Ego savunma düzenekleri daha çok id’in dürtüsel
yapısının baskısına maruz kalan
egonun kendini savunmak amacıyla oluşturduğu
bilinçdışı otomatik mekanizmalardır.
Ancak ego savunma düzeneklerin bir kısmı süperegonun
yargılayıcı tavrından korunmak ve
kaçınmak için de yapılabilmektedir.
Savunma düzenekleri zaman zaman da dış dünyanın
toplumsal gerçekliğine karşı kendini olumlu
anlamda var edebilmek ve varlığını muhafaza
edebilmek için kullanılabilmektedir. Bu durumda
bağımsız bir varlık gibi hareket eden
ego, zaman zaman id’e karşı, zaman zaman süperegoya
ve zaman zaman da gerçekliğe karşı kendini
ayakta tutmanın yollarını aramaktadır.
Bazı mekanizmaların oluşumunda birli, ikili,
üçlü kombinasyonlar da meydana gelebilmektedir.
Yani hem id’e hem süperegoya hem de gerçekliğe
karşı tek bir savunma düzeneği ile korunma
gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bu da ruhsal yapının ekonomik davranması
temel niteliğinin gereğidir.
Reaksiyon-formasyon, yani tersine döndürme savunma düzeneği
bilinçdışındaki dürtüsel
yapının, egonun bilinçdışı
kısmının veya süperegonun baskısı
nedeniyle bireyin kendini var edebilmesi için bu baskının
tam tersi yönde top yekun bir kimlik oluşturma ihtiyacına
verilen isimdir. Reaksiyon-formasyon, tek bir fenomene karşı
verilebilecek tam ters yönde bir tepki olabileceği gibi,
fenomen veya fenomenler grubuna karşı tam tersi yönde
oluşturulan bir kimlik yapısı şeklinde
de görünebilir.
Bunu daha açık ve net kavrayabilmek için
fizikteki vektörel kuvvetlerin oluşması prensibinden
yararlanabiliriz. Bir odağa etki eden ters yöndeki kuvvetlerin
ortak bileşkesine göre hareket meydana gelir. Bir ipin
iki tarafından tutan bireylerin kuvvetleri hangi tarafta
fazla ise hareket o yöne doğru olur. İp örneğinin
bir başka benzerinde de bir birine kuvvet uygulayan iki
kişiden hangisi daha yüksek bir kuvvet uygularsa diğerini
hareket ettirir. Bu şekilde ruhsal aygıtımızda
id ile ego arasında karşılıklı
bir kuvvet uygulaması mevcuttur. Dürtüsel yapımız,
bir takım dürtüleri bilince çıkararak
etkin hale geçirip uygulamaya çalışırken;
bu dürtülerin etkin hale geçmesini engelleyen
karşı ego güçleriyle bunları durdurmaya
çalışır. Normal bastırma mekanizması
bu şekilde cereyan eder. Alttaki dürtünün
gücünden çekinilir veya korkulur ise egonun durdurmaya
yönelik karşı gücü daha da etkin hale
dönüştürülerek tam tersi yönde
bir karşı güç ile durdurulmaya çalışılır.
Mesela, cinsel dürtülerini yoğun olarak hisseden
ergenlik dönemindeki bir genç öncelikle bu dürtülerini
engellemeye ve bastırmaya çalışır.
Burada iki karşı kuvvetin birbiriyle savaşımı
söz konusudur. Bu cinsel dürtülerin zamansız,
zeminsiz ve rasgele bir nesneye yönelim tehlikesinin arttığı
durumlarda; hele hele bu nesnenin ensestiyöz bir tabiata
yönelme riski olduğunda genç birey, reaksiyon-formasyon
savunma düzeneğine geçecektir. Yani cinselliğe
karşı negatif bir tavır takınacak,
cinselliği yadsıyacak, daha da ötesi cinselliğe
karşı savaş açacaktır. Böyle
bir genç bir müddet sonra kendi durumunu kutsamak
için ya bir azize ya da bir rahip yaşantısı
ve ideolojisine sarılacaktır. Gençlik döneminde
bir kısım gençlerin cinsellik karşısındaki
bu tutum ve davranışları, geçici de
olsa korunma sağlayan bir savunma refleksidir.
