Hasta
ısrarlı bir şekilde kendisiyle ilintili olarak katastrofik sonuçlara
ve yorumlara ulaşmaktadır. Bu düşünceye bağlı olarak da birçok
davranış geliştirmekte, hayatını ciddi manada sınırlandırmaktadır.
Bu hastaya gerçeği anlatma konusunda sıkıntıya düştüğümüzde, bu
düşüncelerini başka insanlar için de tavsiye edip etmediği kendisine
sorulur. Kardeşi, annesi, babası, arkadaşı, öğretmeni veya herhangi
bir dostu için aynı şekilde düşünüp düşünemeyeceği sorgulanır.
Eğer kendi düşüncesi doğru ve güzel ise bu düşünceyi tüm arkadaşlarına
tavsiye etmesi gerekir. Dostlarını veya arkadaşlarını, olabilecek
felaketlerden bu şekilde kurtarmış olur. İşte bu noktaya gelindiğinde
hasta bir gerçeği idrak eder: Kendisinde varolduğunu düşündüğü
olumsuz düşünceleri aynı şartlarda ve koşullarda olan başka insanlar
için düşünmemektedir. Bireye bu şekilde çarpıtması fark ettirilir.
Mesela
bir evlilik problemi nedeniyle bize müracaat eden hastamızın düşüncelerinde
evlenmek aptalca bir şey, evlilik kurumu da sıkıntı verici bir
kurum olarak nitelendirilmekte ve genelleme yapılarak topyekûn
bir karşı duruş sergilenmektedir. Hastama kendisini çok sevdiğimi,
çok saygı duyduğumu ve önemsediğimi belirttim. Bu düşünceleri
de aynı şekilde saygın, değerli ve önemliydi. Bu düşüncelerine
değer verdiğim için bu akşamdan itibaren eşimden ayrılacağımı
ve evlilik kurumuna karşı olduğumu beyan edeceğimi kendisine ilettim.
Çünkü hastamın mutlaka benim mutluluğumu ve huzurumu isteyeceğini,
ben de düşüncelerine inandığım için onun görüşlerini uygulamaya
koyacağımı belirttim. Hastam şiddetle itiraz etti: “Hayır doktor
bey, bu yanlıştır” dedi. Ben de: “Kendin için düşündüğün bir şeyi
niçin benim düşünmemi ve yapmamı istemiyorsun?” dedim. İşte bu
esnada hastam, kendisi için düşündüğü şeylerde nasıl bir çifte
standart uyguladığını; bu şekilde çifte standart uygulayarak olumsuz
otomatik düşüncelerini hayata geçirip kendisini mutsuz kılmayı
başardığını fark etti. Çifte standardı gördükten sonra niçin böyle
düşündüğünü irdelemeye ve incelemeye geçebildik.
Bir
iş sınavına müracaat eden danışanım sınav sonuçlarını beklemekteydi.
Yüzlerce kişi arasıdan 40 kişilik ön eleme grubuna girmişti. Bu
grubun da yarısı ikinci mülakatta elenecekti. Sınavla ilgili form
günü yaklaştıkça danışanımın kaygısı arttı ve olumsuz otomatik
düşünceleri faaliyete geçti: “Kesinlikle beni sınava çağırmayacaklar,
beni elediler ve ben asla bu sınavda başarılı olamayacağım” iddiasında
bulunmaya başladı. “Delilin nedir?” diye kendisine sorduğumuzda;
“15 gün oldu, hala beni kimse aramadı, hiçbir yerden haber gelmedi,
ayrıca beni çağırmayacaklarını hissediyorum.” diye cevap verdi.
Ben de: “Ne güzel! Müthiş delillerin var, aynı kuruma müracaat
eden benim dostlarım vardı. Onlar da ikinci sınava çağrılacakları
ile ilgili beklenti içindeydiler. Sizin delillerinize inanarak
ve güvenerek, onlara da 15 gündür haber gelmediği için haber vereceğim.
Sizin delilinize göre 15 gündür cevap verilmemiş olması sizin
işe alınmayacağınızı göstermektedir. Bu durumda ben dostlarıma
şimdi telefon ediyorum; kesinlikle işe giremeyeceklerini söyleyeceğim.
Deliliniz nedir diye bana sorduklarında sizin düşünce sisteminizi
onlara aktaracağım.” dedim. Hastam bu şekildeki yaklaşım tarzıma
kahkahalarla gülerek cevap verdi: “Doktor Bey, siz manyak mısınız!”
dedi. Bu şekilde bu hastama nasıl çifte standart uyguladığını
göstermeye çalıştım. Sınav sonuçları geldiğinde hastamızın ilk
üçe girdiğini gördük.
|