Baker da ciddi ruhsal sorunları olan hastalarla yaptığı kendi hipnoterapi çalışmalarını iki ilave makale yayınlayarak geliştirmiştir. Bu makalelerden ilkinde Baker (1983a); narsis, sınır kişilik hastalarla yaptığı bir çalışmasından bahsetmektedir. Bu çalışmada, Baker hastanın terapisti ile ilişki kurmasını kolaylaştırmada bir geçiş işlevi gören, hipnoz altında hayal kurma tekniğinden yararlanmıştır. Ayrıca hasta terapi ortamı dışında da kendi özerkliğinin ve kendine yeterliğinin gelişmesine yardımcı olması için hipnotik hayal kurma sürecinden yararlanabilmiştir. Bu makalede Baker, geçiş süreci olarak böyle bir hipnotik rüya çalışmasını kullandığı kişilik bozukluğu gösteren bir hastanın sürecini vaka örneği olarak anlatmıştır.
Baker (1983b), ikinci makalesinde sınır kişilik, narsis hastalarla yapılan hipnoterapi çalışmasında açığa çıkan direncin çeşitli yönlerini ve bu dirençle başa çıkabilmek için verdiği özel telkinleri sorgulamıştır. Makalede ayrıca mesafe koyma ihtiyacından ileri gelen direnci ve hastanın anksiyetesini azaltmak için terapistin koyduğu sınırları hastadan nasıl ayrı durduğunu örnekleyerek izah etmek için şizofren bir hastanın öyküsü kısa bir şekilde anlatılmıştır.
Ciddi ruhsal sorunları olan hastaların hipnoz çalışması için özel tekniklerin geliştirilmesi ile ilgili klinik vaka raporlarının gitgide artması ile eşzamanlı olarak bu hasta nüfuzun hipnoza girme kapasitesi ve hipnozdan yararlanabildiklerine ilişkin görüş birliği de giderek artmıştır. 1980’li yılların başında kişilik bozukluğu gösteren hastaların hipnoza yatkın olduğu ve hipnozdan verimli ve güvenli bir şekilde yararlanabildikleri görüşünü destekleyen kaynakları taramaya dayalı üç makale yayınlanmıştır. Scagnelli-Jobsis tarafından 1982 yılında yayınlanan bu makalelerden birinde, söz konusu hastalarda hipnozun kullanımından bahseden klinik ve deneysel kaynakların, bu hastaların hipnoza yatkın olup aynı zamanda ondan verimli ve güvenli bir şekilde yararlanabildikleri fikrini desteklediği sonucuna varılmıştır. Aynı yıl Pettinati (1982, Pettinati, Evans, Staats& Home) yazdığı makalede ‘ağır düzeyde psikotik hastalar (özellikle şizofrenler) başarılı bir şekilde hipnoz edilebilmektedir’ diyerek benzer bir yorumda bulunmuştur. 1985 yılında Lavoie ve Elie (1978 ve 1980 yılında başlattıkları bir çalışmayı temel alarak) psikotik hastaların hipnotik kapasitelerine ilişkin Scagnelli-Jobsis ve Pettinati’nin yorumlarına katılarak, yukarıda sözü edilen makalelerden üçüncüsünü yayınlamıştır. Özellikle, elde ettikleri bir bulgudan şöyle bahsetmektedirler: ‘Şizofren hastaların hipnoza yatkınlıktan aldıkları ortalama puanlar benzer yaş grubundan normal deneklerden alınan puanlarla önemli derede benzerlik göstermektedir.’. Böylece psikotik ve kişilik bozukluğu olan hastaların potansiyel olarak hipnozdan güvenli ve verimli bir şekilde yararlanma kapasitelerinin olduğu genel olarak kabul edilmeye başlayınca, 1980’lerin başı yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
1984 yılında, Murray-Jobsis hipnozun ciddi ruhsal sorunları olan hastalara uygulanabilir olduğuna dair varılan görüş birliğini özetlediği ve toplumdaki bu hasta grubunun ihtiyaç duyduğu tedavi tekniklerini ve zorunlu düzenlemeleri açıkladığı bir kitap bölümü (Wester ve Smith’in editörlüğündeki bir kitapta) yazmıştır. Söz konusu bölümde bu hasta grubuna uygulanan indüksiyon teknikleri, gruba özgü tedavi teknikleri ve özel tetkikler açıklanmış ve tartışılmıştır. Ayrıca hipnozun geleneksel tedavi tekniklerine entegre edilmesinin anahatları verilerek detaylı olarak anlatılmış, ardından ciddi ruhsal sorunları olan hastalarda bu teknikler uygulanırken yapılması gereken bazı düzenlemelere açıklık getirilmiştir. Buna ek olarak, bu hasta grubu için özel olarak geliştirilen yeni hipnoz teknikleri tanıtılmış ve bu tekniklerle ilgili açıklamalarda bulunulmuştur. Tekniklerden bazılarının kullanıldığı ve uygulamalarının gösterildiği bir vaka örneği de sunulmuştur.
Daha sonra, 1980’lerin sonunda başlayıp 1990’lara yayılan bir zaman diliminde, Murray-Jobsis gelişimsel-psikanalitik bir çerçeveye dayanarak ciddi ruhsal sorunu olan hasta ile çalışmak için başka özel teknikler geliştirmiş, bunları yaygınlaştırmış ve bu teknikleri gelişim dönemlerine ait kayıp (eksik) yaşantıların eksikliğini gidermek ve onarmak üzere oluşturmuştur. 1976 yılında ortaya çıkan terapi teknikleri ve klinik çalışmaları temel alarak, Murray-Jobsis bağlanma ve olumlu ilişki kurma kapasitesinin gelişmesi ve pozitif bir benlik tasarımının şekillenmesi için hipnotik imgelemeyi besleyici teknikler geliştirmiş ve üzerinde özenle çalışmıştır. Ayrıca terk edilmekten ziyade hakimiyete ve yetkiye dayalı çözülme/bireyselleşme sürecini beslemek için hipnozu faydalı kılan imajinasyon teknikleri de geliştirilmiştir. Bu teknikler gelişimsel bir çerçeveye dayandırılmış olup, “iyileştirici senaryolar” yaratmanın önemine işaret etmektedir. Bu “iyileştirici senaryolar”la hastalar gelişim süreci içerisinde kaybolmuş veya zarar görmüş (yara almış) gerçek yaşam deneyimlerini onarmak üzere geçmiş yaşantılarına ilişkin pozitif imajlar yaratmaya teşvik edilmiştir (Murray-Jobsis, 1984, 1986, 1989, 1991b, 1992, 11993, 1995, 1996; Scagnelli, 1976).







