Prefrontal korteksin (ön beynin) görevi, beynin diğer
bölgelerinde birbirinden bağımsız yaşayan,
örgütlenen ve ayrı amaçlara hizmet eden
farklı farklı taleplerin belirli bir hedefe yöneltilerek
bir entegrasyona tabi tutulmasını temin etmektir.
Kimliğin gelişiminde kendilik ve dışarının
ayrışması, içeriyle dışarının
farklılaşması, hayal ile gerçeğin
ayrıştırılması, geçmiş
yaşantılarla şu anki yaşantının
ayrışması, geçmiş yaşantılarla
şu anki ve gelecekteki yaşantıların
birbirinden ayrılması gerekir. Bunu bir merkezin
entegre ederek yapması gerekir. Bu merkez de pre-frontal
korteksimizdir. İçsel yaşantılarımızın
tamamını kontrol ederek onlar arasında öncelikli
olan ihtiyaçlarımızı tespit edip düşüncemizi,
dikkatimizi ve irademizi oraya odaklayarak farkındalık
projektörümüzü oraya konumlandırırız.
Bu bireysel varoluşumuz, farkındalığımızın
meydana gelişi ve bir ruhsal çeper içerisinde
hareket etmemizi temin eder. Yaşadığımız
her zaman dilimi iç ve dış gerçeklik
dünyasının bir bütün olarak var olduğunu
bize her an hissettirir. Zaman dilimleri ardıcıl
yaşantılar halinde yaşanmaya devam ederken
geçmiş ve gelecekle ilgili yaşantıların
veya fantezilerin ahengini de temin eder. Bazı durumlarda
pre-frontal korteksin bu kontrol sistemi bozulur ve bu yapıyı
bütün olarak koruma işlevinden uzak kalır.
Bu durumlarda birey bütünlüğünü koruyamayarak
aynı bedende farklı hisleri, duyumları, yaşantıları
farklı farklı hisseder ve yaşar. Bunlar arasında
bir birlik ve ahenk yoktur. Zaman, mekân ve olaylar zinciri
arasındaki bağlantılar kopmuş gibidir.
Bu, dağılmanın biyolojik temel mekanizmasıdır.
Bazı cerrahi müdahalelerden sonra pre-frontal korteksi
harap olmuş bireylerde kimliği bütünleştiren
ve entegre eden yapının devre dışı
kalması sonucunda birbiriyle uyumsuz davranış
ve yaşantılar ortaya çıkmaktadır.
Bazı dürtüler entegre olmuş bir kimlik
yapısı içerisinde kendilerini ifade etmek,
nesnelerine ulaşmak ve deşarj olmak için uygun
ortamlar bulamaz. Özellikle merkezi kontrol sisteminin güçlü
bir yapıya bürünmediği yani egonun ve kendiliğin
güçlü bir hale ulaşamadığı
bireylerde bu dürtüler merkezi sistemden bağımsız
bir şekilde kontrol sistemini ele geçirerek farklı
yaşantıları gerçekleştirebilir.
Bu, kişinin iradî dikkat ve kontrolüyle gerçekleşmeyen
otomatik mekanizmalardır.
Dağılma fenomeni doğal bir savunma sürecinden
çok ağır bir patolojik sürece değin
geniş bir yelpazede etki gösterebilir. Çok sıkıcı
bir dersi dinleyen Ferruh kardeşimiz mevcut ortamdan uzaklaşarak
kendi iç dünyasında hoşnutluk duyacağı
farklı bir zaman dilimine kayabilir. O ortamda konuşulan
cümleler artık fonda kalmıştır.
Ferruh Bey köyünde yıllar önce yaşamış
olduğu bir anıyı gözünde canlandırabilir
veya gelecekle ilgili tasarımladığı bir
kendiliği, bir kariyer imkânının keyfini
sürebilir ve böylece mevcut gerçeklikten uzaklaşabilir.
Bu bir dağılma fenomenidir. Öğrencilerin sıkıcı
dersler esnasında dalıp dalıp gitmeleri,
evinde ders çalışan bireyin sayfayı
okuduğu halde sayfanın sonuna geldiğinde zihninde
çok farklı hayal ve imajları yakalaması
dağılma fonksiyonunun uzantısıdır.
Sıkıcı bir yolculukta aracımızı
kullanırken kilometrelerce veya saatlerce yolculuk yaptığımız
halde farklı hayal âlemlerine dalmamız nedeniyle
geçen süreyi ve geçilen güzergâhı
algılayamayız. Bu tip zamandan ve mekândan
koptuğumuz yaşantılarımız dağılma
savunma düzeneğinin oluştuğu dönemlerdir.
Bireyin içerisinde ego denetiminin zayıflığı
nedeniyle kontrol altına alınamayan farklı
yöndeki dürtüler, aktivitelerini artırır
ve egoyu kontrole çalışırlar ise ego
burada bölünmekte, farklı kişilik örüntülerinin
yaşayabileceği alanlar ortaya çıkmaktadır.
