Hipnotik ve çözülme durumları ile TSSB
arasındaki ilişkilere artan bir ilgi vardır.
Hipnozun üç ana unsuru vardır: emme, çözülme
ve eğindirilebilirlik (Spiegel, 1994). Hipnozun bu bileşenleriyle
yukarıda tarif edilmiş olan TSSB semptomlarının
arasında açık bir benzerlik vardır.
EMME, İÇİNE ÇEKME
Emme bir kameradaki bir telefoto lensi içinden bakıyormuş
gibi oldukça yoğun bir odaklaşmayı kapsar
(Tellegen & Atkinson, 1974). İnsanların geri
gitmeleri olduğu zaman farkında olduklarının
hepsi bu kadardır. Elizabeth Loftus “Suç
mağdurlarında silah odağı” olarak
isimlendirdiği konu ile ilgili olarak çalışmıştır
(Loftus, 1979). Polis, az önce soyulan birinin kendilerine
silahın parlak bir tanımlamasını
vermesine rağmen saldırganın yüzünü
hatırlamamasından dolayı hayal kırıklığına
uğrar. Kendilerini tehdit eden şeye o kadar konsantre
olurlar ki, sıradan çevresel farkında olma,
sahip olmadıkları bir şey haline gelmiştir.
İnsanların uyarılmış ve stresli
oldukları zaman aşırı odaklanma nedeniyle
çevresel farkındalıklarının
eskisi gibi olmadığını gösteren
çalışmalar vardır. (Loftus &
Burns, 1982). Travma boyunca olan değişimin ve yaşantının
bir bölümü dikkatin odaklanmasını
sınırlandırmaktadır.
ÇÖZÜLME
İkincisi kopma ya da çözülmedir. İnsanlar
deneyimlerini bölmelere ayırarak kaydetme eğilimindedir.
Travma, yaşantıda ani bir kesinti gibi düşünülebilir.
Travmatik durumlarda yaşantının normal olan
devamlılığı kesintiye uğrar. Bu
zihinsel işlevde bir kesilme vasıtasıyla
yansıtılabilir. Sıklıkla kişinin
kendilik imajı travmatik tecrübe tarafından
radikal olarak değiştirilir. Kontrolün kaybı,
saldırıya maruz olma hissi, onur kırıcı
durum ve korku birden bire radikal olarak farklı bir
kendilik görünümü meydana getirir. Bu yaşam
deneyimlerinin farklı yönlerinin birbirinden ayrı
katmanlara ayrılmasına neden olabilir.
Eğer travma anındaki ruhsal durum değişir
ya da hipnozdakine benzer bir hal alırsa hatıraları
saklamanın bu yöntemi, dikkatteki odaklanmanın
bu darlığı tarafından etkilenebilir.
Çağrışımların aralığı
daha dar olabilir ve bu yüzden daha yoğun olarak mevcut
olurlar. Örneğin, travmatik hatıralarla ilişkili
olan güçlü duygular, bu hatıraların
hem depolanma hem de hatırlanmasını etkileyebilir
(Cahill, Prins ve meslektaşları, 1994). Hatıraların
depolandığı durumdaki ruh hali ile hatırlandıkları
andaki ruh halinin birbirleriyle uyumlu olmasının
bu hatıraların tekrar hatırlanmasını
kolaylaştırdığına dair kanıtlar
vardır (Bower, 1981). Benzer şekilde, bağımlılık
durumunun bir diğer formu çözülme durumunun
kendisini kapsar. Travma boyunca ani çözülme
durumuna giren bireylerde, yaşantılar kısmen
bu durumu yansıtacak bir tarzda hafızaya depolanabilir
(çağrışımlar daha dar bir aralıkta
meydana gelebilir). İlişkili diğer hatıralarla
daha az çapraz bağlantı olabilir (Evans, 1988;
Evans & Kihlstrom, 1973; Hilgard, 1986). Dahası,
hatırlama mesela hipnoz gibi benzer bir çözülme
durumuna girmek vasıtasıyla güçlendirilmelidir.
