Hastadan
olayı 0’dan 100’e kadarlık yelpazede incelemesi istenir: ‘Eğer
olay gerçekleşirse ne olur? Ardından daha kötü ya da iyi ne olabilir?
Eğer olay gerçekleşirse hala ne yapılabilir?’
Kognitif
terapinin amacı, bireye rahatsızlığı ile ilintili bilişsel çarpıtmalarını
fark ettirmektir. Bilişsel çarpıtmalar temel kabuller ve fonksiyonu
olmayan şemalar ya da otomatik olumsuz düşünceler düzeyinde olabilir.
Bireyin şikâyetine neden olan olgu, gerek bir fenomen gerekse
gerçekleşme ihtimali olan bir süreç olabilir. Yaşanmış veya yaşanabilecek
olan böyle bir fenomen birey tarafından abartılı olarak algılanabilir.
Öncelikle bireye bu abartıyı göstermek lazımdır. Devam eden süreç
sonucunda varsayalım ki olay gerçekleştiğinde bu ne anlama gelmektedir.
Olay sıfırdan yüze kadar bir puanlama esasına göre değerlendirilecek
olursa kişiye sıkıntı, acı ve şiddet verme derecesi nedir? Olayın
şiddet derecesi reel olarak tespit edilmeye, yelpazedeki yeri
belirlenmeye çalışılmalıdır. Bunun üzerinde hissedilebilecek olan
sıkıntı, hüzün veya çaresizliğin anlamsızlığı gösterilir. Süreç
sonucunda negatif bir olay olmuş veya böyle bir şeyin olabilme
ihtimali mevcutsa bunun için neler yapılabileceği, yani yaşanmış
olan bir negatif olguyu veya yaşanabilecek bir negatif olgunun
gidişatını olumlu anlamda değiştirebilmek, engelleyebilmek veya
zararı asgariye indirebilmek için yapılabilecekler üzerine düşündürülür.
Hastanın göremediği, olayı kontrol altına alabilecek ve olumlu
yöne kanalize edebilecek tüm alternatifler gözden geçirtilir.
Bireyin abartılı bir şekilde olumsuz otomatik düşüncelerin etkisi
altında negatif sonuçlar üretmesi ve felaket tellallığı yapması
önlenmeye çalışılır. Olayın tüm hadiseler içerisindeki yeri ve
tüm hayatın, yaşamın içerisinde ne anlama geldiği değerlendirilir.
Negatif bir sonuç varsa bunun nasıl kontrol edilip iyi bir noktaya
yönlendirileceği ve bununla ilgili yapılacak olan şeylerin neler
olduğu belirlenmeye çalışılır. Bu şekilde hastanın her an olumlu
düşünce geliştirebilme, sıkıntının ne anlama geldiğini bilip bunu
sağlıklı bir şekilde değerlendirebilme ve en kısa zamanda bundan
kurutulabilme düşünce sistematiği geliştirilmeye çalışılır.
Üniversite
giriş sınavlarına hazırlanan bir genç ciddi bunalım ve sıkıntı
içindedir. Sınavları kazanamama riski oldukça yüksektir. Sınavı
kazanamama ihtimali yüzünden yaşadığı anksiyete nedeniyle daha
da büyük sıkıntıya girmekte ve kendi kendini ketlemektedir. Böyle
bir durumda yapabileceklerini dahi yapamamaktadır. Bize geldiğinde
hayatının bittiğini, mahvolduğunu, geleceğinin olmadığını, artık
hiç bir şeye yaramadığını çünkü üniversite imtihanını kazanamayacağını
belirtmektedir. Bu olayı yelpazeye oturttuğumuzda; bu gencin 18
yaşına gelene kadar büyük bir mücadele verip ilkokulu başarıyla
bitirmiş, ortaokulu başarıyla bitirmiş, liseyi başarıyla bitirmiş,
her türlü sosyal ilişkisi olan, gelecekte birçok şey yapabilecek
potansiyele sahip bir birey olduğu ortaya konmuştur. Toplumun
katmanlarına baktığımızda, büyük bir kesimi ilkokuldan sonra bu
yarışı bırakmakta, geri kalanın büyük bir kısmı ortaokulu bitirerek
yarıştan çekilmekte, geri kalanların büyük bir çoğunluğu da ancak
lise mezunu olabilmektedir. Çok az bir insan da üniversiteye girip
başarıyla bitirebilmektedir. Çevremize baktığımızda başarılı insanların
bir kısmının da az ya da orta eğitimli olduğunu görmekteyiz. Eğitim
yapmak güzel bir şeydir, yapılmalıdır ama yapılamadığında da bu
her şeyin bittiği anlamına gelmez. Eğitim düzeyleri farklı farklı
olan ve ülkeye yön veren birçok başarılı insan mevcuttur. Üniversiteyi
kazanmak elbette arzu edilen bir şeydir; ancak kazanamamak felaket
demek değildir. Hayatın içinde var olabilmek için onlarca kapı
onu beklemektedir.
Bu
genç delikanlıya üniversiteyi kazanamamanın bir felaket olmadığı
bu şekilde anlatılabilir. Her zaman alternatiflerin olabileceği
ona gösterilir. Gencin alternatiflerinin olabileceği ihtimalini
hissetmesi ve kabullenmesi, ondaki performans kaygısını ortadan
kaldıracak, sınava çalışırken konsantrasyonunu artıracak ve daha
başarılı olabilecektir.
|