Az gelişmiş bir ülkede yönetimi ele geçirmek isteyen demokrasi dışı güçler, zaman zaman iktidara müdahale ederler bunu da genellikle askeri güçle yaparlar. Böyle bir askeri güç demokratik olmayan yollardan iktidarı ele geçirmiş veya ülkede ihtilal yapmış ise iktidardakileri suçlu ilan edip hapse atar. Dünya ile iyi ilişkiler içinde, yönetimin onanmasını temin amacına yönelik olarak daha önce iktidarda bulunanların suçlu olduğunu dünyaya ispat etmek zorundadır. Bu, ancak bir yargılama ile mümkün olabilecek bir süreçtir. Bu yargılamanın sonucu baştan bellidir. İktidarı ele geçirenler hayatlarını garanti altına alabilmek için eski iktidar mensuplarını mutlaka ortadan kaldırmak zorundadırlar. Bunun için de göstermelik bir mahkeme oluşturularak bir yargılama süreci başlatılır. Sonuç baştan bellidir; karar her halükarda idam olacaktır. Mahkeme heyetinin görevi, mevcut dataları değerlendirerek eski iktidar mensuplarını idama götürecek delilleri ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Nitekim süreç bu şekilde işler, dünya önünde yapılan yargılama sonucu mahkeme kararıyla eski iktidar mensupları idam edilir ve bir devir kapanır.
Düşüncemizdeki otomatik düşünceler aynı mantıkla çalışır; karar baştan bellidir ama bu kararı ortaya çıkarmak için düşünce çarpıtılmalı, yamultulmalı ve belli kanallardan geçerek belli hedeflere ulaştırılmalıdır. Bu nasıl yapılır? Bunun için aşağıdaki sürecin izlenmesi gerekir.
a. Seçici Algılama: İçsel ve dışsal malzeme değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucu bizi sonuca götürecek, hedefe ulaştıracak materyaller titizlikle seçilir ve gündeme taşınır. Bizi sonuca götürecek özellikle sonucun aleyhine olacak tüm malzeme bir şekilde yadsınarak göz ardı edilir. Sanki bir filtre sistemi özel olarak devreye sokulmuştur. Bir insanı kötü görmek istiyorsak o insanla ilgili malzeme değerlendirilip onu kötü yapacak her türlü materyal gündeme taşınır. Onu iyi yapabilecek tüm materyal de göz ardı edilir. Konuyu bir eş terapisi perspektifinde ofisimize müracaat eden bir çift üzerinden tartışacak olursak, konunun daha açıklığı kavuşacağı kanaatindeyim; on yıllık evli olan bu çift kavgalar yüzünden boşanmadan önce bir eş terapisi için bize başvurmuştu. Eşlerle yapılan görüşmelerde diğer eş hakkındaki düşünceleri ve yargıları öğrenilmeye çalışıldı. Eşiniz nasıl biri diye sorulduğunda evlilik süresi boyunca yapılmış olan tüm hatalar yanlışlıklar ve çatışmalar bir çırpıda peş peşe anlatılıyordu. Anlatılan eşi zihninizde canlandırdığınızda karşınıza canavar gibi bir yapı çıkıyordu. Hikâyeyi diğer eşten dinlediğinizde o da aynı şekilde, eşiyle ilgili olarak aynı tabloyu çok kısa sürede oluşturabiliyordu. Yapılan şey burada her iki eşin de 12 yıllık evliliği süresinde yaşadıkları mutsuzluklarını seçici algılama ile taramaları, onun dışında bu verileri yalanlayacak tüm bilgileri yadsımaları üzerine kurulmuştu. Düşünce süreci karşı tarafın suçlu olduğu yargısı üzerine kurulmuş ve sistem buna göre çalışıyordu. Sonuca ulaşmak için bu bilgiler de yetmemişti. Sistem ek payandalarla desteklenmeliydi. Kararın oluşmasında kalben ve vicdanen müsterih olunmalıydı.
b. Abartma: Olumsuz karara ulaşmak için algıda seçicililik ile toplanan materyaller kararın oluşmasına yetmemiştir, mevcut negatif malzemenin şişirilmesi gerekmektedir. Bunun için de yaşanmış hadiseler çok abartılı bir şeklide hekime yansıtılmaya çalışılır. Karşı taraf bu kadar vicdansız bu kadar merhametsiz bu kadar saldırgandır… Tüm bunlara rağmen mızrak çuvala girmemekte, akıl ve vicdan müsterih olamamaktadır; çünkü ilişkide birçok güzel ve iyi yan da mevcuttur, bu da kendiliğinden sırıtmaktadır. Bunların da kapatılması gerekir.
