Bilindiği
gibi egonun savunma düzenekleri; egonun, id’in dürtüsel baskısına,
süperegonun yargılamasına ve gerçekliğe uyum gösterebilmek için
yapmak zorunda hissettiği ve bilinçdışı bir süreçle otomatik olarak
meydana gelen savunmalara verdiğimiz isimdir. Bu bağlamda savunma
düzenekleri ilkelden olguna, patolojik yapılanmadan normal yapılanmaya
geçen bir spektrum içinde çeşitli şekillerde ortaya çıkabilmektedir.
Özdeşim savunma düzeneği, normal gelişim süreci içindeki bir bireyin
yapmak zorunda olduğu, egonun ve kendiliğin oluşması için gerekli
kurucu temel unsurlardandır. Özdeşim doğal, normal bir süreçtir.
Özdeşimin fonksiyonunu ve yerini kavramak için bu spektrum her
zaman göz önünde bulundurulmalıdır. İçe atım savunma düzeneğinde
anlattığımız gibi, ilk nesne tasarımları iç dünyaya alınmaktadır.
Bu nesne tasarımlarından sonra ilk kendilik çekirdeği oluşmakta,
bu ilk kendilik çekirdeği iyi ve kötü kendilik olarak ayrışmakta,
daha sonra da birleşmektedir. Kendilik çekirdeği bireyin ilk duygusal
bütünlüğüdür. Bu duygusal bütünlüğün nesne ile ilişkilerinde,
nesne uzantıları gereklidir.
Nesne
ile iletişimin nasıl oluştuğunu anlattığımız ilk dönem sürecini
hatırlayacak olursak burada ilk ilkel özdeşimlerden bahsedilebilir.
Çocuk anne ve babasının veya bakıcılarının nesne ile ilişki modellerini
örnekleyerek modelleyip ilk özdeşim örneklerini bize sunmaktadır.
Bu özdeşim modelleri, seçicilikten uzak biraz rastgelelik oluşturmaktadır.
Özellikle iki yaşından sonra modelleme aynı olmasına rağmen, ayrışmanın
getirdiği farklı karar verme mekanizması meydana gelmektedir.
Nesneye anne veya baba gibi yaklaşmakta ama ne zaman ne kadar
süreyle yaklaşacağının veya yaklaşmayacağının kararını kendi vermektedir.
Nesneye yaklaşım şekli bir modelleme veya özdeşim iken onun zaman
ve zeminini belirleme bireysel bir tercih ve farklılaşma anlamı
taşımaktadır.
Bebek,
üç yaşını tamamlayıp dört yaşı civarına geldiğinde cinsel kimliğinin
farkındalığı, motor ve zihinsel gelişiminin olgunlaşması sonucunda
daha olgun özdeşim mekanizması kullanır. Bu dönemde kız ve erkek
ayırdına varan çocuk kendi cinsinden ebeveyniyle tam bir özdeşime
girerek gerçek manada olgunlaşmış bir özdeşimi devreye sokar.
Kimliğin oluşumu nesne tasarımlarının içerde şekillenmesinin yanında
yaşantılanan duyguların izdüşümlerinin ve modellenen özdeşim kaynaklarının
tamamının veya bir parçasının içe alınmasıyla şekillenmektedir.
Bunu bir örnekle anlatacak olursak, bebek bir yaşından itibaren
bir kimlik oluşturma sürecine girmiştir: Bu büyük bir hamur teknesi
içinde kendine has bir kek hamuru oluşturmaya benzetilebilir.
Hamur teknesi bebeğin boş olan zihinsel dünyasıdır. Zihinsel dünyaya
hamuru oluşturacak un, şeker, yağ, kakao, fındık ceviz kuru üzüm,
yağ vs. gibi bir kek için gerekli olan muhtelif çeşitte ve muhtelif
miktarlarda malzemenin konması ve bunun bir karışım içerisinde
karıştırılması; belirli miktarda su, süt veya meyve suyunun ilave
edilmesi ve ardından bunun belirli ısıda, belirli sürede pişirilmesi
gerekir.
Bunların
hepsi bir kimliğin oluşumu için izah edilebilecek metaforik bir
araçtır. Zihinsel tekneye anne ve babanın modeli alınarak, ilk
kek hamuru hazırlanmaya çalışılır. Bu hamur çok ilkel ve çok basittir.
