hipnoz

Mehmet Tekneci
hipnoz

Akut Stres Bozukluğu

e-Posta Yazdır PDF

Yukarıda yeniden gözden geçirilen travmanın hemen sonrasındaki çözülme ve diğer semptomların yaygınlığı hakkındaki bu kanıtlar DSM-IV’te yeni bir tanı olarak akut stres bozukluğunun (ASB) temellerini şekillendirmiştir. Yüksek derecedeki çözülme, anksiyete ve diğer semptomlar travmanın birinci ayında olduğu ve en az iki gün sürerek stres ve işlev bozukluğuna sebep olan zaman bu hastalık tanısını alır. Bu tanıyı alan bireylerin fiziksel travmayı yaşamak ya da şahit olmakla birlikte yoğun korku, çaresizlik veya dehşete düşme şeklinde cevap vermiş olmaları gerekir. ASB için DSM-IV kriterlerinin bu A kriteri, TSSB’ninki ile aynıdır. Bireyin bu tanıyı alması için şu beş çözülme semptomdan en az üçüne sahip olması gerekir: kendini soyutlama, gerçekliği farklı algılama, amnezi, hissizleşme ve sersemleme. İlave olarak, travma kurbanı üç klasik TSSB kategorisinin her birinden bir semptoma sahip olmalıdır: kabusların ve geri dönmelerin dahil olduğu travmatik anıların zorla araya girmesi, kaçınma davranışı, anksiyete ya da artmış uyarılmışlık. Eğer semptomlar bir ayı geçerse, semptomların özelliklerine dayalı olarak kişi başka bir tanı alır. Olası tanılar çözülme, anksiyete ya da travma sonrası stres bozukluğudur.

TEDAVİ
TSSB’ye üç tip psikoterapi uygulanmıştır: psikodinamik, bilişsel - davranışçı (BDT) ve hipnotik yeniden yapılandırma. Farklı metotlar ve hedeflerle de olsa, bu yaklaşımların her birinde travma öyküsünü anlatmak ve tekrar anlatmak esas unsurdur: psikodinamik tedavide bilinçdışı temalar ve aktarımın aydınlatılması; BDT’de bilişsel çarpıtmaların düzeltilmesi ve nihayet hipnoz tedavisi ile de travmatik hatıraların duygusal boşalımı ve yeniden şekillendirilmesi.

Psikodinamik tedavi hastalığın, travmanın bilinçdışı içerik ve uzanımları sebebiyle karmaşık hale geldiği varsayımı ile hareket ederek travmaya ait bu bilinçdışı gizli içeriğin araştırılmasını hedef alır (Horowitz, 1976; Horowitz, Wilner ve meslektaşları, 1980). Aynı zamanda bu, semptomların bilinç dışı belirleyicilerini bilinçli farkındalık düzeyine getirmek suretiyle, ego işlevini güçlendirmeye yardım edebilir. Böylelikle semptomları daha az bunaltıcı hale getirir ve onlarla baş etmeyi kolaylaştırır (Marmar, Weiss ve Pynoos, 1995; Menninger & Wilkinson, 1988).

Travma esnasında karşılaşılan çaresizlik kendiliğin, hayatın diğer alanlarında da çaresiz kalacağı gibi bir genellemeye sebep olur ve bunun hak edilenin yaşandığı bir kader olarak görülmesine yol açar. İronik olarak, hastanın mutlak güce sahip olma düşlemleri, içinde bulunduğu bu kendilik şemasıyla çelişmekten ziyade onu güçlendirmektedir. Travmatik stresin sebep olduğu kontrolsüzlük düşüncelerini engelleme girişimleri sıklıkla suça sebep olan gerçekdışı kontrol düşlemlerine yol açar: kaza veya saldırı önceden görülebilmeli ve engellenebilmeliydi. Bu olay rastgele bir olay değil, kişilik kusurundan veya bir değerlendirme hatasından kaynaklandı. Travmaya sebep olan suçluluk düşlemleri bazıları için travmanın sebep olduğu devamlı çaresizlikten daha dayanılabilir bir durumdur.

Psikodinamik psikoterapi travma öyküsünün tekrar anlatılması yoluyla semptomların bilinçdışı belirleyicileri ile çalışmayı ve bu belirleyicileri ortaya çıkarmayı, rüyaların ve zorla araya giren anımsamaların incelenmesini ve aktarımla ilgili konuların araştırılmasını amaçlar. Travma kurbanlarının çoğu, travma ya da travma yaşatan hakkında sahip oldukları duygularını yer değiştirme yoluyla terapistlerine yansıttıklarından “travma aktarımı” önemlidir. Transferans çarpıtmalarının aydınlatılması, hastalara travmatik yaşantıları kabul etmelerine, onu entegre etmelerine ve kendilik kavramında meydana gelen hasarın tamirine yardım edebilir.

