Birey
size muayeneye gelirken samimi, içten ve tedavi amacıyla gelmektedir.
Bunun için hem zamanını harcamakta hem de parasını vermektedir.
O kadar yoğun işlerinin arasında, o kadar maddi sıkıntılar içinde
bizi çok ciddiye alarak tedaviye gelmektedir. Bu tavır egonun
rasyonel, mantıklı, makul, çözüm arayan ve doğru yere yönelen
bir tavrıdır. Bu tavır hekimin isteğiyle örtüşmekte, onunla işbirliğine
girmektedir. Egonun bu tarafı hekimini ölçüp tarttıktan sonra
onunla bu işi başarabileceğine inancı pekiştiğinde ve o samimiyeti,
o yakınlığı, o bilgi ve beceriyi hekiminde gördüğünde tedavi işbirliği
en üst noktaya ulaşmış demektir. Her şey güzel giderken ve tedavi
programı çok başarılı bir uygulama sürecindeyken, hastanın elinde
olmadan, tam tedavi olmanın eşiğinde bir reaksiyonla karşılaşılır.
İçteki dinamik bazı güçler hastanın iradesinin kontrolü dışında,
hastanın tedavi olmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Bunlara
toptan verilen isim dirençtir.
Dirençler
bilinçdışıdır, otomatiktir, kişinin kontrolünde değildir ve çok
çeşitli olup her kılığa ve renge bürünebilir. Burada hekimin çok
uyanık olması, hastayı çok yakinen takip etmesi, hastanın kişilik
örüntüsünü tanıması ve hastanın tedavi sürecini çok iyi gözlemlemesi
gerekir. Tedavi sürecindeki beklenmedik pozitif veya negatif değişimler
bir direncin öncü birlikleri olabilir. Tedavinin henüz başındayken
hastada ortaya çıkabilen çok ani, iyi ve sevindirici gelişmeler
bir anda tedavinin bittiği gibi bir zafer işaretini gösterebilir.
Bu, direnç mekanizmasının oluşturduğu aldatıcı bir tablo olabilir.
Hekim, zamanı ve zemini oluşmadan ortaya çıkan bu geçici iyileşme
tablolarına kanmamalı ve ayağını sağlam basmalıdır. Hastasına
böyle bir sürecin ardından sıkıntılı bir sürecin gelebileceğini
ifade etmeli, bu şekilde bir sonraki adımı görerek hastanın egosuyla
olan işbirliğini daha da kuvvetlendirmelidir. Hasta negatif bir
tablo içine girdiğinde, bu tablo kroniklik arz edebilir bir duruma
geldiğinde hasta, hekimin gözlerindeki ifadeye çok dikkat eder.
O gözlerde bir yılgınlık, bir umutsuzluk sezerse direnç başarıya
ulaşır, hasta tedaviyi terk eder. Hekim direnç mekanizmalarının
oluşturduğu bu geçici kronik tabloya aldanmaz da hastasına güven
dolu bakışlarla ‘korkma seni kıyıya ulaştıracağım’ diyerek gücünü
ve güvenini verirse direnç aşılmış olur. Burada da belirttiğimiz
gibi çok pozitif veya çok negatif görünen, geçici, yanıltıcı tablolar,
direncin kullandığı malzemeler olabilir.
Direnç, muhtelif anlamlarda yorumlanabilir. Her tedavi yaklaşımında
direnç gündeme gelmekte fakat içeriğini farklı şeyler doldurmaktadır.
Davranışçı bilişsel terapide direnç kavramı farklı bağlamda ele
alınırken, dinamik terapide direnç bir başka bağlamda ele alınmaktadır.
Bireyin tedavisini engelleyen her şey dirençtir. Dirençlerin bir
kısmı bilinçliyken bir kısmı bilinç dışıdır. Davranışçı bilişsel
terapide, tedavi stratejilerinde hastaların verilen ev ödevlerini
yapmamaları ve uygulama eksiklikleri direnç olarak nitelendirilmektedir.
