Gelişmiş ülkelerde dönüştürme
savunma düzeneğine oldukça az rastlanmaktadır.
Gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde
ise daha sıklıkla karşımıza
çıkar. Erkeklere göre bayanlarda daha fazladır.
Bireyin olgunlaşma ve entelektüel seviyesi arttıkça
içsel çatışmaları saf bir bunaltı
ve anksiyete olarak hissedilirken; bunun tersi durumlarda birey
iç çatışmalarını, dönüştürme
veya konversiyon reaksiyonu şeklinde ortaya koymaktadır.
İd’in libidinal enerjisinin pozitif veya negatif
anlamda deşarj ettirilmesine karşı engellerin
bulunduğu durumlarda dönüştürme düzeneği
devreye girer. Boşalmaya çalışan dinamik
güçlerle onları engellemeye çalışan
engelleyici güçler arasındaki bilinçdışı
savaşımda birey kendini dönüştürme
mekanizmasıyla ifade edebilir. Dönüştürme,
vücudumuzun irademizle kontrol edebildiğimiz organlarının
fonksiyonel olarak bozulmasına veya devre dışı
bırakılmasına verilen isimdir. Özellikle
motor hareketlerimizi sağlayan kas kuvvetimiz, konuşmamız,
görmemiz, işitmemiz, tat duyumuz, yürümemiz,
dokunmamız, irademizin tercihi ile kontrol edebildiğimiz
organlarımız ve fonksiyonlarımızdır.
Psikolojik çatışma durumlarında organlarımızın
bu doğal görevleri devre dışı kalabilir.
Bu durumda histerik körlükten, histerik sağırlıktan
ve konuşamazlıktan ve histerik felç ve bayılmadan
söz edebiliriz. Tüm bu durumlarda dönüştürme
mekanizması devreye girmiş, içsel bir çatışma
bir organın bozukluğu ile kendini ifade imkânı
bulmuştur. İçsel duyguların teferruatıyla
dile getirilemediği zamanlarda bu duyguların toplumsal
bir dil olan somutlaştırma diliyle ifade edilmesi
bir çözüm yolu olabilmektedir.
Bu savunma düzeneğinin çalışma sistematiğine
daha derinlemesine bakacak olursak iki ana parça üzerinde
oluştuğunu gözlemleriz. Bunlardan birincisi hazza
ulaşmak için yaşanmak istenen dürtülerin
bireyin egosuna ters düşmesi, gerçekliğe
aykırı bulunması veya süperegosuyla
zıtlık arz etmesi durumunda ortaya çıkar.
İkinci eksende ise kişinin saldırganlık
dürtülerinin ve öfke deşarjının
meydana getirdiği tehlikelere karşı konversiyon
reaksiyonu ortaya çıkabilir. Bir başka şekilde
egonun gerçekliği kabullenememesi durumunda da bir
yadsıma reaksiyonu olarak dönüştürme
reaksiyonu kullanılabilir.
Henüz genç yaştaki bir kızımız
okul dönüşü eve geldiğinde annesini bir
başka erkekle yatak odasında görünce o
andan itibaren görme fonksiyonunu yitirmiş, histerik
bir körlük geliştirmiştir. Görülen
ilk materyal yadsınarak bilinçdışına
itilmiş ve bu ikili savunma düzeneği egoya bir
kurtuluş reçetesi sunmuştur. Muhtemelen idol
edindiği annesini böyle bir şekilde görmek
ve yakalamak genç kızın egosuna çok
ağır geldiği için ve ardından büyük
bir yıkım yaşama ihtimali bulunduğundan
peş peşe ilgili savunma düzeneği devreye
sokulmuştur. Tüm savunma düzeneklerinde olduğu
gibi burada da amaç bireyin egosunun güçlü
bir şekilde ayakta kalmasını temin etmektir.