Bu konu özel bir önemi haiz olduğu için biraz
daha detaylı bir şekilde ele almak istiyorum. Cinsellik
konusunda oluşturulan yadsıma ve tersine döndürme
savunma düzenekleri dörtlü bir sistem içinde
çalışmaktadır. İd ve süperego,
gerçekliğin taleplerine karşı egonun ayakta
kalma mücadelesini simgelemektedir. İdin dürtüleri
kesin ve nettir, dürtülerin deşarjını
amaçlar. Cinsel dürtüler ego açısından
bu bakımdan tehlikelidir, önlenmesi gerekir. Hele
hele bu dürtülerin ensest bir içeriğinin
olması, tehlikenin şiddetini daha da artırır.
Böyle bir tehlikenin gerçekleşebilme ihtimali
karşısında süperegonun aşırı
yargılayıcı ve cezalandırıcı
bir tutuma girme ihtimali çok yüksektir. Saygın
bir kimliğe ulaşmak için toplumun kabul ettiği
toplumsal yasalara uymak gerekir. Cinsel dürtülerin
bu bağlamda id’in taleplerine, süperegonun baskılarına
ve gerçekliğe uyum açısından bir
şekil alması gerekir. Öncelikle bastırma,
ardından yadsıma ve ardından da reaksiyon-formasyon
savunma düzeneği bir çözüm üretebilmektedir.
Burada reaksiyon-formasyon tavrı kişinin sosyal olarak
kendisine bir rol edinmesine de aracı olabilir. Kişi,
cinsel duygulardan uzaklaşmış, kendini ilahî
veya dinî bir inanca yönlendirmiş ve bir cemaat
şuuru içerisinde cinselliğin ötesinde bir
kimlik arayışına girebilir. Özellikle
bu tip bir yönelim ailenin ve çevrenin beklentileri
ile genellikle uyum gösterir. Modern bir toplum içerisinde
ve uygun çevre şartları bulunan bir ortamda
böyle bir kimliğin oluşması oldukça
nadir ve farklı mekanizmalarla ortaya çıkabilecek
bir durumdur. Ancak cinsel dürtülerin aşırı
kontrol edildiği ya da cinselliğin yadsındığı
veya dışlandığı, onun yerine dinî
öğelerin ağırlık kazandığı,
bir lokma bir hırka düşüncesinin erdem
olduğu inancının aşılandığı
bir kültür ortamında genç, cinsellik karşıtı
ve hatta düşmanı bir kimlik arayışına
yönelebilecektir. Bu durum fizyolojik gelişimin doğal
mecrasına aykırı olduğu için de
birçok sapkın davranış veya duygulanım
doğurabilecektir. Böyle bir yaşam stili çevre
tarafından takdir görüp taltif edilirse, patoloji
ağırlaşarak devam edecek, bu aykırı
yapılar da çevre tarafından kutsanacaktır.
Belki de işlenen günahlar karşısında
günahsızlığı simgeleyen dönüştürücü
bir özdeşim kaynağı olarak muhafaza edilecektir.
Hazzın bu denli tehlikeli görülmesi ve cinselliğin
kabullenilmesinin yasaklanması, hazzı farklı
alanlara yöneltebilecektir. Cemaat içindeki arkadaş
sevgisi, bir noktanın ötesinde bazı bireylere
kilitlenecek, bilinçli bir şekilde cinsel bir format
taşımasa dahi, kişinin o arkadaşına
veya hemcinsine karşı hissettiği duygular çok
farklı bir nitelik arz edecektir. O arkadaşını
görmediği zaman huzursuzlanmak, o arkadaş ile birlikte
aynı mekânı paylaştığında
mutluluk duymak, onunla yüz yüze konuşmak ve sohbet
etmek, ona sarılmak ve dokunmak, tarifi mümkün
olmayan büyük bir keyif yaşatabilmektedir. Bu
durum toplumsal realite ile de örtüştüğü
için normal görülmekte ve onanmaktadır
ancak dürtü kendine üstü kapalı da
olsa bir çıkış yolu bulmaktadır.
Her su kendisine bir akış yolu bulur.
Bu çerçevede bu örneğe bakıldığında
dürtüler; kendini tatmin etmek için bir nesneye
ulaşmıştır, bu durum toplumsal realite
tarafından normal karşılanmaktadır,
süperego tarafından da ilahi bir davaya hizmet ettiği
için kutsanmaktadır. Ego ise bunların gerisinde
olayların mimarı olarak varlığını
sürdürmektedir.