Bilişsel davranışçı yaklaşımlar kısmen sistematik duyarsızlaştırma kavramına dayanmaktadır (Foa & Rothbaum, 1989; Foa, Davidson ve meslektaşları, 1995). Uygun bir terapi ortamında travmalarla ilgili hatıraların tekrar konuşulma çabaları, yavaş yavaş bu hatıraları duygusal uyarıcı etkilerinden arındırır. Üstelik travmanın oluşturduğu çarpık kendilik değerlendirmesinin etkilerine karşı mücadele edilir: böylece, “kurbanın bu travmayı yaşamış olmasının, onu hak ettiği anlamına gelmediği” veya başka bir durumda da “travma sonrasındaki yanlış uygulanan tedaviyi hak etmediği” bu mücadelede kullanılır. Travma üzerinde tekrar konuşma, travmayla kirletilmiş idrağı aydınlatmak ve düzeltmek için bir fırsat sağlamayı ve duyguların yoğunluğunu dengelemeyi amaçlar (Keane, Fairbank ve ark., 1989; Cooper & Clum, 1989).

TSSB’li Vietnam gazilerinin hipnoza yatkınlığının diğer insanlardan daha yüksek olduğunun tespitinden sonra (Stutman & Bliss, 1985; Spiegel, Hunt ve meslektaşları, 1988) hipnozu kullanan tedavi tekniklerinin faydalı olduğu anlaşılmıştır. Özellikle travma yaşamış TSSB’li bireyler travma esnasında ve sonrasında ani çözülme durumundaysa, hipnoz o an ki zihinsel durumun bir benzerini yeniden canlandırarak travmatik hatıraların bir boşluk bulup ortaya çıkmasına yardımcı olur. Duruma dayalı hafıza ile ilgili kaynaklar (Bower, 1981) bireyin hatırlama anındaki zihinsel durumu ile bilgiyi kazandığı travma esnasındaki zihinsel durumu aynı olduğu zaman, hafıza içeriğinin daha iyi hatırlandığını göstermektedir. Bu sebeple travmaya ilgili yaşantıların hatırlanmasında, benzer (ve acı veren) etkiye tolere etme yeteneği bir gerekliliktir. Baskın durumdaki etkiye benzer olarak, yapılandırılmış bir bilinçlilik hali (çözülme ya da hipnotik bir durumda olduğu gibi) hatırlamayı kolaylaştırabilen bir zihinsel durumun oluşmasına sebep olur.

Hipnoz kullanarak yapılan tedaviler yalnızca travmayla ilgili anıların duygusal boşalımını değil, aynı zamanda hastanın onu rahatsız eden etkiyle başa çıkılmasına, travmatik anıları üzerindeki kontrolünü artırmasına ve bunların anlamını bilişsel açıdan tekrar biçimlendirmesine yardımcı olmayı hedefler (Spiegel & Spiegel, 1978; Spiegel 1981, 1992, 1997). Duygusal boşalım (katarsis) bir başlangıçtır, fakat kendi içinde bir son değildir, eğer katarsise etkili tepkiyle başa çıkılması yönünde destek verilmesi, hatıralar üzerinde kontrolü sağlama ve onlar üzerinde çalışma gibi teknikler eşlik etmezse katarsis travmanın yeniden yaşanmasına yol açabilir. Yas çalışması modeli (Lindemann 1944[94]) faydalıdır. Travmadan sonraki normal yas reaksiyonunun gözlenmesi, belirli miktarda duygusal rahatsızlık, huzursuzluk ve artmış uyarılmışlığın normal ve aynı zamanda travmatik anıları kabullenme, onlara tahammül etme ve onları bir bakış açısı oturtmanın bir parçası olarak gerçekten gereklidir. (Spiegel 1986; Spiegel & Cardena, 1990). Bu, “split screen” (ekran bölünmesi) adı verilen bir hipnotik imaj tekniği yoluyla kolaylaştırılır. Bu teknikte hastaya ekranın bir yarısına rahatsız edici etkiyle birlikte travmanın bazı yönlerini resmetmesi, bir yarısına ise kendisini korumak ve başkalarına yardım etmek için neler yaptığını resmetmesi istenir. Bu yolla travmatik anı kabul edilir fakat çaresizlik üstünde hakimiyet kurma çabalarını dahil etmek için bu travmatik hatıralar yeniden yapılandırılır.