslında durumu en kötüye gidenler olabilir. Bu
insanlar sıklıkla yardım istemezler ancak
buna ihtiyaç duyarlar.
|