Yukarıda
da bahsettiğimiz gibi çocuk altına kaka yaptığında anne ona kakaya
bakar gibi bakacaktır. Bu da çocukta değersizlik hissini oluşturan
bir çekirdektir. Bir insanın kendini böyle hissetmesi kadar kötü
bir şey yoktur. Çocuk biraz önceki tanrısallık olarak hissettiği
değerlilik hissinin yanında bu şekilde aşağılanmayı ve değersiz
görülmeyi anlamlandıramaz. Ve burada ilk savunma düzeneklerinde
yer alan bölme mekanizması devreye girerek kendiliği ikiye ayırır.
Karşıdaki nesne kendisine olumlu olarak bakıyorsa, iyi nesne kendinde
iyi kendiliği aktive eder. Karşıdaki nesne kendisine kötü gözlerle
bakıyorsa, kötü nesne kendinde kötü kendiliği aktive eder. Bu
bir bilgisayarın iki ayrı sistemle çalıştırılması gibidir. Hangi
tuşa dokunulursa o sistem devreye girer. Kakanın ne olduğunu bilmediği,
annesinin kendisine niçin negatif hislerle yaklaştığını anlamadığı
dönemler geçip de zihinsel yapının olgunlaştığı bir döneme ulaştığında,
annenin neden ve niçin negatif hislerle dolu olduğu kavranır.
Zaman, mekân ve mantık kurgusu oturur ve kimlik birleşerek kendilik
tek bir bütün haline dönüşür. Bu durum dört beş yaşlarında gerçekleşir.
Anne veya bakıcının tutarsızlığı bu yapının ya geç olarak bütünleşmesine
ya da tamamen ayrı kalmasına neden olabilir.
Hayatımıza
devam ederken iyi şeyler yaptığımızda önemli ve değerli olduğumuzu
hissederken, kendi kimliğimize ters şeyler yaptığımız zaman da
kendimizi kötü hissederiz. Bu, bütünleşmiş bir kendiliğin doğal
olarak bize hissettirdiği bir şeydir. Dışarıdaki bir insanın bize
bakışları çok önemlidir: Yargıları ve değerlendirmesi büyük önem
arzeder. Başkaları bize bakarken veya bizimle ilgili konuşurken
olumlu şeyler söylediğinde kendimizi değerli ve önemli hissederiz.
Aynı yapı olumsuz şekilde yaklaştığında hiçbir gerekçe olmasa
da kendimizi kötü hisseder ve karşı tarafın bu düşüncelerini değiştirmeye
yönelik bir gayretkeşliğe düşeriz. Bu da her normal bireyin aktive
olan kötü kendilik çekirdeğinden kurtulmak için vermek zorunda
olduğu bir savaşımdır. Yargılamanın olabileceği, güç ve otorite
olarak bizden üstün insanların bulunduğu ortamlarda hissettiğimiz
tedirginliğin kaynağında kötü kendiliğin aktive edilebilme ihtimalinin
bulunması yatar.
Normal
bir süreçte değersizleşme veya dış nesnelerin değersizleştirilmesi
bu bağlamda işlerken, patolojik örgütlenmelerde hastalıklı bir
fonksiyon icra eder. Özellikle borderline ve narsistik kişilik
örgütlenmesiyle obsesif-kompulsif kişilik yapısında veya manik-depresif
yapının depresif tarafında bu mekanizmaları çok net izleriz. Sınırda
kişilik bozukluğu (borderline) olan yapıda kötü kendilik aktive
olduğu zaman çok değersiz, aşağılık ve pislik gibi bir his duyumlanır.
O esnada dünya da çok kötü pis ve kalleştir. Karşıdaki nesneler
de aynı şekilde hissedilir. En ilkel devalüasyon/değersizleştirme
mekanizması ortaya çıkmaktadır. Narsistik kişilik örgütlenmesinde
kendini değerli tutan mekanizmalar hep kendinde kalırken kötü
kendilik dış dünyaya yansıtılmış; dış dünya basit, küçük ve değersizleşmiştir.
Obsesif-kompulsif kişilik yapısında ya hep ya hiç yaklaşım tarzı
kendini bir olayla birlikte ya değerli ya değersiz, ya da karşıdaki
nesneyi bir olayla birlikte ya değerli ya değersiz hissedip damgalayabilir.
Bu manada olgunun içsel dinamiğindeki değerlilik veya değersizlik
derecesi objektif olarak değerlendirilemez. Tersine o olguya bakan
gözün borderline mı narsistik mi obsesif-kompulsif mi yoksa manik-depresif
mi olduğuna göre o olgu, renkten renge şekilden şekle girerek
farklı derecelendirmelere tabi tutulabilir.
|