hipnoz

Mehmet Tekneci
hipnoz

Dağılma

e-Posta Yazdır PDF
Prefrontal korteksin (ön beynin) görevi, beynin diğer bölgelerinde birbirinden bağımsız yaşayan, örgütlenen ve ayrı amaçlara hizmet eden farklı farklı taleplerin belirli bir hedefe yöneltilerek bir entegrasyona tabi tutulmasını temin etmektir. Kimliğin gelişiminde kendilik ve dışarının ayrışması, içeriyle dışarının farklılaşması, hayal ile gerçeğin ayrıştırılması, geçmiş yaşantılarla şu anki yaşantının ayrışması, geçmiş yaşantılarla şu anki ve gelecekteki yaşantıların birbirinden ayrılması gerekir. Bunu bir merkezin entegre ederek yapması gerekir. Bu merkez de pre-frontal korteksimizdir. İçsel yaşantılarımızın tamamını kontrol ederek onlar arasında öncelikli olan ihtiyaçlarımızı tespit edip düşüncemizi, dikkatimizi ve irademizi oraya odaklayarak farkındalık projektörümüzü oraya konumlandırırız. Bu bireysel varoluşumuz, farkındalığımızın meydana gelişi ve bir ruhsal çeper içerisinde hareket etmemizi temin eder. Yaşadığımız her zaman dilimi iç ve dış gerçeklik dünyasının bir bütün olarak var olduğunu bize her an hissettirir. Zaman dilimleri ardıcıl yaşantılar halinde yaşanmaya devam ederken geçmiş ve gelecekle ilgili yaşantıların veya fantezilerin ahengini de temin eder. Bazı durumlarda pre-frontal korteksin bu kontrol sistemi bozulur ve bu yapıyı bütün olarak koruma işlevinden uzak kalır. Bu durumlarda birey bütünlüğünü koruyamayarak aynı bedende farklı hisleri, duyumları, yaşantıları farklı farklı hisseder ve yaşar. Bunlar arasında bir birlik ve ahenk yoktur. Zaman, mekân ve olaylar zinciri arasındaki bağlantılar kopmuş gibidir. Bu, dağılmanın biyolojik temel mekanizmasıdır. Bazı cerrahi müdahalelerden sonra pre-frontal korteksi harap olmuş bireylerde kimliği bütünleştiren ve entegre eden yapının devre dışı kalması sonucunda birbiriyle uyumsuz davranış ve yaşantılar ortaya çıkmaktadır.

Bazı dürtüler entegre olmuş bir kimlik yapısı içerisinde kendilerini ifade etmek, nesnelerine ulaşmak ve deşarj olmak için uygun ortamlar bulamaz. Özellikle merkezi kontrol sisteminin güçlü bir yapıya bürünmediği yani egonun ve kendiliğin güçlü bir hale ulaşamadığı bireylerde bu dürtüler merkezi sistemden bağımsız bir şekilde kontrol sistemini ele geçirerek farklı yaşantıları gerçekleştirebilir. Bu, kişinin iradî dikkat ve kontrolüyle gerçekleşmeyen otomatik mekanizmalardır.

Dağılma fenomeni doğal bir savunma sürecinden çok ağır bir patolojik sürece değin geniş bir yelpazede etki gösterebilir. Çok sıkıcı bir dersi dinleyen Ferruh kardeşimiz mevcut ortamdan uzaklaşarak kendi iç dünyasında hoşnutluk duyacağı farklı bir zaman dilimine kayabilir. O ortamda konuşulan cümleler artık fonda kalmıştır. Ferruh Bey köyünde yıllar önce yaşamış olduğu bir anıyı gözünde canlandırabilir veya gelecekle ilgili tasarımladığı bir kendiliği, bir kariyer imkânının keyfini sürebilir ve böylece mevcut gerçeklikten uzaklaşabilir. Bu bir dağılma fenomenidir. Öğrencilerin sıkıcı dersler esnasında dalıp dalıp gitmeleri, evinde ders çalışan bireyin sayfayı okuduğu halde sayfanın sonuna geldiğinde zihninde çok farklı hayal ve imajları yakalaması dağılma fonksiyonunun uzantısıdır.

Sıkıcı bir yolculukta aracımızı kullanırken kilometrelerce veya saatlerce yolculuk yaptığımız halde farklı hayal âlemlerine dalmamız nedeniyle geçen süreyi ve geçilen güzergâhı algılayamayız. Bu tip zamandan ve mekândan koptuğumuz yaşantılarımız dağılma savunma düzeneğinin oluştuğu dönemlerdir.