Reaksiyon-formasyon, hayatın birçok alanında
kendisini var etmektedir. İstatistikte normal bir popülasyon
dağılımı çan eğrisi dağılımı
şeklinde tezahür eder. Çan eğrisi demek
bir toplum içerisinde bir değerin, ortalamaya belirli
yakınlıkta ve uzaklıkta olmasıdır.
Bulunduğumuz grup içerisinde ortalama bir insanın
davranışı belirlidir. Bu ortalamadan sapma
gösteren bireyler vardır. Bu bireyleri tersine döndürme
mekanizmasıyla izah etmek mümkündür. Mesela
on kişilik bir grubun içerisinde iki kişi aşırı
kibirli davranıyor, iki kişi aşırı
tevazu gösteriyor ve altı kişi de normal tepki
veriyor ise bir çan eğrisinden bahsetmek mümkündür.
Aşırı tevazu gösteren de, aşırı
kibirli davranan da patolojik bir durum sergilemektedir. Bu uçlardaki
bireylere odaklanıp onların davranışlarını
inceleyecek olursak büyük bir kısmında
reaksiyon-formasyon gözlemleyebiliriz. Mesela aşırı
tevazu gösteren bir birey bilinç dışı
aşırı kibrini saklamak mecburiyetindedir.
İç dünyasındaki aşırı
narsist talepler, gerçeklik ve süperego tarafından
onanmadığı için öncelikle bastırılacak,
ardından yadsınacak, ardından da tersine
döndürme ile normal popülasyonun dışında
görülebilecek şekilde aşırı
bir tevazu ile kendini ifade edecektir.
Bir başka örneği irdeleyecek olursak aşırı
cesur görünen kimlikler bilinçdışındaki
aşırı korkuları ve çaresizlikleri
simgelemek için kullanılabilmektedir. Sert bir yüz
ifadesi, bilinçli veya bilinçdışı
bir yetmezliği, zayıflığı maskelemek
için kullanılabilir. Bir şantiyede mühendis
olarak çalışan hanım, obsesyonu nedeniyle
kendisini tutamayıp şantiyede çalışan
işçilerin cinsel organlarına doğru bakmaktaydı.
Bundan dolayı çok büyük bir sıkıntı
hissetmekte ve bu davranışını önlemeye
çalışmaktaydı. İşçilerden
biri fark edip alay etmesin diye çok sert bir yüz
ifadesi takınıyor ve şiddetli bağırmalarla
işçilerin arasında görevini bir an önce
yapıp dönmeye gayret ediyordu. Araştırıldığında
işçilerin ondan çok korktuğu, onun gözüne
görünmemek için o şantiyeye geldiğinde
her birinin bir tarafa kaçtığı gözlenmişti.
Mühendis hanım ise içindeki bu zayıf
nokta fark edilecek diye korkusundan tir tir titriyor, korkusunu
gizlemek için etrafına ha bire bağırıyordu.
Bir başka örnek de ödipal çatışmaları
nedeniyle babası karşısında kendisini
güçsüz ve çaresiz hisseden bir çocuk,
çocukluğundan itibaren hep cesur, hep atılgan
bir yapı sergiliyordu. Gözü kara bir şekilde
her olaya girmişti. Boyu küçüktü ama
herkes onda mangal gibi bir yürekten bahsediyordu. Eşinin
üzerinde yıllarca süren bir hegemonyası
vardı. Bölgeyi haraca kesmişti. Eşinin
vefatıyla beraber sistem çöktü, bu cesur
kimlikten, her şeyden ürken ve korkan acziyet içerisinde
bir yapı çıktı.
Üç yaşındayken annesi ve babası
öz amcaoğlu tarafından kurşunlanıp
öldürülen, kendisi yetiştirme yurtlarında
büyütülürken ablaları katil amcaoğlunun
kardeşlerine dağıtılan ve evlendirilen
bir hastamız yıllar boyu cesaret abidesiydi. Nerede
bir yaralanma, nerede bir trafik kazası ve nerede bir ölüm
veya kan var, bu hastamız hemen oradaydı. Kimsenin
cesaret edemeyeceği kadar cesur, girişken ve olayların
merkezinde idi. Seyrettiği programlar ‘Sıcağı
Sıcağına’, ‘Reality Show’,
‘İz Peşinde’ ve ‘Parmak İzi’
gibi programlar idi. Günün birinde izlediği Reality
Show’da bir kadının kocasını
gece uyurken balta ile doğradığının
haberini dinliyordu. O esnada o hanımın isminin
kendi eşinin ismi ile aynı olduğunu fark etti
ve o anda büyük bir sıkıntı hissederek
panik atak geçirdi. Reaksiyon-formasyon ile yirmibeş
otuz yıldır ayakta duran sistem o dakika çökmüştü.