Kişilik, çeşitli özdeşimler yoluyla
içe alınan parçaların birleştirilerek
bir hamur halinde yoğrulması ve bir bütün
olarak ortaya çıkarılması işlemidir.
Bu birleştirme süreci sağlıklı bir
şekilde yapılanmazsa bireyde farklı kişilik
örüntüleri, farklı merkezler halinde birbirinden
bağımsız örgütlenmelere gidebilirler.
Bu durumda aynı bedeni paylaşan birçok kişiliğin
iç içe geçtiği bir yapıyı
görmek mümkündür. Bu kişilik örüntüleri
birbirinden bağımsız ayrı ayrı
yaşantılarını sürdürürken
kendi içinde bir bütünü temsil etmekte,
diğer kişilik örüntüleriyle ayrı
bir varlıkmış gibi ya haberleşmekte
ya da iletişimini tamamen kesmektedir. Bu durum genellikle
ağır disosiyatif bozukluğu olan çoğul
kişilerde karşımıza çıkmaktadır.
Bunlara alter kişilikler ismi verilmektedir. Alter kişilikler
bağlamında dağılma fenomeni, hafif bir patolojiden
ağır bir patolojiye kadar uzanan bir yelpaze oluşturabilmektedir.
Gün içerisinde nesne ilişkilerinde farklı
farklı davranan bireylerin bu davranış örgütlenmelerini
alter (değişken) kişilikler olarak isimlendiren
bilim adamları olduğu gibi, birbirinden tamamen bağımsız
ayrı yaşantıları sürdüren
ve her birinin hayat hikâyesi ayrı seyreden alter
kişiliklerden bahsetmek de mümkündür. Genel
kabul, dağılma fenomenini içeren çoğul
kişilik örgütlenmesinde ikici tipteki anlayış
ön plana çıkmaktadır.
Ego, merkez komuta kontrol görevini üslenemeyince federatif
bir sisteme gitmektedir. Egosu güçlü olarak gelişmiş,
dürtüler üzerine hâkimiyet kurabilen, dürtülerine
yüceltme mekanizması sayesinde kendiliğe, gerçekliğe
ve süperegoya uygun deşarj yolları bulabilen
ego için sorun yoktur. Bu manada zayıf bir ego ve
kendilik, dürtüleri kontrol etmekte, onlar arasında
ahengi ve entegrasyonu sağlamakta ve onları yüceltilmiş
hedeflere yöneltebilmekte yetersiz kalırsa alternatif
bir çözüm olarak dağılma-savunma düzeneğini
kullanmaktadır. Bir taraftan cinsel dürtülerin
yoğun baskısı altında kalan, diğer
taraftan aşırı süperego baskısından
bunalmış olan bir hanım kızımız,
bu iki yapıyı entegre edip bir kimlik içerisinde
mezcedemediği zaman dağılma savunma düzeneğini
devreye sokabilir. Böyle bir hamın, gündüzleri
dinî bir yaşantı içerisinde hayatını
idame ettirirken geceleri farklı bir kimliğe bürünüp
para karşılığı fuhuş yapabilir.
Bu iki yapı birbirinden bağımsız ve habersiz
yaşantılarını sürdürebilir.
Bu iki farklı alter kişilik zaman zaman duygusal
olarak birbirilerinin varlığını hissederlerse
egonun bir başka savunma düzeneği ile intihara
varan bir sürece kadar gidebilir.
Burada ikinci tür bir dağılma fenomeninden bahsedilebilir.
Bu sanki pre-frontal korteksin merkezi kontrolünün isteği
doğrultusunda ego işlevlerinin bölünmesiyle
ilintili olabilir. Bir vakamızda ergenliğe henüz
girmekte olan bir genç kızımız komşunun
oğlu ile yazlıkta cinsel bir yakınlaşma
sonucunda bekâretini kaybettiği hissine kapılmıştır.
Ailesi ve çevresi tarafından çok saygın,
çalışkan ve değerli olduğu kabul edilen
ve bu konuda taltif edilen bu hastamız yarın başına
gelebilecek bir felaketin önünü alabilmek için
alter bir kişilik yaratma mecburiyetini hissetmiştir.
Belirli zaman dilimlerinde bu kızımız çok
agresifleşmekte, saldırganlaşmakta ve ağza
alınmadık küfürler savurmaktadır.
Bu dönemlerde ruhsal bir takım güçlerin
etkisi altında yaptığı şeklinde
bir savunma kurmaktadır. Bu kızımızın
tedavi sürecinde gördük ki; olay tamamen merkezî
kontrol sisteminin planlı, programlı talebine bağlı
iki farklı kimliğin oluşturulması ve bunların
yaşam alanlarının belirlenmesiyle ilgilidir.
Bekaretle ilgili bir sorunu olmadığını
öğrendikten sonra kimlik entegre edilip sağlıklı
bir yapıya kavuşturulmuştur.
|