Yukarıda
da bahsettiğimiz gibi düşüncemiz aynı anda tek bir şeye yoğunlaşabilir.
Aynı anda iki şeyi düşünemeyiz ve düşüncelerimiz davranışlarımızı
belirleyen temel etkenlerdir. Ayrıca her bir düşünce mutlaka bir
duygu ile kodlanmıştır. Her düşüncenin zihinde canlanmasıyla beraber
onunla senkronize olan duygu otomatik olarak devreye girer. Duygu
hemen kas sistemini etkileyerek bireyin jest ve mimiklerini ve
kas faaliyetini farklılaştırıp davranışsal kalıplar oluşturur.
Anksiyete bozuklukları, duygu durum bozuklukları ve diğer birçok
klinik tabloda düşünce ile başlayan kısır bir döngü söz konusudur.
Öğrenilmiş veya çarpıtılmış bir düşünceyle böyle bir sistem aktif
hale dönüştürülebilir ve negatif bir şartlanmanın etkisiyle negatif
bir düşünceye geçiş yaptırılabilir. Olumsuz bir düşünce zihnimizde
otomatik olarak olumsuz bir çağrışım zinciri meydana getirir ve
olumsuz düşünceler beraberinde hemen olumsuz duyguları hissettirir.
Olumsuz düşünce-duygu işbirliği ile birey kısır döngünün üçüncü
aşamasının davranışsal bir örüntüsü içine girer. Olumsuza odaklı
olan düşünce bu davranışlara odaklanarak aldığı negatif geri bildirimle
haklılığına yeni bir kanıt bulur ve olumsuz düşünceler daha yoğun,
daha pekişerek varlığını sürdürür. Olumsuz düşüncelerin bu yoğunluğu
karşısında duygusal yapısı daha da bozulur ve kötüleşir. Kötüleşen
bu tablo karşısında davranışlarımız düşünce ve duygumuza eşlik
ederek çok daha perişan bir tablo ortaya çıkarır ki, bu yapı da
düşüncelerimizi tekrar olumsuz yönde etkiler. Bu kısır döngü bu
şekilde devam edip gider. Bu kısır döngünün bir yerine müdahale
edilip kırılmadığı müddetçe kişi bu sarmaldan kurtulamaz.
Bir
iki klinik tablodan bu durumda örnek verecek olursak şöyle bir
tablo ile karşılaşırız: Bir depresyon hastası olarak, düşüncelerinde
otomatik olumsuz çağrışımlara yönelen bir bireyizdir. Olumsuz
üçlü dediğimiz; geçmişi, bugünü ve geleceği olumsuz değerlendiren
bakış tarzı, düşünce olarak zihnimize hücum eder. Her şey kapkaranlık
ve umutsuz bir dünya söz konusudur. Geçmişte yaşanılan olumsuzluklarla
dolu anılar zihne hücum eder ve duygusal yapı bütün ağırlığı ile
ruhumuza çöker. Kendimizi bedbin, umutsuz, sıkıntılı ve mutsuz
hissederiz. Tablo çok kötüdür. Ruhumuzun hissettiği bu duygulanıma
bedenimiz hemen cevap verir. Omuzlarımız düşer, enerjimiz kaybolur.
Yüzümüzün ifadesi mutsuz bir çehreye dönüşür. Bu halimizi aynada
seyrettiğimizde veya civardaki insanlardan bu halimizle ilgili
geri bildirim aldığımızda ne kadar mutsuz, çaresiz ve çözümsüz
olduğumuzu bir daha idrak ederiz. Otomatik olumsuz düşünceler
bu davranışsal kalıplara bakarak tekrardan sistemi negatif olarak
etkilemeye başlarlar ve daha yoğun olumsuz düşünceleri devreye
sokarlar. Gelecekle ilgili felaket tellallığı yapan yorumlar zihne
hücum eder. Hayalde canlandırılan olumsuz fantezilerle duygu durum
daha da berbat bir hal alır. Bu tablo elbette ki davranışlarımıza
daha da olumsuz bir şekilde etki ederek yıkılmış bir insan tablosu
ortaya çıkar; sonuçta kısır döngü devam eder gider.
