hipnoz

Mehmet Tekneci
hipnoz

Saplanma

e-Posta Yazdır PDF
Dinamik açıdan ruhsal gelişim evreleri ve kimliğin oluşum süreci üç temel aşamadan geçmektedir. Bunlar oral, anal ve fallik dönemlerdir. Bu dönemler, ilgili bölümlerde detaylı bir şekilde anlatılmıştı. Epigenetik bir açılım ile bir evrenin fonksiyonları hakkıyla yerine getirildikten ve olgunlaştırıldıktan sonra bebek veya çocuk bir üst evreye geçmektedir. Bazı durumlarda bu evrelerin ardıllığı bozulmakta ve bir üst evreye geçme imkânı ortadan kalkmaktadır. Bu hangi durumlarda gerçekleşmektedir? Bir bebeğin ilgili evrede aşırı doyurulması veya doyurulmaması veya bir travmaya maruz kalması sonucunda birey o evredeki kişilik özelliklerine saplanıp kalabilir. Burada kastedilen fiziksel bir sakatlık, ruhsal bir büyüyemezlik hali değil, nesne ile ilişkilerin o düzlemde tekrarlanmasıdır. Bunu daha iyi kavrayabilmek için her bir evrenin gelişimsel özelliğinin ve nesne ile ilişkisinin ne olduğunu ortaya koymak gerekir.

a. Oral evre: Ağızcıl evrede birey, haz duyumunu ağız yoluyla elde etmekte ve nesne ile iletişimini ağzıyla sağlamaktadır. Organizmanın açlık, uykusuzluk ve diğer nedenlerle bozulan denge halini dengeye getirmek ağız vasıtasıyla mümkün olmaktadır. Ağız içe alan ve emen organdır. Bebek on iki ay süren bu dönemde pasiftir, beş duyu ile içe alandır ve birisine bağımlıdır. Bağlandığı nesnenin ilgisine ve sevgisine ve bakımına yoğun olarak ihtiyaç duyar. Oral dönemin temel nitelikleri bunlardır. İçe alma, birisine bağlanma ve bir başkasının ilgisine ihtiyaç duyma söz konusudur. Eğer bir anne veya bakıcı bu dönemde, çocuğun ego gelişmesini önleyecek kadar ona yoğun doygunluk yaşatırsa, her ihtiyacını anında giderir ve sevgisini olağanüstü bir şekilde verirse çocuk bu hoşnutluk duygusu nedeniyle bu aşamadan bir üst aşamaya geçmek istemez. Kendisi de yalancı bir cennetin içindedir. Anne aşırı sevgi nedeniyle çocuğuna çok ağır bir patolojiyi aşılamaktadır. Bu çocuk hayatın gerçekliğini tanıyamayacak ve ilerde büyük zorluklarla karşılaşacaktır. Bu dönemin özelliklerine saplanıp kaldığı için hep birilerine bağlanıp kalma ihtiyacı içinde olacak, hep pasif durumda kalacak ve hep alma eylemini talep edecektir. Bunları yaparken de bunların çok doğal bir şey olduğu ve başkalarının da bunları yapmaya mecbur olduğu duygusunu yaşayacaktır. Ömür boyu başkaları ona bakmak ve onun ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Böyle bir birey ağızcı fonksiyonları daha çok kullanacaktır; içe alacak, obur olacak, sigara ve alkol bağımlılığına yönelecek, çok konuşacak ve beş duyu ile de içe almaya devam edecektir.

