hipnoz

Mehmet Tekneci
hipnoz

Depresonalizasyon Bozukluğu

e-Posta Yazdır PDF
Depersonalizasyon son derece yaygın bir psikiyatrik belirtidir. Bu nedenle öncelikli olarak hastada var olanın depersonalizasyon bozukluğu mu yoksa yalnızca bir belirti mi olduğunun belirlenmesi çok önemlidir. Depersonalizasyon bozukluğunun tedavisine ilişkin kaynak bilgisi daha ziyade anektodal bildirimlere dayanmaktadır. Kluft (1987) iki kategorili bir yaklaşım önermiştir. Bunlardan birincisi hipnoza yatkınlığı yüksek olan hastalarda olduğu gibi disosiyatif yönelimli durumda olanlar, diğeri ise kişiyi duyguları ve bedenini bir arada tutan bağlantıdan ayrı tutan obsesif ve diğer savunma düzeneklerinin işin içinde olduğu durumda olanlardır. Bunlardan ikincisi hipnoza yatkınlığı geniş bir aralık içinde olup esasında iyi hipnotik olmayan denekleri içerir. İlk grupta direk hipnotik görüşmeler, ikinci grupta ise hipnoanalitik ve Ericksonian stratejiler daha önceliklidir.

Hipnoza yatkınlıkları yüksek olan hastalarda tek bir seansla bile semptomlar ortadan kalkabilir. Kişiye oto hipnozla semptomlarını gidermesi öğretilebilir. Örneğin bir bayan hastada depersonalizasyon deneyimi sırasında hipnotik rahatlama semptomlarını gidermesi öğretilmişti. Kişi ve kendisi arasında var olan bağlantının yeniden sağlanması öğretilebilir.