Direnci çözmek için de hastanın hekimle olan işbirliğinin artırılması
(terapötik alyans), hastanın ikna edilmesi, motive edilmesi, cesaretlendirilmesi,
gerekirse zaman zaman uygulamalara hekimin bizzat iştirak etmesi
önerilmektedir. Bunlar ego düzeyinde bireyin bir takım korkularından,
isteksizliğinden, inançsızlığından kaynaklanan dirençler olarak
görülmektedir. Terapiye olan bu karşı tepkiyi, bu mantıksal yapı
içinde ele aldığımızda bunu aşmak için getirdiğiniz stratejiler
de buna uygun olacaktır. Hastanın kendisine önerilen uygulamaları
ertelemesi, yapmaması, kaçınması hatta tam tersi uygulamalara
yönelmesi birtakım basit mantıksal açıklamalarla izah edilmektedir.
Bunların ortadan kaldırılabilmesi için de daha çok bunun yerine
ödül-ceza tekniği, düşüncenin kâr ve zararı gibi davranışçı ve
bilişsel tedavi teknikleri uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu tedavi
stratejileriyle tedavi sürecinin engellenmesi veya tıkanmasının
önüne geçilmeye çalışılmaktadır.
Dinamik
terapi süreçlerinde ise direnç çok farklı bağlamlarda ve içeriklerde
ele alınmaktadır. Dinamik tedavi süreçlerinde direnç daha çok
bilinç dışıdır, otomatiktir. Kişi direncinin farkında değildir.
Dinamik tedavi süreçlerinin belirli aşamasında bireyler tedaviye
karşı direnç geliştirirler. Bu aşamada hekimin görevi bu dirençler
üzerine odaklanarak tedaviden önce direncin çözümlenmesini sağlamaktır.
Dinamik açıdan dirençleri çeşitli noktalardan ele alabiliriz.
Serbest çağrışım yöntemiyle bir tedavi programı uyguluyor isek
dirençler, genellikle serbest çağrışımın kendisiyle ilintili olarak
ortaya çıkmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi serbest çağrışım
esnasında birey amaçlı düşüncelerden, içsel ve dışsal faktörlerden
uzaklaşarak bilinç dışında deşarj olmaya çalışan dürtülerin ifadesine
imkân vermeye çalışır. Bu dürtülerin serbest bir şekilde ifadesini
engelleyen her yöntem aslında birer dirençtir. Bu durumda çeşitli
şekillerde direnç mekanizmalarıyla karşı karşıya kalmaktayız.
Hastadan serbest çağrışım yapması istendiğinde zihni tamamen donmakta,
durmakta, hiç bir çağrışıma izin vermemektedir. Bu, düşünceyi
durdurarak oluşturulan bir direnç mekanizmasıdır.
Bazı
hastalarımıza serbest çağrışımın ne olduğu anlatılır, zihninden
gelen her şeyi hiç bir ayrıma tabi tutmadan ifade etmesi söylenir.
Bunun serbest çağrışımın temel kuralı olduğu, zihnine gelen tüm
materyali hekimiyle paylaşması gerektiği ifade edilir. Hasta bütün
arzu ve isteğiyle hekimin isteklerini büyük bir coşkuyla yerine
getirir. O kadar yoğun düşünce çağrışımlarına ulaşır, o kadar
çok fikir zihnine gelir ki bunların hepsini hekime ulaştıran hasta,
hekimi düşünceleriyle boğar. Hekim, bu kadar materyalin içinden
çıkamaz hale gelir. Bu da direncin diğer bir tipidir. Bu insana,
“çok malzeme getiriyorsun, içinde boğuluyorum” dendiğinde, “Doktor
Bey! konuşsam suç, konuşmasam suç!” diye karşılık verir ve direncinin
farkına varamaz.
Çeşitli
tedavi süreçlerine baktığımızda birçok direnç şekliyle karşılaşmamız
mümkün olabilmektedir. Dinamik bir tedavi süreci içinde, hastadan
rüyalarını kaydetmesi ve getirmesi istenir. Ancak hasta, olağan
gördüğü günlük rüyalarını artık göremediğinden bahseder ve hiç
bir rüyasını hatırlayamamaktadır. Bu, bilinç dışı direncin yoğun
olarak işlediğini gösteren indikatör gibidir. Hastadan günlük
tutması istendiğinde günde on dakika ayırıp günlük tutmayı başaramaz.