Aile ortamında ağır hakaretlere maruz kalan
veya eşi tarafından sözle tahkir edilip her
gün aşağılanan bir hanım histerik
bir sağırlık geliştirebilir. Aynı
şekilde ayakların felç olması, ellerin
felç olması, bayılma nöbetlerinin geçirilmesi,
dönüştürme reaksiyonunun çok sık
görülen diğer türleridir. Bilindiği gibi
somutlaştırma savunma düzeneği irademizle
kontrol edemediğimiz bir takım organların fonksiyonel
bozukluğuna verdiğimiz isim iken dönüştürme
savunma düzeneği irademizle kontrol edebildiğimiz
organlarımızın bozukluğuna verilen bir
isimdir. Zaman zaman bu iki savunma düzeneği birbiriyle
iç içe işlemekte ve sınırlar
ortadan kalkabilmektedir. Daha da ötesi savunma düzeneği
olmaktan öteye narsistik kişilik bozukluğunun libidinal
enerjisinin dış nesnelere yönlendirilememesi
sonucu enerji, bireyin kendine yönlendirilebilmektedir. Bu
durumda da hastalık hastalığı olarak
niteleyebileceğimiz hipokondriyasis klinik tablosu ortaya
çıkar. Birey muhtelif organları üzerinde
aşırı bir hassasiyete sahip olmakta, o organlarını
çalışmasıyla ilintili olarak katastrofiye
veya felaket yorumlarına yönelmektedir. Bu durumda
da somutlaştırma ve dönüştürme
savunma düzeneğinin iç içe geçtiği
bir yapıyı gözlemlemek mümkündür.
Psikolojik olgularda konuya bir perspektiften yaklaşmak
her zaman için hatalı sonuç verir. Savunma
düzenekleri de aynı şekildedir. Bir savunma
düzeneği birçok savunma düzenekleri ile birlikte
çalışırken kimliğin ve kendiliğin
muhtelif parçalarıyla da etkileşim içine
girer. Böyle bir komple yapıyı daha iyi kavrayabilmek
için iki klinik tablonun izahını burada yapmak
istiyorum:
Vaka 1:
Anadolu’da kırsal kesimde çalışan
hekim arkadaşlarımızın sıkça
karşılaştığı rahatsızlıkların
birisi de dönüştürme mekanizmasına
bağlı konversiyon bayılmaları veya felç
halleridir. Zorunlu hekimlik yaptığım dönemde
sıklıkla bu tip savunma düzenekleri ile karşılaşmış
ve olaya müdahil olmuştum. Bunlardan birisinde genç
bir hanım evliliğinin henüz birinci yılındaydı.
Çok büyük ümitlerle ve mutluluk hayalleriyle
yapılan bir evlilikten sonra ağır bunaltılar
ve hayal kırıklıkları yaşamaktaydı.
Dağ başında sürdürülen bir mezra
hayatında her türlü ağır iş
koşullarında çalışan ve akşama
kadar yorulan bu genç kız, akşam da eşinin
ağır hakaretlerine maruz kalıyor ve ondan dayak
yiyordu. Cinsel hayatları ise çok kötü
idi; eşi ona bir hayvan muamelesi yapıyor ve onu
ters ilişkiye zorluyordu. O ise bu tip bir muameleden tiksiniyor
ve öfke doluyordu. Evliliğinden pişman idi. Geri
anne evine dönmek istiyordu. Ancak gelin olurken kendisine
beyaz gelinlikle çıktın ancak buraya kefeninle
dönersin denilmişti. Dönüş yolları
da tıkalı idi.
Bu hanım dâhiliye ile ilgili bir şikâyeti
nedeniyle bize müracaat ettiğinde kendisinin hastalık
hikâyesini dinlemiş, onu karşımıza
alıp konuşmuş ve ciddi bir muayeneden sonra
reçetesini düzenleyerek kendisine şifalar dilemiştik.
