Olgun
bir egonun bilinçdışını kontrol edebilmesi için oluşturması gereken
ilk önemli savunma düzeneği, öncelikle tehlike arzeden dürtüleri
durduracak ve onları bilinçdışına bastıracak savunma düzeneğidir.
Egonun bu fonksiyonu oluşturabilmesi için belirli bir güce ulaşması,
dürtüyü bilinçdışında tutabilme yeteneğine sahip olabilmesi ve
orada barındırması gerekir. Başlangıçta dürtüler bilinçdışında
tutulamadığı için; bilince çıkarılarak realiteye ve süperegoya
uygunluk açısından test edildikten sonra uygun olanlarına deşarj
imkânı sağlanması, uygun olmayanların da bilinçdışına tekrar gönderilmesi
ve bastırılması gerekir. Özellikle psikoseksüel gelişim evrelerinden
fallik evreye ulaşan bir bebekte ebeveyn tasarımlarının içselleştirilmesi
sonucunda dürtüler, süperegonun bilinçdışı kısmının denetimiyle,
bilince ulaşmadan kontrol edilmekte ve denetim sağlanmaktadır.
Bastırma mekanizması aktif bir süreçtir. Dürtü bilince çıkmak
için libidodan bir enerji kullanırken ego bu dürtüyü durdurabilmek
ve baskılayabilmek için yine libidodan enerji kullanmak zorundadır.
Bu da fâsit bir daireyi oluşturur. Bunaltının oluşmasını kontrol
etmek için devreye giren bastırma mekanizması, insanı yorgun ve
bitap düşürebilir. Bastırma mekanizması şu şekillerde ortaya çıkabilir.
a.
Bilince gelen dürtünün geri gönderilmesi
b. Dürtünün bilinçdışında tutulması
c. Reel olarak yaşanan travmanın bilinçdışına
gömülmesi.
Her
üç halde de bastırma mekanizmasından bahsetmek mümkündür. Ruhsal
gelişim evrelerinin durumuna göre bilinçdışında tutulan dürtüler,
zaman zaman bilince çıkabilir. Hatta zaman zaman aktive olup uygulamaya
bile geçebilir. Bunun birçok nedenleri vardır. Egonun zayıflığı,
süperegonun baskınlığının yetersizliği ve realitenin kolaylaştırıcı
etkileri sonucunda dürtü uygulamaya geçebilir. Örneğin, ergenlik
dönemine kadar ödipal çatışmasıyla ilintili olarak anneye ilişkin
bilinçdışı ensest arzularını kontrol altına alabilen genç delikanlı,
ergenliğin getirmiş olduğu fiziksel ve ruhsal zorlamaların sonucunda
bu dürtüsünü bastıramayacak noktaya gelip bilinçlendirebilir.
Böyle bir arzu ve istek bilinçlendiğinde genç delikanlı için bu
durum dayanılmaz bir sıkıntı ve acı vermektedir. Belki de yıllardır
bilinçaltında bastırarak tutmuş olduğu bu dürtü, ergenliğin zor
şartları altında denetimden çıkmış sadece bilince ulaşmıştır.
Bilinçte bunun izolasyona tabi tutulmadan hissedilmesi ve düşünülmesi
ciddi bir sıkıntı kaynağı yaratmaktadır. Böyle bir nedenle intihara
yönelen, yoğun anksiyete atakları geçiren veya depresyona giren
ergenler bulunmaktadır. Burada mekanizma, egonun denetim gücünün
zayıflaması sonucunda dürtülerin bilinçdışı katmandan bilinçli
hale gelmesi şeklinde çalışmaktadır. Yine aynı gençlerde anneye
karşı hissedilen bu dürtüsel yapı cinsel bir eyleme yönelmese
bile cinsel içerikli olarak anneye dokunma ya da sarılma gibi
eylemlere dönüşebilmektedir. Bu durumda ergenin yaşayacağı içsel
çatışma daha yoğun ve fazladır.
Çocukluk
döneminde kardeşine karşı kıskançlık hisleriyle dolu, ona zarar
verme isteğiyle bu tip dürtüleri harekete geçmiş olan çocuk, çevre
şartları müsait ise eylemi uygulamaya teşebbüs edecektir. Yaş
ilerledikçe bu dürtüler ve istekler bilinçdışında tutulacak hiç
bilince çıkmayacaktır. Her iki durumda da bastırmadan bahsetmek
mümkündür. Çocuğun kıskançlığı hissedip kardeşine karşı düşmanca
hisleri fark etmesi ve bundan utanarak bastırmaya çalışması represyon
(bastırma) düzeneğini oluştururken, dürtüleri bilince çıkmaya
izin vermeden bilinçdışında tutmayı başarması ise supresyon bastırma
mekanizmasına örnek olarak verilebilir.
