Mehmet Tekneci, MD Birey,Aile ,Çocuk Terapileri Enstitüsü Vajinismus, bilinçdışı bir anlamı olan cinsel ilişki sırasında vajen girişini çevreleyen kasların istem dışı kasılması ve cinsel ilişkinin gerçekleşemediği bir bozukluk durumudur . vajinismus, Kadın tarafından bilinç düzeyinde yaşanılmasını istemediği ve rahatsız olduğu bir durumdur. Vajinismuslu kadınlarda cinsel birliktelik dışında vajen girişi kontrol edilebilir veya edilmeyebilir.Örneğin parmak sokulabilir. Parmak ile vajen girişinde kasılma olmuyorsa buna basit vajinismus denilmektedir. Vajinismus ilk, cinsel ilişki deneyimi sırasında kendini göstermektedir. Vajeni çevreleyen kasların kasılmasıyla cinsel birleşme oluşamamaktadır. Büyük bir panik, endişe ve korku yaşanmaktadır. Bu korkuyla kadın eşini iter, bacaklarını kapamaya çalışır. Sonrasında ise büyük bir utanma, suçluluk, kendini küçük görme, cinselliği yaşamayanın eksikliğini hissetme, üzülme, hayal kırıklığı yaşanır. Zamanla üstüne birde toplum içinde yükselen "ne zaman çocuk geliyor?" baskısını hissetmektedir. Bu girdap zamanla cinsel birlikteliğin daha da büyük bir kabus haline getirmektedir. Cinsel isteksizlik oluşmaktadır. Çok seyrek görülen yaralanmalar, vajina içi yırtıklar, kadının cinsel hastalıkları, cinsel organındaki rahatsızlıklar ve disparoni gibi sebepler dışında bu gibi durumlarda da kadın kendini kasabilmektedir. Fakat bunlar dışında tamamen vajinismus psikolojik bir rahatsızlıktır. Cinsel birliktelik sırasında kişi birden bir panik içerisine girer. Sıkıntı ve korku yaşar. Her ne kadar aklıyla cinselliği yaşamak istese de kontrolünü yitirir. Vajinal pubik kasların kasılmasıyla birlikte, bütün vücudunda bir gerginlik hisseder.
Devamını oku...
Bilişsel Terapiler Mehmet Tekneci Birey, Aile, Çocuk Terapileri Enstitüsü Özet Bilişsel terapiler Aaron Beck ve Albert Ellis’in çalışmalarıyla 1960lı yıllarda ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada bilişsel kuramda yer alan kavramlar, bilişsel terapide kullanılan teknikler açıklanmıştır. Ayrıca, bilişsel terapide değişimin nasıl olduğuna da değinilmiştir. Anahtar sözcükler: Bilişsel terapi, otomatik düşünce, bilişsel çarpıtmalar, şema. Giriş Birçok felsefe ve psikoterapi akımı içerisinde bilişsel kurama benzer yaklaşımlar bulunmaktadır. Bilişsel yaklaşımı bir kuram olarak psikiyatri ve psikoterapi içerisinde kullanan Aaron Beck ve Albert Ellis olmuştur. Aaron Beck çalışmalarına psikanalist olarak 1960 yılında, hastaların kaybedilmiş nesneye olan kızgınlıklarını kendilerine yönlendirdiklerine dair benimsenen görüşü deneysel olarak göstermek için rüya içeriklerini analiz ederek ve serbest çağrışım çalışmaları yaparak başlamıştır. Çalışmaların ilk başlarında Beck, hastaların rüyalarında kendilerini yetersiz, kusurlu görmelerini acı çekme isteği olarak yorumlamasının yanlış olduğunu fark etmiş ve hastalarında bilinç düzeyinde söze dökemedikleri olumsuz düşüncelerin de oluştuğunu gözlemlemiştir. Zihinde çok hızlı ve otomatik olan bu düşünceler ile duygular arasında da bir bağlantı olduğunu düşünmüş ve bu bağlantının davranışlar üzerinde de etkili olduğunu gözlemlemiştir. Örneğin Beck, “Kaygılıyım” diyen bir hastaya, şu şekilde yanıt vermiştir: “Kaygılısınız çünkü cinsel isteklerinizle yüz yüze geldiniz ve bunların benim tarafımdan onaylanmayacağını düşünüyorsunuz”. Ancak hasta Beck’in düşündüğünün aksine şöyle yanıt vermiştir: “Hayır, aslına bakarsanız sizi sıktığımı düşünüyorum”. Beck danışanıyla yaşadığı bu durum üzerine, bireylerin biliçdışı fantezilerinden ziyade zihninde hızlıca geçen olumsuz otomatik düşüncelerinin olduğunu fark etmiştir. Böylece hastalarla deneysel olarak çalıştığı depresyon araştırmalarından elde ettiği klinik gözlemler doğrultusunda Beck, psikoanalizden uzaklaşarak bilişsel bir model geliştirmeye yönelmiştir. Beck, 1979 yılında “Depresyonun Bilişsel Terapisi” isimli kitabını yayımlayarak kuramını dile getirmiştir. Depresyon üzerine yaptığı deneysel çalışmalarda, depresyondaki hastalarda kendilik saygısının azalmasının, kayıp duygusunun oluşmasının, mahrum edilme düşüncesinin, kendini eleştirmenin, suçlamanın ve intihar düşüncelerinin bilişsel çarpıtmalarla ilgili olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca Beck, düşüncelerin, keyfi çıkarsama, seçici algılama, aşırı genelleme, abartma ve küçümseme yollarından biri ya da birkaçı kullanılarak çarpıtıldığını ve böylece olumsuz otomatik düşüncelerin oluştuğunu tespit etmiştir.