Hastanın tedavi seanslarını unutması, gününü hatırlayamaması,
tedavi seanslarına geç gelmesi, tedavi seanslarında esnemesi,
uykusunun gelmesi, bunaltı ve sıkıntı hissetmesi, içinin daralması,
tedavi seanslarının monotonlaşması, zevkle sürdürülen programın
artık tat vermez hal alması hastanın yoğun dirençlerinin başladığını
bize bildiren işaretlerdir.
Bu
konuların anlaşılması için birkaç vakamızdan direnç örneğini sizlerle
paylaşmak istiyorum. Tedaviye dirençli kronik depresyon şikâyetiyle
bize müracaat eden genç bir erkek hastamız, dinamik yönelimli
bir tedavi programına alındı. Hastamız bize geldiğinde yüksek
dozda antidepresif ve antipsikotik ilaçlar kullanıyordu. Yaptığımız
muayenede hastamızın dinamik temelli bir depresyon durumunda olduğunu
tespit ettik. İlaçtan arındırıp ilaçsız normal halini gözlemleyebilmek
için ilaçlarını keserek işe başlamak istedik. İlk aldığımız tepki,
“bu ilaçlarla dahi zor ayakta duruyorum, nasıl olur da ilaçlarımı
kesme cesaretini gösterirsiniz! Her an intihar düşünceleri içindeyim”
diyerek ilk önerimizi reddetmişti. Direnç burada başladı, ardından
tedavi saatlerinin belirlenmesi ile ilgili konuşmaya geçilince
öğleden önce kendisine önerdiğimiz tedavi seansları saatine itiraz
etti; “ben o saatlerde gelemem, benim tedavi seanslarımı akşam
saatlerine ayarlayın” dedi. Terapötik işbirliği gelişene kadar
hastamızın bu dirençleri üzerine çalışma ertelenerek tedavi programı
başladı. Obsesif kompulsif kişilik yapısında olan hastamız, bir
taraftan da kurallara sıkı sıkıya bağlıydı. Tedavi seanslarına
tam vaktinde geliyordu, onun geliş saatini zile basmayla anlıyorduk.
Zile basma saatlerinde saatimizi ayarlayabilirdik.
Tedavi
seansına başladığımızda, uzunca bir süre seanslarda hastamız ya
hiç konuşmadı ya da çok az konuştu. Bu durumu da biz bir direnç
olarak yorumladık. Tedavinin ilerleyen aşamalarında ‘rahatsızlığının
genetik kaynaklı olduğunu, psikoterapinin hiçbir işe yaramayacağını
ve tıbbın kendisinin tedavi edilmesi konusunda iflas ettiğini’
ifade ediyordu. Uzun seanslar boyunca bize getirdiği materyalde,
kendisinin bir kader kurbanı olduğu, dünyada çıkan tüm ilaçların
en yüksek dozlarının kombinasyonlar halinde uygulanmasına rağmen,
lektör şok tedavileri verilmesine rağmen hiç bir yararı olmadığını;
ancak yeni bir tedavi yönteminin keşfi ya da yeni bir ilacın bulunmasıyla
tedavi olabileceğini iddia etmekteydi. Böyle bir tartışmaya girince
depresif duygu durumu ortadan kalkıyor, büyük bir arzu ve istekle
haklılığını ispata çalışıyordu. Tedavi edilmeyen depresyonuyla
bütün doktorlara meydan okuyordu. Dinamik yapı incelendiğinde
ödipal bir çatışması bulunduğu, babasının antidepresif ilaç kullanırken
intihar ettiği, abisinin çok başarılı bir hekim olduğu ve annesiyle
birlikte yalnız yaşadığı gözlendiğinde dinamik birçok psiko-patolojinin
yapı üzerinde örtüştüğü görülüyordu. Hem narsistik hem de obsesif
kompulsif kişilik görüntüsünde bulunan hastamız, hem tedavi süreçlerine
devam ediyor hem de bu tedavinin hiç bir şeye yaramayacağı iddiasıyla
ve ispat gayretiyle seanslara geliyordu.
