Kendimize
veya yanı başımızdakine gelecekle ilgili sorular sorduğumuzda
birçok cevap alırız; gelecekle ilgili beklentilerimiz, yapacaklarımız,
garantide olanlar vb. düşüncelerimizi mutlak olarak gerçekleştirmiş
gibi hisseder ve algılarız: Önümüzde duran yemeği biraz sonra
yiyeceğizdir. Biraz sonra kalkıp uyumak için yatağa gideceğiz,
sabah kalkıp işimize, hafta sonu yazlığımıza gideceğiz. Bu yıl
tatilimizi deniz sahilinde geçireceğiz. Çocuklarımızı önümüzdeki
yıl yeni bir koleje vereceğiz vs. Bunlar o kadar gerçek ki olmaması
mümkün değildir. Bunların hepsi, gerçekleşecek olan mutlak gerçeklerdir.
Aklımıza her şey, ama her şey gelir, tek bir şey gelmez: Öleceğimiz.
Gelecekle ilgili tek bir gerçek vardır: Gelecekte mutlaka öleceğiz.
Gelecekle ilgili her şeyden bahsederiz, her şeyi netleştirmeye
çalışırız. Ama öleceğimizden hiç bahsetmeyiz. Bu, paradoksal bir
durumdur ve ‘bilinen tek gerçeği inkâr edip belirsiz olan bir
takım varsayımları gerçekmiş gibi kabul etmek’tir.
Ölüm,
doğan bir insanın yaşayacağı kesin olan tek gerçektir. Bilinen
tek gerçektir. ‘Şu anda gelecekle ilgili emin olduğunuz hangi
gerçek var?’ diye sorulursa bunun cevabı çok basittir. Emin olduğumuz
tek gerçek ölüm gerçeğidir. Ölmek, yani yok olmak, yani ortadan
kalkmak. Yani toprağın içine gömülmek veya yakılmak; insanoğlunun
canlı iken tasavvur edemeyeceği bir hakikattir. Ölümün gerçekliğini
gerçekten hisseden bir insanın yaşamını sağlıklı bir şekilde devam
ettirmesi hemen hemen imkânsızdır. Çünkü bu büyük bir bunaltı
ve sıkıntı kaynağıdır. Hayatın anlamsızlığı ve belirsizliği karşısında
zaten savaş vermekte olan bir bireyin, bunun üzerine ölüm gerçeğiyle
de yüzleşmesi mümkün gözükmemektedir. Ölüm, anlam yüklediğimiz
anlamların bittiği bir duraktır. Ölüm, belirsizliğin karşısında
hissettiğimiz çaresizliği ortadan kaldırmak için aldığımız tedbirlerin
tükendiği noktadır. Ölüm gerçektir ve hakikattir.
Ancak
insanlık tarihine ve kültürlere baktığımızda insanoğlunu yaptığı
tek şey bir ömür boyu ölümü inkâr etmektir. Her an ölümle iç içe
olmamıza rağmen ölüm hep yok sayılır, yadsınır, inkâr edilir ya
da kabul edilmez. Ölüm hep bizim dışımızdaki bir yerlerdedir.
Ölüm bize asla gelmez. Ölümün bizle işi yoktur. Bu duyguları derinden
hissederiz. İnsanlar yaşadıkları süreçlerde zaman zaman ölüm hakikatiyle
karşılaşırlar. Bu durumdaki insanlar mekanik davranış sergilerler.
Medeniyetin kendilerine öğretmiş olduğu ölümü yadsıma düzeneklerini
toplumsal olarak yaşarlar ve uygularlar. Ölümle ilgili tüm ritüeller
ve toplumsal kurallar ölümü yadsıma üzerine oturtulmuştur. Hergün
yanı başımızda ölüm veya ölümler akıp gider. Hiç birimiz bu ölüm
hakikatini görmek ve kabullenmek istemeyiz.
Günün birinde ölüm tüm çıplaklığı ve gerçekliği ile karşımıza
çıkabilir. Bu bir hastalık, bu bir kaza veya çok yakınımızın ölümü
şeklinde olabilir. Bu durumda ölüm hakikatinin yanına yaklaşmışızdır.
Hayatın anlamsızlığı ve belirsizliği, derinden idrak edilmiş ve
insanoğlunun acziyeti doruk noktasına ulaşmıştır. Ölüm hakikatiyle
bu manada burun buruna gelen ve bu noktada yadsıma reaksiyonlarının
işe yaramadığını fark eden birey hakikatle yüzleşmek zorundadır.
Ölüm onun tek gerçeğidir. Ölüm her an kapının eşiğindedir. O halde
yaşamın anlamı nedir? Bu kadar hırsın, öfkenin, kızgınlığın, dürtünün
anlamı nedir? Bu sorgulamalar insanı tekrardan bir açmaza düşürür.
Açmaz içinde açmazlar oluşturur. Bunaltı şiddetlenir, huzursuzluk
artar. Kişi burada kısır bir döngüyü tekrar oluşturabilir. Ölüme
karşı hissettiği çaresizlik karşısında bunaltı ve anksiyeteyi
kalkan olarak ortaya koyabilir. Eğer bunaltı hissediyorsa ölüm
hala ortalıkta yok demektir. O halde bunaltı hissedilmeye devam
edilmelidir. Bunaltı ölümü öldüren şeydir, bunaltı varlığın ve
canlılığın alametidir. İnsanın en büyük cehennemi hiçlik ve yokluktur;
yani olmamaktır, var olmanın tersidir, var olamamaktır. Varlığı
hissetmenin bedeli bunaltı ise bu kabul edilir. Birey ya sanal
bir dünya da yaşayacak, ölümü son ana kadar yadsıyacak, kurgusal
bir zeminde varlığını devam ettirecektir. Ya da ölümle yüzleşecek
ve varoluşunu bir başka bağlamda değerlendirecektir.
1.
Hayatın anlamı nedir?
2. Geleceği bilmek
ve belirlemek mümkün müdür?
3. Ölümden
başka bir hakikat var mıdır?
4. Kaderimizin
sorumluluğu kime aittir.
5. Hayatta yalnız
mıyız?
|