Devamını oku...
Davranışçı Terapiler Mehmet Tekneci Birey, Aile, Çocuk Terapileri Enstitüsü Özet Davranışçılık ekolünün ilk olarak 1920 yılında John B. Watson’ın kurduğu davranışçılık okuluyla ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada da, davranışçılık kuramına katkıda bulunan Ivan Pavlov’un klasik koşullaması, Edward Thorndike ve Skinner’in de edimsel koşullaması açıklanmıştır. Klasik, edimsel koşullama ve sosyal öğrenmeden yola çıkılarak oluşturulan davranışçı terapiler ve davranışçı terapilerde yer alan teknikler ve değişim süreçleri açıklanmıştır. Son olarak, klasik, edimsel koşullama ve sosyal öğrenmeden yola çıkarılarak Albert Bandura tarafından oluşturulan ‘Sosyal Bilişsel Kuram’a değinilmiştir. Anahtar sözcükler: Klasik koşullama, edimsel koşullama, sosyal bilişsel kuram. Giriş Bilimsel anlamda 1920 yılında Davranışçılık okulunun kurucusu John B. Watson’dur. Bu yaklaşım, temel ilkesini uyaran - tepki modeli üzerine kurarak, insan davranışlarını sadece uyaran - tepki modeline göre izah etmektedir. Davranışçılık, ister açık ister kapalı olsun tüm davranışların öğrenme yoluyla sonradan kazanıldığını vurgulamaktadır. İnsan davranışlarının oluşması, davranışsal bir öğrenme olan Klasik Koşullama (İvan Pavlov), Edimsel Koşullama (Thorndike, Skinner) ve başkalarını gözleyerek öğrenme olan sosyal öğrenme ile açıklanmaya çalışılır. İvan Pavlov, Edward Thorndike ve Skinner yaptıkları hayvan deneylerindeki hayvan davranışlarından yola çıkılarak insan davranışına egemen olan öğrenme açıklanmış ve olumsuz insan davranışlarının gelişim sürecine göre tedavi teknikleri geliştirmişlerdir. Bazı insan davranışları edimsel ve klasik koşullamanın öğrenme ilkelerine göre açıklanabilirken; birçok davranışın arkasında öğrenme ilkelerinin ötesinde bir takım karmaşık sistemler mevcuttur. Örneğin, depreme maruz kalan insanlar aynı bölgede, aynı şartlarda, aynı depreme, yani aynı uyarana maruz kaldıkları halde o insanların aynı tepkilerde bulunması beklenirken hepsi farklı tepki vermektedir. Bir kısım insan korku ve panik içine düşmekte, bir kısmı depresyona girmekte, bir kısmı öfkelenmekte, bir kısmı inanç ve değer yargılarını değiştirmekte, bir kısmı pencereden atlamakta, bir kısmı da yatağından bile kalkmamaktadır. Bu nedenle, öğrenme ile ilgili birçok konu açıklığa kavuşmasına rağmen insan davranışlarını sadece uyaran-tepki prensibine göre anlamak ve izah etmek mümkün değildir. İnsan daha kompleks bir yapıya sahiptir.
Devamını oku...
Bütüncül Psikoterapide Hipnodrama Dr. Mehmet Tekneci Birey, Aile, Çocuk Terapileri Enstitüsü Özet Danışanların sorunları bilişsel, davranışçı, ya da dinamik bakış açılarından bir ya da birkaçına ilişkin olabilir. Bu bağlamda, bir danışanın sorunları en iyi, birçok kuramsal yaklaşımı içinde barındıran bütüncül psikoterapi yaklaşımıyla tedavi edilebilir. ‘Hipnodrama’ kısaca rüyanın kontrollü olarak danışana yaşatılması olup, bütüncül psikoterapi yaklaşımı içersinde de yer alabilir. Bu çalışmada, hipnodramanın bütüncül psikoterapi yaklaşımı altında; davranışçı, bilişsel ve dinamik bakış açısına göre nasıl uygulandığı açıklanmıştır. Anahtar sözcükler: Bütüncül psikoterapi, hipnodrama, dinamik yaklaşım.
Devamını oku...
Uz.Psikolog Hülya Macit Psikoterapi nedir? literatürdeki en genel anlamıyla psikoterapi; akıl hastalıklarının, ruhsal rahatsızlıkların, davranış bozukluklarının vb. tedavisi veya semptomlarının hafifletilmesi amacıyla kullanılan her türlü yöntemdir(Budak, 2003). Bugün dünyada psikoterapi adı altında bazıları birbirine benzer, bazıları taban tabana zıt yüzlerce farklı terapi yöntemi uygulanmaktadır. Bu psikoterapi yöntemlerinin her biri insanın gerçeğinin farklı yönlerini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla her biri tek başına insanı bir bütün olarak izah etmekte yetersiz kalmaktadır.
Devamını oku...
|
|