Ardından
grup terapilerine aldığımız bu hastamız bu direnci, bu iddiaları
üzerinden bir varoluşsal yapıya çekildi. Grup terapilerinde de
aynı iddialarını ortaya koyan, grup içinde bu manada farklılaşmaya
çalışan, zeki esprileriyle gündemi belirleyen ve bundan keyif
alan bir süreç işlemeye başladı. Tedavinin ikinci yılında yaşanan
bir aşk heyecanıyla hastamızın tüm depresif bulguları ortadan
kalktı. Hiçbir ilaç kullanmadan hayatın coşkusuna katıldı. Dört
beş ay kadar süren bu dönemden sonra aşkına yeterli yanıt alamayan
hastamız tekrardan depresif bir duygu durumuna girdi. Bireysel
terapi seanslarını kesti, ancak grup terapilerine devam edeceğini
beyan etti. Grup terapilerine katılımındaki birinci amacı, grup
üyelerine tedavinin işe yaramadığını anlatmaktı. Her haliyle pür
direnç mekanizması olarak çalışıyor, tüm grup üyelerinin onu iyileştirme
yönündeki gayretlerini boşa çıkarıyordu. Bu sayede her zaman gündemin
birinci sırasına oturuyor ve narsist kişiliği tatmin oluyordu.
Bir süre sonra negatif aktarımla bize olan transferansını, öfke
ve kızgınlığını bize boşaltır hale geldi. Her grup terapisinde
hekimine acımasızca saldırıyor, hakaret ediyor ve onunla dalga
geçiyordu. Bir yıl kadar süren bu süreçten sonra hastamızın direnç
mekanizmaları hafifledi, psiko-terapötik bir işbirliğine yanaştı,
kendi iç görüsünü geliştirerek sürecini değerlendirmeye muvaffak
oldu. Üniversite tahsiline devam etmeyi, sosyal uyumunda artışı
ve ilaç kullanımında minimuma ulaşmayı başardı.
Pasif
agresif kişilik örüntüsündeki hastalarımız dirençlerini konuşmayarak
ortaya koyarken anti sosyal kişilik örüntüsündeki hastalarımız,
muayene şartlarını sabote edip doktorun eşyasına ve çevresine
zarar vererek dirençlerini ortaya koymaktadır. Düzenli olarak
muayeneme gelip tedavi olan hastalarımdan, sekreterimin telefonunu
çalan, elektronik cihazlarımı bozan, tuvaleti ve muayene ortamını
özellikle kirleten birçok hastamın direnç şekillerinden bahsetmek
mümkündür. Bazı hastalar yoğun işbirliği gösterdikleri halde bu
işbirliğinin arasında büyük bir direnç gizli olabilir. Doktorun
her söylediğini harfiyen uygulayan, görevlerini eksiksizce yerine
getiren ve “dediğiniz her şeyi yaptım ama hiç bir şey değişmiyor”
diyen hasta doktora olan üstünlüğünü ifade etmeye çalışıyor olabilir.
Bu da farlı bir direnç şeklidir. Bazı hastalar ellerinde bir tomar
reçete ile gelirken sizi de tespihinde bir halka haline getirmek
isterler. Siz de listesinde bir isim olacaksınızdır. Karşı cinsten
bir takım hastalar, tedavi süreçlerinde cinsel bir takım ayartıcı
yaklaşımlarla tedavi sürecini bloke etmeyi amaçlayabilirler. Bu
şekilde bir duygusal çağrışım içine girmeleri, hekimi böyle bir
ilişki içine zorlamaları, tedavi sürecine karşı bir direnç olarak
kabul edilebilir. Bu çerçevede aktarım özelliklerini bir tarafa
bırakarak, dekolte kıyafetlerle oturuş pozisyonu ve tavırlarla
hekimin ilgisini çekmeye çalışan, onun düşüncesini dağıtmaya çabalayan
davranış şekilleri de direnç olarak adlandırılabilir.
|