Eğer seven, koruyan, kollayan, ilgi ve alaka gösteren bir bakıcısı yok ise çocuk hep huzursuz olacaktır, denge haline hiç ulaşamayacaktır. Aşırı früstrasyon, gerçekliğe adapte olmayı zorlaştıracak ve gerçekliğe adapte olunamadığı için de bu evrenin hazırlığı tamamlanmamış olduğundan dolayı bir üst evreye geçilemeyecektir. Bu tip çocuklarda motor ve zihinsel gelişim yavaşlayacak, ilerde psikoza kadar gidebilecek ciddi ruhsal bozukluklar ortaya çıkabilecektir. Oral döneme saplanmış olan bir birey özerkleşemeyecek ve bağımsız bir birey olamayacaktır. Dolayısıyla bağımsız bir bireyin yapması gereken teşebbüslerden iş kurma, ev kurma, evlenme ve insiyatif kullanma yeteneklerinden mahrum kalacaktır. Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir husus şudur: Bireyin bunları yapabilecek kapasitesi olup olmadığı söz konusu değildir. Böyle bir birey zekâ, eğitim ve hatta sosyal başarı olarak çok üst noktalarda bulunabilir. Ama mutlaka birilerine bağımlı, pasif ve yalnız başına birey olma yetisinden mahrumdurlar; yaşamı genellikle anneleriyle birlikte sürdürürler. Bu nedenle evlenmeyi hep tehir ederler. Evlenseler bile anneleriyle olan iletişimi, eşleriyle olan iletişimden daha yoğundur. Cinsel hayatlarında da çok ciddi problemler vardır. Cinselliklerindeki oral işlev fazladır.

Saplanmanın, egonun savunma düzeneği olması nasıl meydana gelmektedir? Rahata alışıp dinginliğe ulaşan bir ego yapısı, bir üst evrede bağımsız ve özerk hareket eden, bununla birlikte bu evrenin sorumluluğunu da üstlenebilen bir güce ulaşmalıdır. Bu da früstre edilmesi veya engellenilmesi sayesinde ortaya çıkabilir, bu da hazzın bloke edilmesi anlamına gelir. Terazinin bir kefesinde haz azalırken diğer kefesinde özerkliğin vermiş olduğu haz yükselir. Ego böyle bir riske girmektense mevcut şartları muhafaza etmeyi daha uygun bulur. Burada nesne ile ilişkide ana bir model meydana gelmektedir. Alışılmış olan bu model daha sonraki evrelerde aynen kullanılmakta, sadece içeriği değişmektedir. Anne yerine bağlanılacak başka kişi veya kurumlar bulunmakta ve pasiflik devam etmektedir. Yeni modeller üretmek ve yeni nesne ilişkileri kurmak ego için yeni riskler demektir. Bu risklere girmektense alışılmış, bilinen ve geçerli bir modelin tüm hayata hâkim kılınması tercih edilmektedir. Früstre edilmiş bir oral saplanmada ise bir üst modeli deneme gücü ve kabiliyeti yoktur.

b. Anal Dönem: Oral dönemi sağlıklı bir şekilde atlatmış, anneden ayrılıp özerkleşmiş, ağızcıl fonksiyonlarını tatmin edip hazzı farklı alanlara yönlendirebilmiş bir birey anal döneme sağlıklı olarak geçmiştir. Anal dönem bir birey olarak özerkleşmenin, anneden ayrılmanın ve iradeyi kullanmanın ortaya çıktığı dönemdir. Anal dönemde birey eyleminin yaratıcısı olduğunun farkına varır. Yapma veya yapmama artık onun temel eylemidir. Haz duyusu her ikisini birden yapmak ister. Bunun adı ambivalanstır, aynı anda iki zıt eylemi yapma ihtiyacı anlamındadır. Ambivalans duygusu egonun kontrolü altında bir hedefe doğru yönlendirilebilirse ego kontrolü sağlanmış demektir.

Bu dönemin ikinci özelliği otoriteye karşı bağımsızlık savaşıdır. Otoritenin kendisinden istediği şeyi vermemek ve ona direnmek, yani inat etmektir. Karşı gelmek ve inat etmek bu dönemin temel niteliğidir. Güç ve otoritenin taleplerine karşı direnebilme her zaman mümkün olamamaktadır. Çocuğun fiziksel zayıflığı, güç ve iktidarının sınırlılığı buna imkân vermemektedir. Ancak dışkılama alışkanlıklarının öğretildiği, uyku saatinin belirlendiği, yemek yemesinin istendiği durumlarda anne veya bakıcılar çocuğun iradesine mutlak olarak tabidirler. Çocuk bu durumlarda güç ve otorite tarafından istenen şeylerin tam tersini yaparak süreci kendi belirler. Dışkılama konusunda inat edip kakasını vermez. Yemek yerken ağzını kapatabilir veya uyku saatinde uyumaz.