Gözlerindeki ışıktan anladığımız
kadarıyla ilk defa insan yerine konuyor, genç bir
doktor tarafından muhatap kabul edilmenin gururunu yaşıyor
ve mutluluk duygularıyla sanki muayenenin uzamasını
istiyordu. Aradan haftalar geçmişti, bir gece lojman
kapımın zili çaldı. Kapıyı
açtığımda bir grup köylünün
feryat ederek kızlarının öldüğünü,
hastalandığını ve onu kurtarmam için
yalvardığını gördüm. Apar topar
aşağı indiğimde ambulansın içine
yatırılmış, hiçbir yeri hareket
etmeyen hastamızı gördüm. Hastanın
etrafında tüm ailesi, akrabaları ve damadın
yakınları vardı. İlk muayenemde hastamın
Dönüştürme reaksiyonu geçirdiği
gerçek bir felç hali olmadığı
teşhisini koydum. Hastamı muayene odasına
alarak hemşire hanımın almış
olduğu sakinleştirici bir iğneyi olumlu telkinler
eşliğinde yaptırdım. Aradan geçen
yirmi-otuz dakikadan sonra hastam yavaşça kendine
gelerek ayağa kalktı. Hastalık hikâyesini
dinlediğimizde; hastamızın eşiyle yine
tartışmaya girdiğini, ağır hakaretlere
maruz kaldığını, eşinin ona dayak
attığını öğrendik. Tüm
bunlar sürdürülürken içini öfke
kapladığını, inceldiği yerden kopsun
duygusu ile kendisinin de ona vurmak istediğini, ölümü
bile göze aldığını ifade etti. İşte
tam bu esnada elinin ve ayağının buz kestiğini,
canının çekildiği ve gözlerinin
karararak boş bir çuval gibi yığılıp
kaldığını ve başka hiçbir
şey hatırlamadığını anlattı.
Bu hastamıza ne olmuştu da bu hale gelmişti?
Birey egosu, önemli ve değerli olduğunu hissetmeye
çalışmaktadır. Her beklenti bir hayal
kırıklığı ile sonuçlanmakta,
umutların bittiği noktada kişide öfke ve
kızgınlık hâkim olmaktadır.
Öfke ve kızgınlığın, başladığı
noktadan itibaren nerede duracağı kimse tarafından
bilinmez; şiddet çok ciddi patlamaları meydana
getirebilir. Bu hastamızda da aylardır maruz kaldığı
aşağılanma, değersizlik, hakaret, şiddet
ve hatta cinsel taciz, bireyde top yekûn bir karşı
saldırı ve öfkeye neden olmuştur. İç
dünyasındaki bu yoğun patlama arzusu o gün
aktive olmuş, beyinden emirler çıkmış,
organların bu emirlere itaat etmesi istenmiştir.
İşte tam bu nokta önemlidir. Kişi karşısındakinin
tüm zulmüne direnebilecek, karşı koyabilecek
ve hatta ona saldırabilecek cesareti ve gücü
bulmuştur. O artık zayıf değildir, o artık
gücü ve haklarını savunan bir bireydir;
artık o ölüme bile meyden okumaktadır,
hiçbir şeyden korkmamaktadır artık.
İşte tam bu cesareti bulduğu anda bunu hissettiği
zaman diliminde egonun savunma düzenekleri büyük
bir felâketin oluşmasını önlemek
için devreye girer, Dönüştürme mekanizması
ile kişinin bu gücünü kontrol eder ve birey
bayılır. Şimdi ne olmuştur. Onurlu bir
mücadele verilmiş, bireyin onuru kurtarılmış
ve karşı koyabilme cesareti ve gücü sergilenmiştir
ancak; bireyin egosu olayların gelişim zincirini
uzun vadeli olarak düşündüğünde
bireyin daha büyük bir açmaza gireceğini
gördüğü için bu savunma düzeneklerini
devreye koymuş, bu şekilde bir taşla iki kuş
vurmayı hedeflemiştir. Birey, hem cesaretini sergilemiş
hem de gelebilecek daha büyük bir felaketin önüne
geçmiştir. Bireyin egosu çok akıllıca
bir manevra yapmıştır çünkü
bu olaydan birçok sekonder kazanç da elde edecektir.
Sekonder kazanç bireyin rahatsızlığı
ya da semptomları nedeniyle kişinin kazandığı
kazanımlara verilen isimdir. Buradaki sekonder kazanç
nedir? Biraz önce erkek olarak gücünü gösterip,
eşini tekmeleyip tokatlayan kişi korku içindedir;
bu darbeler karşısında eşi yıkılmış,
ona göre felç olmuş belki ölmek üzeredir,
bunun sorumlusu da kendisidir. Bu korku ile panik içine
düşen koca telaş ile eşini kaldırmaya
çalışır ama bir türlü başaramaz.