Cinsel kimliğin gelişimiyle birlikte kek hamuruna yeni ilaveler
yapılır. Cinsel farklılığın getirmiş olduğu davranışsal modeller,
ilgili ebeveynden alınarak hamur teknesine boca edilir. Bu arada
hamur teknesinde habire karışım sürmektedir. Çocuk bireysel farklılığının
veya farkındalığının getirdiği istekle yeni rol denemeleri yaparak
etrafında gördüğü her insandan bir takım düşünsel, davranışsal
ve duygusal kalıpları alarak hamur teknesine boşaltır. Hamurun
niteliği ve niceliği her gün değişmektedir. Oyun ve okul çağında
bu modellemeler daha yaygın olarak kullanılarak daha zenginleştirilir
ve daha spesifikleştirilir. Ergenlikte ise hamura son şekli verilir.
Ergen insan çeşitli rol denemeleri ile sanki o hamurun tadına
bakarak hangisinin en iyi tadı vereceği düşüncesiyle çeşitli kek
maddelerini hamura ilave eder. Bunlar, ergen insanın ergenlik
dönemindeki rol denemeleridir. ‘Pişirilen kek fındıklı mı cevizli
mi meyveli mi kakaolu mu yoksa sade mi olacak?’ Bu son şekil de
verildikten sonra ergenlikle birlikte kek pişmeye bırakılır. Artık
kimlik oluşmuştur. Bundan sonraki özdeşimler kekin üzerinin süslenmesi
ve ikramıyla ilintili olarak estetik yapıyla alakalıdır ki bunlara
makyaj ya da aksesuar diyebiliriz. Kek metaforundan yola çıkarak
normal bir özdeşim sürecinin sağlıklı bir zeminde nasıl çalıştığını
anlattık. Bu açıdan bakınca herkesin kek hamurunun bir diğerinden
bir tat ve ton farkına sahip olduğunu görmek mümkündür. İşte bu
ton ve tat farklılığına kimlik ve kişilik dediğimiz, sürekliliği
ve tutarlılığı olan bir yapıyı meydana getirmektedir.
Özdeşim
sürecinin normal gitmediği bir yapılanma da söz konusudur. Düşünün
ki bir kekin lezzetli olabilmesi için içindeki malzemenin ahenkli
ve birbiriyle orantılı olması gerekir. Tatlı bir kek hamuruna
boca edilmiş bir poşetlik tuzun, o keki ne hale getirebileceğini
düşünebiliyor musunuz? Veyahut da bir poşet karabiber veya kırmızı
biberin, bir kek hamurunun içine döküldüğünü tahayyül edin. Buradan
şunu anlatmak istiyoruz: Kimlik, kendi içinde tutarlı olursa lezzetlidir,
ahenklidir ve sağlıklıdır. Kimliğin yapı taşları olan anne ile
babanın nesne ilişkilerindeki patolojik yaklaşımları, çocuk tarafından
modelleme yoluyla özdeşim yapılacağından çocuğun kimlik oluşumu
hatalı ve hastalıklı olacak; yani pişirdiği kek tatlı, acı ve
tuzluyu birlikte barındıran acayip bir yapı arz edecektir.
Burada
vurgulamak istediğimiz şey çocuğun etrafındaki rol örneklerinin
veya özdeşim yapabileceği bireylerin tutarlı ve birbiriyle ahenkli
kimlik örüntüleri içerip içermediği konusunun çok önemli olduğudur.
Bu, çok çeşitli bağlamlarda değerlendirilebilir. Bir aile içerisinde
çelişkilerle dolu nesne ilişkileri, kültürel farklılıklar, kuşaklar
arası farklılıklar, kırsal-kentsel farklılığı, gelenek-modernite
farklılığı ve inanç spektrumunun değişimi kimliğin oluşumunda
ya ahengi yakalayacak ya da çelişkilerle dolu bir yapıyı meydana
getirecektir. Bu bağlamda yapının doğruluğu veya eğriliği değil,
birbiriyle ahenkli olup olmadığı önemlidir. Kimliğin önemli ihtiyacı
kendi içinde tutarlı ve ahenkli bir yapının oluşturulabilmesidir.