Panik
bozukluğu olan bir hastada, ortada hiçbir şey yokken olumsuz bir
düşünceyle bu kısır döngü ateşlenebilir. ‘Acaba kalp krizi geçirir
miyim’ düşüncesi bireyin kalbine odaklanmasını oluşturur. Kalbe
odaklanan birey kalbinin sesini dinler. Böyle bir odaklanma esnasında
kalpteki bir ritim değişikliği, bir sürat değişikliği hemen olumsuz
çağrışım zinciriyle katastrofik bir yoruma neden olur. Evet, kalp
krizi başlamak üzeredir. Duygu durum hemen buna eşlik eder. Korku,
sıkıntı, çaresizlik hissi ve telaş bütün zihnimizi kaplar. Çok
kısa süre içinde felaketle ilgili hayali tablolar zihnimizde otomatik
olarak canlanır. Bir an önce en yakın bir hastaneye ulaşılmalıdır.
Yoksa ölüm hemen yanı başımızdadır. Bu düşünceler ve duygulanımlara
davranışsal kalıplarımız eşlik eder. Bu korkuya eşlik eden kalbimiz
süratlenir ve tansiyonumuz düşer, ellerimiz uyuşur ve yüzümüzden
kan çekilir. Bu davranışsal, fizyolojik korku şablonu, olumsuz
düşünceleri yakalamakta mahir olan beynimiz tarafından hemen tutulur.
Bu ikinci derece davranışsal belirtiler kalp krizinin kesin işareti
ve delili olarak algılanır. Kısır döngü kurulmuş, kişi panik atağa
sokulmuştur. Bu yoğun ölüm korkusu ve kaygılarla ulaşılan bir
acil serviste hekimin rahatlatıcı ve garanti veren cümleleriyle
kısır döngü ancak durdurulabilmiştir.
Yukarıdaki
örneklerde olduğu gibi birey çeşitli klinik tablolarda kısır döngüyü
her zaman yaşamakta ve bu kısır döngüden çıkamamaktadır. Bu kısır
döngünün her üç aşamasında da kısır döngüyü iradeyle kırmak mümkündür.
Olumsuz otomatik düşüncelerin geldiğini hisseden birey, olumsuz
otomatik düşünceleri bloke edici bilişsel terapi teknikler uyguladığında
kısır döngüyü başlangıç aşamasında durdurabilir. Olumsuz düşüncenin
yerine olumlu düşünceyi getirme ve farklı bir düşünceye odaklanma
çözümlerden birisidir. Düşünceyi değiştirme ve kontrol altına
alma ile ilgili detaylı bilgi bilişsel tedavi stratejileri kısmında
anlatılmaktadır. Otomatik düşünce zihne hakim olmuş, olumsuz duygulanım
vücudu sarmışsa bu aşamada düşünceyi durdurmak mümkün değildir.
Böyle durumlarda bireye direkt olarak imajinasyon çalışması
yaptırılması önerilir. Bu, bir nevi bilgisayar ekranındaki negatif
görüntünün önüne, güzel bir ekran koruyucu getirmek gibidir. Birey
ya hayali olarak ya da geçmişte yaşadığı mutlu bir anısını canlandırmaya
çalışır ve bu hatırasına yönelir. Hayatındaki çok mutlu olduğu
bir hatırayı canlandırabilen bir birey, otomatik olarak o günün
duygu durumunu da çağırmış olur. Bu şekilde birey olumsuz duygu
durum aşamasında kısır döngüyü bloke etmiştir. Bu aşamada da kısır
döngüyü bloke edemeyen bireyden üçüncü devrede davranışlarını
düzeltmesi istenir. Tüm olumsuzluklarına rağmen kendini koyuvermemesi
ve olumlu davranışlarını ısrarla sürdürmesi istenir. Mesela depresyondaki
bir hastanın, kendini mutsuz hissetse bile sabah kalkmasını, takım
elbisesini giymesini, günlük tıraşını olmasını ve dişlerini fırçalamasını
isteriz. Eskiden zevk aldığı mekânlara gitmesini, eskiden zevk
aldığı hobilerine yönelmesini teklif ederiz. Bu aşamada kısır
döngüyü kırmaya çalışırız. Kısır döngünün nasıl kırılacağı, modellemeyle
seans odasında hastalara gösterilebilir. Bunun daha canlı ve gerçekçi
olması isteniyorsa bu, hipnotik trans anında yaşatılabilir. Özellikle
panik atakla seyreden rahatsızlıklar, oluşturulan olumsuz senaryolarla
suni olarak meydana getirilir. Ardından da bireye bunu nasıl kontrol
edeceği temsil (rol playing) ile yaşatılır.
|