Travma, yaşantıdaki birdenbire olan bir kesilme
olarak ifade edilebilir. Bu, hipnoz gibi tekniklerle çözülme
amnezinin geri dönüşebilirliğini açıklayabilir
(Spiegel & Spiegel, 1978; Lowenstein, 1991).
Travmatik olaylarla ilgili böyle bir amnezi en inandırıcı
olarak Williams tarafından gösterilmiştir.
Williams, cinsel ya da fiziksel taciz için acil servise
gelen 129 kadının bilgilerini almış
ve onlarla ortalama 17 yıl sonra görüşmüştür.
Sonuçlar dikkat çekicidir. Bireylerin %38’i
kaydedilen tacizi söylememiştir ve de aynı
suçlu tarafından yapılan herhangi bir cinsel
taciz bildirmemişlerdir. Gerçekten de %12’si
hiç taciz bildirmemiştir (Williams, 1994). Tacizi
hatırlayan kadınların ilave %16’sı
(tüm örneğin %10’u) hayatlarında
hatırlamadıkları bir dönem olduğunu
bildirmişlerdir (Williams, 1995). Gerçekte eğer
analiz sadece üreme organlarına ait travmanın
tıbbi kanıt olarak kaydedildiği ve anlattıkları
en fazla güvenilir bulunanlarla (1970’lerde) sınırlandırılırsa
%52’si cinsel tacizi hatırlamamıştır.
Bu hafıza kusurunun bir çözülme bozukluğu
olarak tanımlanmadığına, görüşmelerin
herhangi psikiyatrik bozukluğun varlığını
ya da yokluğunu ortaya çıkarmak için
dizayn edilmediğine, sadece travmatik hatıraların
varlığı ya da yokluğunun araştırılması
için dizayn edildiğine dikkat edilmelidir. Bu, çağrışımların
bir grubunu diğerinden ayıran zihinsel işlevlerin,
anıların depolanması ya da hatırlanmasını
oldukça zayıflatacağı anlamına
gelir (Kihlstrom, 1987).
EĞİNDİRİLEBİLİRLİK
Hipnozun üçüncü unsuru etraftan gelen
sosyal telkinlere arzuyla ve eleştiri olmaksızın
cevap verme eğilimi anlamındaki kolaylıkla
etki altına alınabilirliktir. Bu, TSSB’deki
artmış uyarılmışlık
durumunun benzeridir. Diğer taraftan bireyler travma boyunca
kendilerini otomatizma benzeri bir tarzda tepki veren ‘bir
şok durumunda bulurlar. Travmatik bir durumda insanlar
dikkat odaklarını daralttıkları
için sonuçları hakkında düşünmeden
davranma eğiliminde olurlar. Örneğin, sıklıkla
polis bir tecavüz kurbanının öyküsüne
inanmaz. Çünkü kurbanların durumu polislerin
hayallerindeki tecavüz kurbanlarına uymazlar. Klasik
bir tecavüz kurbanının yırtılmış
elbiseleriyle çürükler içinde olan ve
ağlayan, dağılmış bir durumda olduğu
varsayılır. Çoğu tecavüz kurbanıysa
buna benzemez. Onlar umutsuzca gururlu görünüşlerini,
duygusal kontrollerini ve önceki sıradan hayatlarını
devam ettirmeye çabalarlar. Bunun kötü bir
rüya olduğunu ve tamamen kaybolacağını
dileyerek çoğunlukla duygularını dışa
vurmaktansa onları güçlü bir şekilde
kontrol etmeye çabalarlar. Aynı zamanda onlar
travmayı hatırlamayı tetikleyen söz
ve hareketlere karşı son derece hassastırlar.
İşte bu aşırı duygusallık
bir çeşit etki altına alınabilirliktir.