Böyle bir dönemi atlatamayan, bu döneme saplanıp kalan bireyler ileriki hayatlarında bu dönemin özelliklerini aynen taşırlar. Vereceği karar karşısında ambivalansı yaşayan bir insan bu dönemin etkisi altındadır, ‘yapayım mı yapmamayım mı, gideyim mi gitmemeyim mi, alayım mı almayayım mı?’, yüzlerce soru enerjisini yiyip yutar. Bu dönemin inatçılığı hayatının her evresinde görülebilir. Güç ve otorite olarak nitelendirdiği kişi ve kurumların kendinden direkt olarak talep ettiği her şey reddedilir, inatlaşılır ve ters tavırlar takınılır. Elde olan tüm yetki, yetenek, güç ve iktidarlar, özellikle tutulur fakat kullanılmaz. Karşı tarafı çileden çıkaracak kadar geciktirilir. İki yaşındaki bir bebek kakasını tutarak annesini bekletirken kırk yıl sonra aynı bebek bir defterdar olarak kapısına gelmiş ve ondan imza isteyen bir mükellefi saatlerce bekletme keyfini yaşar. Bir bilim adamı üniversitede öğrencilere ders verirken ders saatinin büyük bir kısmını gereksiz cüruf malzemeyle doldururken son beş dakikada istemeyerek de olsa dişleri ile dili arasında mevzunun ana kısmını vermeye çalışır. İmkânı olsa onu da vermeyecektir, çünkü bebekliğinde kakasını da vermemişti. Böyle bir karakter örüntüsünde olan birey anal ve sadist bir karakterdedir. Her şeyi içine alır; ilgiyi, parayı bilgiyi. Ancak dışarı hiçbir şey çıkmaz, her şey onun içindedir. Bu karakter örüntüsü bir yerde varyemez amca tiplemesini yaratırken diğer tarafta koleksiyonculuğa soyunup evdeki çöpleri dahi atamayacak şekilde çöp biriktiren bir tip karşımıza çıkar. Burada da aynı şekilde öğrenilmiş olan bir modelin hazzı gereksiz yere daha sonraki evrelere taşınmaktadır.

c. Fallik Evre: ilk iki evrede ikili ilişkiler içerisinde olan çocuk bu dönemle birlikte üçlü ilişkiye geçmektedir. Bir sevgi nesnesine ulaşabilmek için ona hâkim olan üçüncü bir şeyle mücadele vermek ve onu yenmek zorundadır. Bu ödipal bir çatışmadır. Ödipal çatışma, baba ile özdeşim yapan erkek çocuğun anneye ulaşması için baba ile özdeşimini tamamlayıp anneden vazgeçerek alternatif sevgi nesnelerine yönelmesini gerektirir. Çeşitli nedenlerle baba ile sağlıklı özdeşim kuramayan ve alternatif sevgi nesnelerine yönelemeyen bireylerde çatışma bilinçdışına itilir. Bozuk bir plağın aynı sözleri dönüp dönüp tekrarlaması gibi sistem bu modeli ömür boyu uygulamaya çalışır. Güç ve otoriteye karşı büyük bir bilinçdışı savaş sürdürülürken aynı zamanda güç ve otoriteye karşı duyulan büyük bir korku mevcuttur. Bütün sevgi nesneleri ele geçirilmeye çalışılırken otorite tarafından cezalandırılacağı kaygısı hep içte yaşatılır. Bu kaygı zaman zaman panik bozukluk, bazen fobi, ara sıra psiko-somatik bozukluklar ve bazen de cinsel fonksiyon bozuklukları şeklinde görüldüğü gibi bazen de oto kastrasyon şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Klinik tabloların büyük bir kısmı ödipal dönemdeki çatışmalardan ve saplanmalardan ibarettir. Bu dönemlerle ilgili detaylı bilgi ruhsal gelişim evrelerinde verilmişti.