Yaşanmış
olan travmatik birçok anı unutulma eğilimlidir. Egonun rahatlayabilmesi
için yaşanmış olan bu tip anıların hafıza katmanlarının derinlerine
gönderilmesi ve çağrışım zincirinden uzak tutulması gerekmektedir.
Aktif olarak bilince ulaşamayan bu tip travmatik yaşantılar, bilinçdışında
varlığını sürdürecek, bireyi farklı şekillerde varlığından haberdar
edecektir. Birçok psişik belirtinin/semptomun arka planında bu
travmatik yaşantıların izdüşümlerini bulmak mümkündür.
Bastırma,
egonun öncelikli olarak alacağı ilk tedbirdir. Dinamik açıdan
bakıldığında ensestiyöz talepler bilinç dışında bastırılarak tutulacaktır.
Daha sonra ise egonun gelişim yapısına, realiteye ve süperegoya
uymayan birçok istem ve arzu deşarj imkânı bulamadan bilinçdışında
tutulacaktır.
Bastırma
çeşitli yaklaşım ekollerine göre farklı farklı da değerlendirilebilmektedir.
Biyolojik eksenli bir bakış tarzında olay hafıza kayıtlarının
işlemlenmesiyle ilişkilendirilebilir. Biyolojik yaklaşım tarzı
bilinçdışı bir hafıza kaydının varlığını kabullenmez. Bunun yerine
yaşantılanan bilgilerin ve zaman dilimlerinin, hafızaya alma,
hafızada saklama ve geri çağırma sistemindeki bir takım hatalardan
kaynaklandığına inanılır. Bu açıklama biçiminde hafıza kaydı yapılırken
bazı kodlama sistemlerinin hafızayı etkin olarak çalıştırdığı
ve hatırlamada bu sistemlerin çok önemli bir rolü haiz olduğu
belirtilmektedir. Bu bakış tarzıyla birçok olayı izah edememekteyiz.
Biyolojik bakış tarzına göre hafıza kayıtlarına güçlü kayıt yapılıp
yeniden çağrılabilmesi, duygusal bir olayın patlayıcı etkisinin,
kaydı güçlendirmesi nedeniyledir: Yaşanan bir savaş, deprem, felaket
ve benzeri durumlarda olduğu gibi. Ancak biz biliyoruz ki cinsel
taciz konusunda birçok kurban olayı hatırlayamamaktadır. Bu da
göstermektedir ki biyolojik hafıza kaydı izahı, bir noktaya kadar
geçerli olmakta, bizim bilinçdışı süreçler dediğimiz mekanizmalar
devreye girmektedir.
Olay,
davranışçı açıdan değerlendirildiğinde; hoşnutluk veren anılar
ve hafıza kayıtları canlı tutulurken, sıkıntı veren hafıza kayıtlarının
geri planda kalması ile ilgili davranışçı-pekiştirici süreçlerden
bahsedilmektedir. Hatırlanmayan travmatik hadiselerin davranışçı
ekole göre bu şekilde izahı yapılmaktadır. Negatif olan anılar
hafızadan silinmekte, pozitif olanlar ise pekiştirici süreçlerle
hafızada tutulmaktadır. Deprem ve savaş gibi hallerin negatif
etkileri olmasına rağmen, hafıza kayıtları çok aktif bir şekilde
tutulurken bireysel olarak yaşadığımız aşağılanma, dışlanma ve
cinsel taciz gibi anılar hafıza kaydına gelmemektedir. Bu da pekiştirici
süreçlerin bu alanda geçersiz olduğunu ve davranışçı yaklaşımın,
olayları bir noktaya kadar izah edip bir noktadan sonra yetersiz
kaldığını bize göstermektedir.
Kognitif/bilişsel
açıdan bastırma ve unutma kavramlarına bakıldığı zaman; başlangıç
dönemlerinde bilinçdışı süreçler kabul edilmezken vaka çalışmalarında,
izah edilemeyen kognitif yapılandırmalara farklı isimler verilerek,
afonksiyonel şemalara dinamik yapının bilinçdışı kavramlaştırmasına
denk düşecek temel kabuller ve şemalarla açılımlar getirilmiştir.
|