c. Küçümseme: Süreç anlatılırken ve bir takım olaylar izah edilirken ister istemez eşin pozitif yanları olay bağlamında gündeme gelmektedir. Eşin vericiliği, tertipliliği, temizliğe düşkünlüğü, ilgisi, sevgisi, merhameti bir şekilde konunun içinde işlenmektedir. Hastaya bunlar aktarıldığında, materyali inkârı mümkün olmadığından hasta bunlar üzerine dürbünün tersinden bakarak, küçültme fonksiyonunu devreye sokmaktadır. Bu tip davranışlar takdir edilesi, olağanüstü davranışlar olmayıp her sıradan insanın ve her bireyin yapması gereken asgari insanlık boyutudur. Hele hele bir eş diğerine bu tip şeyler yapıyor diye onun taltif edilmesi ve takdir edilmesi çok anlamsızdır. Bu, olması gereken doğal bir zorunluluktur. Negatifler abartılırken pozitifler bu şekilde küçültülür. Amaç sonuca ulaşmaktır.
d. Genelleme Yapmak: Eşler birbirinin aleyhine, fırtınalı bir şekilde delil getirip destek bulmaya çalışırken ellerinde yaşanmış fazla bir malzeme yoktur. Bu durumda bulunan, herhangi bir olay üzerine, ‘İşte her zaman bunu yapıyor, böyle yapıyor’ şeklinde genellemelere gider. Hekimin ısrarlı bir şekilde ‘bana birkaç örnek daha verebilir misiniz’ yaklaşımına karşı eşler şu klasik cevabı verirler: “Hangi birisini söyleyeyim doktor bey, o kadar çok ki!” Doktor ısrarla birkaç örnek daha istemesine rağmen genellikle bu amacına ulaşamaz, çünkü yoktur.
e. Bireyselleştirme: Hekim, eşlerle ilgili olarak bireysel gözlemini anlatıp, göstermek istedikleri tabloyu göremediğini, diğer yakınlardan da olumlu yönde bilgiler aldığını belirtince eşler problemin ikisi arasında olduğunu beyan ederler. Eşlerden birisi ısrarla; “doktor bey, sorun burada zaten, herkese melek, bize cehennem zebanisi” der. Bütün sıkıntı ve problemin kendisine yönelik olduğunu söyler. Herkesle iyi olan diğeri, maalesef aklını kendisine takmıştır ve onunla özel olarak uğraşmaktadır. Başkasının da bunu anlaması mümkün değildir; çünkü onlara iyi davranmakta, rol yapmaktadır.
f. Ya hep ya hiç tarzında düşünme: Eşler, karşı taraf hakkında belirli bir noktaya kadar geldiklerini hissederlerse, o anda kararı verip bu işin artık kesin olarak yürüyemeyeceğini deklare ederler: Artık dünya siyah beyazdır; ya evet ya da hayırdır, bu ilişki artık sürmez. % 51’e ulaşıldığında bu oluşum, sonucu ilan etmek için yeterli kabul edilir. Bir olay veya bir insan hakkında bu şekilde rahatlıkla bir yargıya varılabilir. Ancak tüm bunlara rağmen eşler rasyonel mantık süreçlerini içlerine sindiremezlerse yavaş yavaş irrasyonaliteye doğru kayma eğilimi gösterirler. Mantıklı düşünerek sonuca varmak zor gibi görünmektedir. Düşünce, sonuca ulaşmak için çarpıtmalardan vazgeçmemektedir. Israrla yeni stratejiler aramaya devam ederler. Bu yeni stratejiler kümesine keyfi çıkarsama denir. Keyfi çıkarsamanın hiçbir mantıksal, rasyonel ve determinal tarafı yoktur, ama sonuçları kendilerince kesindir.
g. Keyfi çıkarsama: İdam veya boşanma kararını vermek için yukarıdaki mantıklı süreçler işletildiği halde sonuca ulaşılamazsa keyfi çıkarsama devreye sokulur. Buna göre; bireyin olay veya kişi hakkında güçlü sezgileri vardır. Bireyin altıncı hissi güçlüdür. Gece rüyasında görmüştür; bu ona bir işarettir. Burçları zaten tutmamaktadır. Yıldıznameye bakılmıştır. Tarot falı ve kahve falında da aynı şeyler ortaya çıkmıştır. Bir takım kötü işaretler buna delildir. Son günlerde evin önünden iki sefer kara kedi geçmiştir. Kehanette bulunma, zihin okuma gibi bir takım yöntemler, bu madde içerisine dâhil edilebilir.