Eşi yerde cansız bir şekilde yatmaktadır.
Korku ve panik hissi daha da yoğunlaşır. Hemen
civardan yardım istenir. Olaya erkeğin ve kızın
akrabaları müdahil olur. Gecenin bir yarısında
köy yerinde araç bulup ilçeye ulaşmak
oldukça zordur. Bunun için kasabanın belediye
başkanına ulaşılarak ambulans devreyle
sokulur, gece yarısında ambulansın sirenleri
ve ışığı ile hasta apar topar evden
alınıp kilometrelerce uzaktaki ilçedeki doktora
yetiştirilmeye çalışılır.
İş abartılmıştır, köylü
için de bir macera ortaya çıkmıştır.
İlgili ilgisiz herkes olayın peşindedir.
Sonunda doktora gelinir, doktor olaya müdahale eder ve olaya
neden olan koca ciddi bir sorgulamadan geçirilerek doktor
tarafından uyarılır. Doktor hastayı
zor kurtarmıştır, bundan itibaren eşine
ilgi ve sevgiyle yaklaşması önerilir. Bu seferliğine
adli rapor tutulmayacağı tehditkâr bir üslupla
kocaya anlatılır. Ve hasta büyük bir memnuniyet
içerisinde ne kadar önemli ve değerli olduğunu
hissederek köyüne geri döner.
Ancak bu hasta hayatta görmediği bu ilgi ve ihtimam karşısında
bu davranışlarını alışkanlık
haline getirerek dönüştürme reaksiyonlarının
sayısını doktora ulaşılmak ve
önemsenmek yani sekonder kazanç için artırabilir.
Doktorun görevi burada bu sekonder kazançların
önüne geçebilmektir.
Vaka 2:
Muayenehanemize üç kişinin yardımıyla
sırtta taşınarak çıkarılan
hastamız iki ayağını da hareket ettiremediğini
ve ağrıdan muzdarip olduğunu beyan etmişti.
Elli yaşın üzerindeki bu dul hanım, çok
sayıda kızı olan bir anneydi. Kızlardan
birisi diğerlerinden farklı, çalışkan
ve başarılı idi. Annenin amacı kızlarını
okutmak, onları birer meslek sahibi yapmak ve onların
bir yuva kurduğunu görmekti. Özellikle kızlardan
birini çok önemsiyor ve onun üzerinde hassasiyetle
titriyordu. Kızı da bu ilgiye ve ihtimama layık
olmaya çalışıyor ve çok başarılı
bir tahsil hayatı sürdürüyordu. Çok
başarılı giden grafiği, üniversitenin
ikinci sınıfında kızımızın
bir erkek arkadaşının ortaya çıkmasıyla
beraber ters yüz olmuştu. Anne bu ilişkiyi onaylamamıştı.
Hatta tehdit edererek evlatlıktan reddedebileceğini
beyan etmişti. Kızımız bunun üzerine
anneyi terk etmiş ve o erkek arkadaşıyla evlenip
onunla yaşamaya başlamıştı. Anne
bu acıya dayanamamış ve her iki ayağında
da felç hali gelişmiş, ayakları birbirinden
uzaklaşacak şekilde kaskatı kesilmişti.
Yapılan muayenelerde hiçbir şey bulunamamıştı.
Bir konversiyon (dönüştürme) reaksiyonu olduğuna
karar verilmişti. Bize geldiğinde bu reaksiyon uzunca
bir süredir devam ettiğinden dolayı kalça
eklemi leğen kemiğine kaynamış ve dönüşü
olmayan bir sakatlık hali söz konusu olmuştu.
Burada hastamızın psikolojisi nedir? Kızına
bağladığı umutlar tükenince bir nevi
kızını cezalandırma isteği kendi
vücuduna yönelmiş, kendini tahrip eder noktaya
gelmiş ve bunu oluşturabilmek için de dönüştürme
savunma düzeneğini oluşturmuşu.
|