Domino taşları gibi sistem öyle bir tersen döndü
ki birkaç gün içerisinde bu cesur delikanlı
salça renginden korkan, yıkık bir duvarın
önünden geçemeyen, televizyondaki bir trafik
kazasını izlediğinde kendini kötü
hisseden ve hastane tabelalarını görmek istemeyen
bir yapıya dönüştü.
Baskı ile ve çevrenin yoğun etkisi ile dinî
bir atmosfer içerisinde yetiştirilen birey zaman
zaman dinî inançlarla güç ve otoriteyi
özdeşleştirmekte, zaman zaman dinî otoriteyi
bir ödipal çatışma haline sokmakta ve
iç dünyasında bu yapılara karşı
isyanı oynamaktadır. Bu isyan, dinî inanışlarına
ters bir takım düşünce ve hareketlere yönelmiş
olma kaygısıyla bastırılmakta, bu
sorgulama yadsınmakta ve bir müddet sonra da tersine
döndürme savunma düzeneği ile aşırı
bir dindarlığa veya antiateist kampanyalara öncülük
etmeye kadar gitmektedir.
Bir hanım aşırı bir tesettür ile
(siyah renkli eldivenli ve peçeli bir şekilde) muayenehanemize
geldiğinde mükerrer defa intihar teşebbüslerinde
bulunduğundan bahsediyordu. Kronik depresyonu nedeniyle malulen
emekli edilmişti. Yurtdışında yalnız
başına yaşayan bu hanımın bireysel
analizinde çoğul kişilik özellikleri tespit
edilmiş, geceleri para karşılığı
fuhuş yapan bir kimlik ortaya çıkarılmıştı.
Her şey zıddıyla kaimdir. Gece gündüzle,
uzak yakınla, açık kapalıyla, soğuk
sıcakla, sert yumuşakla, varlık yoklukla.
Bu bağlamda korkaklık cesurlukla, karmaşa ve
kaos düzenle, kirlilik temizlikle, günah arınmakla,
aşırı önemseme vurdumduymazlıkla,
sevgi nefretle, az konuşmak çok konuşmakla
dengeye oturtulmaktadır. Bu yapıların hepsini
reaksiyon-formasyon tipinde görmek mümkündür.
Hastalarımızdan biri hikâyesini anlatırken,
bazen konuşmasını durduramadığından
bahsetti. Olayın detayına inildiğinde hoşlanmadığı
veya yeteri kadar keyif almadığı insanlarla
mecburen aynı ortamlarda bulunduğunda bu durumun fark
edilmemesi için devamlı konuşma mecburiyeti
hissediyordu. Hastamızın ifadesiyle; ‘çenesi
yoruluyordu ama kendisini durduramıyordu.’ Bu durum,
tipik bir reaksiyon-formasyon haliydi.
Reaksiyon-formasyon savunma düzeneğinin en yaygın
olarak görüldüğü bozukluklardan birisi
obsesif-kompulsif bozukluk ve obsesif-kompulsif kişilik
yapısıdır. Bilinç dışındaki
karmaşa ve kaosu kontrol altına alabilmek için
simgesel düzeyde ve ego düzeyinde eşyaları
tertip ve düzene sokmak, simetriyi sağlamak ve her şeyin
yerli yerinde olmasını temin etmek tipik bir örnektir.
Yine obsesif-kompulsif bozuklukta temizliğe aşırı
düşkünlük, el yıkama, beden temizliği;
evin ve eşyaların temizliği; bilinç dışındaki
suçluluk, kirlilik ve günahkârlık hislerinden
arınmanın simgesel bir yolu olmaktadır.
Maço bir kimlik, bilinçdışındaki
eşcinsel eğilimleri gizleyen ve bastırmaya çalışan
bir yapının tezahürü olabilir. Bir cenaze
evinde gereğinden fazla ağlayan ve ağıt döken
birisi, ölen insana karşı kendini en çok
suçlu hisseden ve belki de onu en az seven bir kişidir.
Aşırı sevgi gösterisi, arkasında
nefreti, aşırı nefret de kontrol altına
alınamayan bir sevginin göstergesi olabilir. