İlkel savunma düzeneklerinden en önemlisi bölmedir.
Yine bebeğin ilk algılarına dönecek olursak, beş duyu ile içerden
ve dışardan alınan uyarılar zihnimizde kaotik bir dünya oluşturmuş
idi. Her şey bir hercümerç halindeydi; anlam yoktu. Sonraları
beyinsel ve zihinsel gelişim oluştukça bu anlamsızlık, yerini
kategorizasyona bıraktı. Nesneler anlamlı hale gelmeye başladı,
canlı ve cansız olarak ayırt edilmeye çalışıldı. Beş duyu ile
alınan nesnenin varlığı kabul edilirken, görülmesi engellenen
bir nesnenin o anda yok olduğu düşüncesinden, gelişmişliğe uygun
olarak bir süre sonra o nesnenin, engelin arkasında varlığını
devam ettirdiği çıkarsamasına kadar geçen bir süreç işledi. Hafıza
kayıtları çalışmadığı dönemlerde her seferinde dünya yeniden ve
yeniden yaratılmakta idi. Hafıza kayıtlarının devreye girip nesne
tasarımlarının içte oluşturulmasıyla birlikte nesnelerin sürekliliği
ve devamı temin edildi.
Bu
çerçevede bebek kendisine bakan anneyi, ilk nesne tasarımı olarak
içinde canlandırmayı başardı. Anneyi beş duyu ile algıladığında
onu tanımanın vermiş olduğu tepki ile ona eko verdi. Dış dünyanın
nesne tasarımlarının aynısının içeride oluşturulmasıyla birlikte
süreklik temin edilmiş oldu. Nesnelerin tasarımları iç dünyada
şekillenirken onlara anlam yükleyen bireyin kendisinin tasarımı,
bu tasarımlar dünyasında eksik kaldı. Çünkü kendisini nasıl tanımlayacak,
tasarımlayacak ve nasıl bir değer atfederek bu tasarımsal dünyanın
merkezine oturtacaktı?
Bir
bebeği bu dönemde kapalı bir kutuya benzetirsek kapalı kutunun
yüzeyinde beş tane delik bulunmakta, bu deliklerden gelen bilgiler
vasıtasıyla dış dünyanın ne olduğu ile ilgili çıkarımlar yapılmakta,
bu çıkarımlar sonucu kutunun içerisinde dış dünyanın bir kopyası
tasarımsal olarak oluşturulmaktadır. Dış dünyanın bir kopyası
kutunun içinde tasarımsal olarak oluşturulduğu zaman bu tasarımın
içinde kutunun kendisi yoktur. Çünkü kutu kendisinin neye benzediğiyle
ilgili bir çıkarımı yapamamaktadır. Gözün kendini görememesi,
beynin kendini idrak edememesi gibi bir husustur bu. Bir göz dışarıdaki
her şeyi görür, alır ama kendi yapısının nasıl bir şey olduğu
ile ilgili görüntüye ulaşamaz ve kendini göremez. Bu manada bebek
de dış dünyanın fotoğrafını çektiği halde kendi kimliğini, bedenini
ve varlığını algılayıp değerlendiremez.
Ama
içeride tasarımlanan dünyanın bütün halkalarının anlamlı hale
gelebilmesi, bebeğin kendiliğini iç dünyasına atmasıyla mümkündür.
Bilinmeyen ve tanımlanamayan bebeğin kendiliği nasıl olacak da
iç dünyaya taşınacak ve diğer nesnelerle bağlantısı iç dünyada
tesis edilecektir. İşte bu aşamada Lacan’ın ‘aynalama (mirroring)
evresi’ dediği süreç işler. Çocuk dünyayı algılayıp anlarken ilk
etapta annesiyle füzyona girip onunla kaynaşarak dünyaya anlam
verir. Kendinin nasıl bir şey olduğu ile ilintili olarak kendilik
tasarımını da annenin bakışlarından, yüz ifadesinden, ses tonundan
ve davranışlarından çıkarır. Özellikle annenin bakışları, çocuğun
nasıl bir varlık olduğunun aynada yansımasıdır. İşte ilk kendilik
çekirdeğinin oluştuğu bu evrede annenin çocuğa atfettiği değer,
annenin yüz ifadesinde ve bakışlarında netlik kazanır. Çocuk annenin
kendisine olan bu bakış ve yaklaşımından bir kendilik tasarımı
oluşturarak biraz önce kutu diye tanımladığımız varlığı tasarımlayarak,
iç dünyasındaki nesne tasarımları arasına kendilik tasarımı olarak
atar ve onu merkeze oturtur.
Buraya
kadar her şey normal giderken genellikle bebeklerin ilk oluşturdukları
kendilik tasarımları sevgiyle, şefkatle ve ilgiyle bebeğe bakan
annenin bakışları ve yüz ifadesi sayesinde oluştuğundan bebek
kendisini çok önemli, değerli ve hoşnutluk veren bir varlık olarak
içeri atar. Bu sayede ilk kendilik tasarımı, merkeze oturarak
nesne tasarımları dünyasında bağlantıları kuran ana öğe olur.
Annenin
bu yoğun ilgi ve sevgisi, hatta çocuğa tapınacak derecedeki alakası
çocukta ilk narsist iyi kendiliğin oluşmasını sağlar ve onu oluşturmayı
sağlayan yapı da ilk iyi nesneyi oluşturur. Fakat bir süre sonra
ne olduysa anne çocuğa çok kötü bir şekilde yaklaşmakta, bakışları
değişmekte ve ona nefret ederek kızarak hatta iğrenerek bakmaktadır.
Çocuk bunu algılayacak, anlayabilecek ve yorumlayacak durumda
değildir. Anne şekil, cisim, ses vb. bakımlardan aynı annedir.
Ama anne, davranışsal ve duygusal olarak farklıdır. Anne çocuğa
iğrenerek, kızarak ve öfkelenerek yaklaşmaktadır. Çocuk bunu anlamlandırmakta
çok zorlanır. Hikâyenin anne tarafına bakacak olursak çok sevdiği
yavrusunun altına çiş-kaka yaptığını, bezini dağıtıp kakasını
oraya buraya bulaştırdığını ve de eliyle mıncıkladığını görünce
yüzündeki ifade iğrenme, öfkelenme ve kızgınlık şeklinde ortaya
çıkmaktadır. Bebek için kaka, dışkılama ve pislik hiçbir anlam
ifade etmemektedir. Annenin davranışlarını bu bağlamda bebeğin
izah etmesi mümkün değildir. Bebeğin egosu henüz çok ilkel düzeydedir.
Bu durumda çocuk ilk savunma düzeneklerinden olan bölme düzeneğini
uygulamaya geçirme yetisiyle donatılmıştır. Egonun ruhsal gücü
bu seviyeye ulaşmıştır.
Bölme
mekanizması aynı obje tarafından bireye ulaştırılan pozitif ve
negatif davranış ve duygulanımın aynı birey değil de ayrı ayrı
iki birey tarafından yapıldığına dair içsel kanaatin oluşturulması
ve birbirinden ayrı tutulması çalışmasıdır.
Bebek
nasıl ki ilk nesne tasarımlarını oluştururken her an yeniden gördüğü
anneyi ayrı anneler zannedip bunları aynı anne yapma konusunda
aylarca mücadele etmiş ve anlık anneleri birleştirip sürekli bir
anne oluşturmuşsa şimdi de anneleri ikiye indirgemektedir: İyi
anne, kötü anne. Olay basitleşmiştir. Annenin yüzündeki davranış
ve duygulanım ifadesi bebekte iki türlü duygu hissettirecektir.
İyi anne geldiğinde çocuğun içerisinde önemli ve değerli olduğunu
hisseden iyi kendilik aktive olurken; negatif hislerle dolu kötü
anne geldiği zaman içinde değersizlik hislerini oluşturan kötü
kendilik aktive olacaktır.
İç dünyamızda iyi ve kötünün yan yana barınması bu seviyedeki
bir zihinsel yapı için mümkün görünmemektedir. Çünkü olayı anlamlandırabilecek
mantıklı zihinsel bir kapasiteden yoksundur. İyi ve kötü kendilik
içeride bu şekilde aktive olurken yeni bir kaos doğacaktır. İyi
kendilik zihinsel yapıda hazzın ve hoşnutluğun temin edildiği
bir hemaostasis halini simgelerken; kötü kendilik bu güzel dengenin
bozulduğu ve kişinin anksiyeteye sokulduğu negatif bir ortamı
oluşturacaktır. Bu durumu süt içine dökülmüş çiş ve kakaya benzetebiliriz.
Çocuk bunu kaldırabilecek durumda değildir. İşte bu esnada bu
gelişim evresinde bebek, bu iki yapıyı iki ayrı kompartımanda
tutarak onların birbirlerine karışmasına imkân vermez. Bu mekanizmaya,
bölme mekanizması denilmektedir. İyi anne veya iyi nesne geldiğinde
iyi kendilik aktive olacak; kötü nesne veya kötü anne geldiğinde
ise kötü kendilik aktive olacaktır. Bu şekilde kötü kendiliğin
iyi kendiliği etkilemesinin, zarar vermesinin, kirletmesinin veya
yok etmesinin önüne geçilmiş olacaktır.
Artık
dünya dörtlü bir ilişki ağına dönüşmüştür: İyi nesnelerin aktive
ettiği iyi kendilik ve kötü nesnelerin aktive ettiği kötü kendilik.
Zihinsel yapımız gelişip serpilerek realiteyi algılayabilecek,
olaylar arasındaki bağlantıları kurabilecek kapasiteye geldiği
zaman bu bölme mekanizması yavaş yavaş zayıflamakta, geçirgenliği
artmakta ve bütünlüğe doğru bir yönelim sergilemektedir. Şimdi
artık bütünlüğe doğru bir süreç işlemektedir. Annenin şahsında
iyi ve kötü nesne birleşmekte ve entegrasyona tabi olmaktadır.
Çünkü çocuk annenin davranış ve duygulanımının neden ve niçinlerini
algılayarak anlamlandırabilecek bir zihinsel yeteneğe ulaşmıştır.
Annenin yüzündeki ifade herhangi bir olaya istinaden değişiklik
arz etmektedir. Burada determinal bir bağlantının varlığı çocuk
tarafından fark edilmektedir. Zihinsel yapının bu seviyeye ulaşabilmesi
için çocuğun dörtbeş yaşlarına kadar gelmesi gerekir.
Bunu
daha iyi kavrayabilmek için bir fermuar benzetmesini burada örnek
olarak kullanabiliriz. Çocuk üzerine giydiği fermuarlı bir ceketi,
bebeklik döneminde fermuarları ayrılmış bir şekilde tutarken bir
süre sonra fermuarın kilidini takıp karşılıklı yüzlerini birbirine
geçirerek fermuarı yavaş yavaş kapatmaya başlayacaktır. İşte bu
kapatma işlemi normal bir süreçte dört beş yaşlarında bitecektir.
Dış dünya iyi ve kötü nesneler olarak bölünmüş iken, gerçeklik
ilkesinin egoda yerleşmesiyle birlikte nesneler arasındaki bağlantının
sebep-sonuç mantığı kavrandıkça dünyanın tek bir nesneden ibaret
olduğu gerçeği fark edilecek ve kabullenilecektir. Artık iyi ve
kötü dünya; iyi ve kötü anne; iyi ve kötü ağabey yoktur. İyilikleri
ve kötülükleri içinde barındıran bir anne, baba, ağabey veya abla
vardır. Bu da artık dışarıdaki dünyanın, iyilik ve kötülükleriyle
bir bütün olduğunun kabullenilmesi sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla
bebeğin kendilik tasarımı da, dış dünyanın onda aktive ettiği
iyi kendilik ve kötü kendilik kutuplarından yavaş yavaş merkeze
gelecek, bir fermuar gibi bu merkezde bütünleşecek ve kapanacaktır.
Geçici bir dönem için bir yaşla beş yaş arasında egonun, olaylara
tahammül edebilmesi, varlığını devam ettirebilmesi ve ilerideki
entegrasyonunu sağlam bir zeminde muhafaza edebilmesi için kendiliği
bu şekilde parçalara ayırıp bir süreliğine ayrı ayrı kutuplarda
yaşamasına izin verilecektir. Böylelikle zamanı geldiğinde bunlar
bütünleştirilerek fermuar kapatılacak ve kendilik ceketinin bir
bütün olarak giyilmesi temin edilecektir. Doğal süreç içerisinde,
yaşamak zorunda olduğumuz kadere dair bir yazgıdır bu.
Ancak
normal gelişim sürecini bozan bir ebeveyn nedeniyle, dörtbeş yaşlarında
devre dışı bırakılması gereken bu bölme mekanizması daha sonraki
hayata etki edecek kadar varlığını ve geçerliğini sürdürebilir.
Özellikle borderline/sınırda kişilik örgütlenmesinin temel kendilik
kuruluşunun bölme mekanizması üzerine olduğu artık bilinen bilimsel
bir gerçektir. Dört yaşları civarında iyi ve kötü kendiliği birleştirerek
entegratif/bütüncül bir kendilik tasarımını oluşturmaktan uzak
bulunan bireysel gelişim yapıları, daha sonraki hayatlarında borderline
kişilik örgütlenmesi şeklinde yaşamlarına devam etmek durumunda
kalmaktadır. Özellikle annenin iyi ve kötü kendilik oluşumlarının
mantıksal bir yapı içerisinde oluşmadığı ve annenin iç tutarsızlığının
çocuklara yansıtıldığı kaotik aile ortamlarında, çocuklar iyi
ve kötü nesneyi birleştirip iyi ve kötü kendiliği entegre etme
yeteneğinden veya gelişiminden mahrum kalmaktadırlar. Çocukluk
döneminde doğal bir süreç olarak yaşanması gereken bölme mekanizması
daha sonraki dönemlerde patolojik olarak varlığını devam ettirmektedir.
Bu konuyla ilgili detaylı bilgiyi borderline kişilik örgütlenmesini
anlatırken izah edeceğiz.
İyi
ve kötü kendilik çocukluk döneminde dış dünyanın tetiklemesiyle
oluşan bir süreç olarak içeride yaşantılanmaktadır. Hoşnutluğun
ve hazzın doruk noktasında yaşandığı ve iyi nesnenin iyi kendiliği
aktive ettiği durumlarda hiçbir sorun yoktur. Ancak kötü nesnenin
çocukta kötü kendiliği tetiklediği ve aktive ettiği durumlarda
çocuğun ruhsal dünyasında negatif hisler ve duyumlar hâkim olduğundan
çocuk bir an önce bu hislerden kurtulmak için, özel bir çaba harcayacaktır.
Çocuk kızgınlaşacak, saldırganlaşacak ve bu kötü hislerden bir
an önce kurtulmanın yollarını arayacaktır. Bunu bir yandan kötü
kendiliğin bir an önce uzaklaştırılması ihtiyacıyla yaparken,
diğer yandan iyi kendiliğin kötü kendilik tarafından istila edilerek
ortadan kaldırılmasının veya kirletilmesinin önüne geçmek için
yapacaktır. Normal çocukluk sürecinde sistem bu şekilde çalışırken,
daha sonraki gelişim evreleri olan ergenlik gençlik veya olgunluk
yaşlarında ise, dış dünyanın herhangi bir şekilde bireyin iç dünyasındaki
kötü kendiliği aktive ederek onu tetiklemesi sonucunda bireyin
saldırganlaşması ortaya çıkarılabilmektedir. Birey bu kötü duyumdan
veya duygudan kurtulmak için yoğun bir gayret sarf edecek ve uğraşıda
bulunacaktır.
Ortada hiçbir neden yokken, bölme mekanizmasıyla ayrı tuttuğu
kötü kendiliği aktive edecek veya tetikleyecek dış dünyadan bir
uyarı gelmediği halde, bazı bireyler otomatik olarak kötü kendiliğe
geçmektedirler. Bunlar, muhtemelen iç dünyalarında tasarımsal
varoluşta herhangi bir tetikleyici içsel uyarının (anısal, imajinatif,
kokusal, işitsel, görsel, dokunsal, tatsal vb.) etkisiyle, dıştan
hiçbir uyarı gelmediği halde kötü kendiliğe geçebilmektedir. Veyahut
da geçmiş bölümlerde izah ettiğimiz koşullu refleksler sayesinde,
nötr bir uyaranın negatif bir uyaranla eşleşmiş olduğu anısal
hafızanın, yine nötr bir uyaranla karşılaştığı Bugünkü gerçeklikte
aktive olmasıyla kişi kötü kendiliğe geçebilmektedir.
Bu
durumda aşağıda anlatılacak olan yansıtmalı özdeşim savunma düzeneği
ile kişi, kötü kendilikten kurtulmanın ve bir an önce iyi kendiliğe
ulaşmanın mücadelesini verecektir. Etrafındaki konteynır olarak
gördüğü bir insana mevcut şartlarda bir bahane bularak içindeki
saldırganlığı veya kötü kendiliğini yükleyerek rahatlamakta ve
ardından iyi kendiliğe geçerek duygusal iyilik halini hissetmektedir.
Artık sıkıntı ve kötü kendilik, onları yüklediği insandadır; artık
o kendi başının çaresine baksın!
|