Kırsal, geleneksel, eğitimsiz bir aile ve çevre içinde yetişmiş
bir kimlik, ahenkli ve tutarlı bir kimliği sergilerken; kente
göç etmiş, varoşlarda yaşayan, nesne ilişkilerini kırsal değer
yargılarına göre oluşturmuş ve moderniteye göre yaşama gayreti
içerisinde olan bir çerçeve, kimliğin oluşumunda çok ciddi sıkıntılara,
çelişkilere ve tutarsızlıklara neden olacaktır. Bu da birçok patolojinin
doğumuna kaynaklık edecektir. Bu durum, özellikle kültürel bir
değişim içinde bulunan toplumlarda çok ciddi bir kaos ve anarşik
bir yapının zeminini oluşturacaktır. Bütün kavramlar kaotikleşecek,
nesneler havada uçuşacaktır.
Özdeşleşmenin
bir başka boyutunda, kişinin yaşadığı süreçte yaşantıladığı hayatı
da, kimliğini belirleyen temel etkenlerden biri olur. Birey her
ne kadar etrafındaki insanlardan model alarak bir kimlik oluşturuyor
ise de bireysel özerkliği, çerçevesindeki hayatın içinde bizzat
var olmasında ve nesne ile direkt bir iletişim içinde olmasındadır.
Bu iletişiminde nesne ile arasında çıkacak olan ciddi problemler
ve sorunlar, kimliği bir başka alana kaydırabilecek veya uyumsuzluk
oluşturabilecek etkileri meydana getirebilmektedir. Çok güzel
bir kek hamuru hazırlayan ve kimliğini ahenkli bir şekilde sürdüren
bir çocuk henüz ergenliğine ulaşmadığında veya ergenlik döneminde,
cinsel bir tacize maruz kaldığı, grup önünde aşağılanacak bir
pozisyona düştüğü, fiziksel bütünlüğünü tehdit edecek bir tehdit
veya kazaya maruz kaldığı, çok sevdiği nesnelerin elinden gittiği
veya onları kaybettiği zaman bunlar, çok ciddi kimliksel değişimlere
neden olacaktır. Bu da kimliğimizi oluşturan kek hamuru içine
düşmüş olan bir tornavida, bir pense, bir jilet ve bir bıçak etkisi
gösterecektir. Ve bu yapılar ne kadar harmanlanırsa harmanlansın
kek hamuru içerisinde hazmedilemeyecek ve hep aykırı kalacaktır.
İşte bireyin yaşamış olduğu bu travmatik hadiseler bireyde ömür
boyu etkilere neden olacaktır.
Özdeşimde
en önemli unsur çocuğun özdeşim yapabileceği rol örneklerinin,
sağlıklı bireyler olup olmadığıdır. Eğer çocuğun önündeki bireyler
hastalıklı ve kişilik bozuklukları içeren yapılar ise, kişi bu
yapıları kopyalayacaktır. Ergenlik döneminde bu yapıları tekrar
harmanlayarak yeniden bir kombinasyona tabi tutma imkânı vardır.
Özellikle ergenlikte, kimliğin yeniden harmanlanması döneminde
kısa sürede köşe dönücülük, bir anda zengin olma, bir anda üne
kavuşma ve şöhret olma gibi cazip gelen istek ve arzular çocuğun
önünde sağlıksız rol örnekleri olarak durabilir. Bu nedenle bir
genç mafyacılığa soyunup onunla özdeşleşebilir. Çaresizliğini
ve öfkesini seri cinayetler işleyen bir katille özdeşleştirebilir.
Hiç bir yeteneği olmadığı halde kendisini ünlü bir şöhretle özdeşleştirip
psikopata yakın bir tabloya girebilir. Çocuğun önünde olumlu rol
özdeşim imkânları var ve bunlar çevre tarafından destekleniyorsa
özdeşimler sağlıklı bir süreçte devam edecektir.
Ergenlikte kimlik netleştikten sonra özdeşimler bir başka boyutta
devam eder. Burada kimliğin değişimi söz konusu değil sahip olunan
kimliğin olgunlaşarak daha yüksek özdeşim örneklerine öykünüp
onlar gibi olma gayretleri vardır. Bu belki ömür boyu süren sağlıklı
bir süreçtir. Sürekli yenilenme ve dinamizm içerir.
|