Bize
müracaat eden hastalarımızın büyük bir kısmında gözlemlediğimiz
en önemli konu sıkıntılarına ve problemlerine bir problem çözücü
olarak yaklaşmamalardır. Bu ne demektir? Birey hekime gelirken
sorunu halletmek amacıyla gelir. Sorununu halletmek isteyen insan,
soruna odaklanarak onu nasıl çözeceğini düşünür. Ancak çoğu hastada
bu mümkün olmamaktadır. Bireye öncelikle problemin ne olduğu sorulur
veya fark ettirilir. Böylelikle bir problemin varlığı ve sınırlarının
neler olduğu gösterilir. Problem net ise, problemin içeriği belirgin
ise ve problem ile ilgili datalar elimizde ise yapılacak tek şey
bu problemi nasıl çözeceğimizle ilgili zihinsel egzersizler yapmaktır.
Çoğu birey bir problemin varlığını algılayamamakta, algıladığı
problemi çözmek için ise uğraşmamaktadır. Rasyonel bir kimlikle
karşımıza gelen, bir an önce sonuca ulaşmak isteyen ve çözüm arayan
bireyler olaya bir problem çözücü olarak yaklaşıldığını görmekteyiz.
Amaç üzüm yemektir, bağcı dövmek değil. Ama çoğu hastada amaç
üzüm yemekten çıkıp bağcı dövmeye dönüşür. Olaya problem çözücü
olarak yaklaşıp, adapte olan hastalarımızla çalışmalarımız kısa
sürede olumlu olarak sonuçlanırken, diğer grupta bu mümkün olmamaktadır.
Bu hastalarımıza öncelikle olaya bir problem çözücü olarak nasıl
yaklaşacağımızı öğretmekteyiz.
Mesela
bir eş terapisi nedeniyle bize müracaat eden çiftler, ayların
veya yılların birikimiyle, hekimin önünde karşı tarafa öfkelerini
dile getirmekte ve haklılıklarını ispata çalışmaktadır. Tarafların
tedaviye geliş nedenleri evliliklerini devam ettirip mutlu birlikteliklerini
sürdürmektir. Ancak ilk seanstan itibaren problem unutulmuş, kimin
haklı kimin haksız olduğu çatışmasına dönüştürülmüştür. Bu çiftlerle
yaptığımız ilk çalışma, olaya problem çözücü olarak yaklaşmaları
gerekliliğini göstermektir. Birinin haklı birinin haksız olması,
birisinin hekimin seans odasında öfkesini deşarj etmek için uygun
bir ortam bulması, hekimin söylediği bir takım cümlelerden hekiminin
kendi yanında olduğu gibi bir anlam çıkararak tedaviyi baltalamaları
problem çözücü olarak olaya yaklaşmadıklarını göstermektedir.
Bu durumda hastalara bu tip kavgaların anlamsız olduğu, öncelikle
problemi çözmek için olaya yaklaşmaları gerektiği anlatılmaya
çalışılır. Hastalar problem çözücü olarak olaya yaklaştıklarında
kısa sürede yol aldıkları gözlemlenir. Birçok klinik tabloda bireyler
veya çiftler olaya bir problem çözücü olarak değil problemi devam
ettirici bir tarzda yaklaşırlar. Bunun birçok nedeni vardır. Bunların
birkaçını burada irdelemek istiyorum. Bunlar:
a.
Bilinçdışı Dirençler
Rasyonel kimliğimiz bir problemi çözmek için hekime giderken,
içimizdeki dinamik diğer güçler bu problemin çözülmemesi yönünde
bilinç dışı süreçleri başlatabilir. Bu da tedaviye karşı bir direnç
olarak ortaya çıkar. Direncin ortadan kaldırılmasıyla ilgili ön
çalışmalar yapılmadığı müddetçe tedavi ilerlemez. Konuyla ilgili
detaylı bilgi direnç bahsinde anlatılmıştır.
b.
Sekonder Kazanç
Bireyler bir takım rahatsızlıklardan bilinç dışı bir takım yararlar
elde etmektedir. Bu şekilde çeşitli sorumluluklardan kaçınmakta,
zaman zaman ilgi ve alaka odağı olabilmektedir. Sekonder kazançlar
ile ilgili ön çalışma yapılmadığı müddetçe probleme bir çözücü
olarak yaklaşmak mümkün olmamaktadır. Konuyla ilgili detaylı bilgi
sekonder kazançlar bölümünde verilmiştir.
c.
Öfke ve Kızgınlığın Boşaltılması İçin Terapi Süreçlerinin Kullanılması
Kişi bireysel problemlerini çözmek yerine tedavi süreçlerini,
kendisini bu duruma sürüklediğine inandığı insanların ne kadar
kötü olduğunu anlatmakla geçirebilir. Bu hastanın tek derdi, diğerlerinin
kötülüğünü bu tedavi sürecinde ispat etmektir. Bu şekilde anne-babasının,
eşinin kaba davrandığı iddiası ile tedavi süreçlerini aylarca
tıkayan hastalar mevcuttur. Bu tip hastaların diğer bir menfaati
de, tedavi ücretleri kızdığı insanlar tarafından ödendiği için
onlara böylece zarar verebilme imkânı bulabilmeleridir.
d.
Narsist Zedelenmekten Kaçınmak
Bazı bireyler, probleme bir problem olarak yaklaştıkları takdirde
problemin sorumluluğunun kendilerinde olduğunu fark ederler. Bu
da onlara dayanılmaz bir acı verir. Narsist bir kişilik örüntüsüne
sahipse mümkün olduğu kadar olaya bir problem çözücü olarak yaklaşmamalıdır.
Çünkü sorun kendi hatalarıyla veya eksiklikleriyle ilintilidir.
Konuya bir problem çözücü olarak yaklaştığında, bu eksiklikler
ve kusurlar ortaya çıkacaktır. Kişinin buna dayanabilme gücü yoktur.
Kişinin önce zedelenebilme gücünü artırmak ve früstrasyona (engellenmeye)
tahammülünü sağlamak gerekir. Ardından konuya girmek daha uygun
olur.
e.
Borderline (sınırda) Kişilik Örüntüsünde Durum
Border line yapı iki ayrı kimlik örüntüsünü içerdiğinden bir yerde
yaşanan sorun diğer taraftan algılanamaz. Dolayısıyla konuya,
entegre edilmiş bir kimlik gibi problem çözücü olarak yaklaşması
zordur. Dolayısıyla bir sorun nedeniyle hekime müracaat eden bir
border line kişilik yapısındaki hasta öncelikle kişilik örüntüsünü
entegre edecek bir tedavi programına alınmalıdır. İyi ve kötü
kendilik entegre edildikten sonra olay üzerindeki rasyonel yapı
değerlendirilir. Soruna bir problem çözücü olarak yaklaşması sağlanır.
Aksi takdirde dürtü ve öfkeler her halükârda boşalma yolu arayacak,
mantığı kendine uyduracaktır.
|