Bireyin içerisinde ego denetiminin zayıflığı nedeniyle kontrol altına alınamayan farklı yöndeki dürtüler, aktivitelerini artırır ve egoyu kontrole çalışırlar ise ego burada bölünmekte, farklı kişilik örüntülerinin yaşayabileceği alanlar ortaya çıkmaktadır. Kişilik, çeşitli özdeşimler yoluyla içe alınan parçaların birleştirilerek bir hamur halinde yoğrulması ve bir bütün olarak ortaya çıkarılması işlemidir. Bu birleştirme süreci sağlıklı bir şekilde yapılanmazsa bireyde farklı kişilik örüntüleri, farklı merkezler halinde birbirinden bağımsız örgütlenmelere gidebilirler. Bu durumda aynı bedeni paylaşan birçok kişiliğin iç içe geçtiği bir yapıyı görmek mümkündür. Bu kişilik örüntüleri birbirinden bağımsız ayrı ayrı yaşantılarını sürdürürken kendi içinde bir bütünü temsil etmekte, diğer kişilik örüntüleriyle ayrı bir varlıkmış gibi ya haberleşmekte ya da iletişimini tamamen kesmektedir. Bu durum genellikle ağır disosiyatif bozukluğu olan çoğul kişilerde karşımıza çıkmaktadır. Bunlara alter kişilikler ismi verilmektedir. Alter kişilikler bağlamında dağılma fenomeni, hafif bir patolojiden ağır bir patolojiye kadar uzanan bir yelpaze oluşturabilmektedir. Gün içerisinde nesne ilişkilerinde farklı farklı davranan bireylerin bu davranış örgütlenmelerini alter (değişken) kişilikler olarak isimlendiren bilim adamları olduğu gibi, birbirinden tamamen bağımsız ayrı yaşantıları sürdüren ve her birinin hayat hikâyesi ayrı seyreden alter kişiliklerden bahsetmek de mümkündür. Genel kabul, dağılma fenomenini içeren çoğul kişilik örgütlenmesinde ikici tipteki anlayış ön plana çıkmaktadır.

Ego, merkez komuta kontrol görevini üslenemeyince federatif bir sisteme gitmektedir. Egosu güçlü olarak gelişmiş, dürtüler üzerine hâkimiyet kurabilen, dürtülerine yüceltme mekanizması sayesinde kendiliğe, gerçekliğe ve süperegoya uygun deşarj yolları bulabilen ego için sorun yoktur. Bu manada zayıf bir ego ve kendilik, dürtüleri kontrol etmekte, onlar arasında ahengi ve entegrasyonu sağlamakta ve onları yüceltilmiş hedeflere yöneltebilmekte yetersiz kalırsa alternatif bir çözüm olarak dağılma-savunma düzeneğini kullanmaktadır. Bir taraftan cinsel dürtülerin yoğun baskısı altında kalan, diğer taraftan aşırı süperego baskısından bunalmış olan bir hanım kızımız, bu iki yapıyı entegre edip bir kimlik içerisinde mezcedemediği zaman dağılma savunma düzeneğini devreye sokabilir. Böyle bir hamın, gündüzleri dinî bir yaşantı içerisinde hayatını idame ettirirken geceleri farklı bir kimliğe bürünüp para karşılığı fuhuş yapabilir. Bu iki yapı birbirinden bağımsız ve habersiz yaşantılarını sürdürebilir. Bu iki farklı alter kişilik zaman zaman duygusal olarak birbirilerinin varlığını hissederlerse egonun bir başka savunma düzeneği ile intihara varan bir sürece kadar gidebilir.

Burada ikinci tür bir dağılma fenomeninden bahsedilebilir. Bu sanki pre-frontal korteksin merkezi kontrolünün isteği doğrultusunda ego işlevlerinin bölünmesiyle ilintili olabilir. Bir vakamızda ergenliğe henüz girmekte olan bir genç kızımız komşunun oğlu ile yazlıkta cinsel bir yakınlaşma sonucunda bekâretini kaybettiği hissine kapılmıştır. Ailesi ve çevresi tarafından çok saygın, çalışkan ve değerli olduğu kabul edilen ve bu konuda taltif edilen bu hastamız yarın başına gelebilecek bir felaketin önünü alabilmek için alter bir kişilik yaratma mecburiyetini hissetmiştir. Belirli zaman dilimlerinde bu kızımız çok agresifleşmekte, saldırganlaşmakta ve ağza alınmadık küfürler savurmaktadır. Bu dönemlerde ruhsal bir takım güçlerin etkisi altında yaptığı şeklinde bir savunma kurmaktadır. Bu kızımızın tedavi sürecinde gördük ki; olay tamamen merkezî kontrol sisteminin planlı, programlı talebine bağlı iki farklı kimliğin oluşturulması ve bunların yaşam alanlarının belirlenmesiyle ilgilidir. Bekaretle ilgili bir sorunu olmadığını öğrendikten sonra kimlik entegre edilip sağlıklı bir yapıya kavuşturulmuştur.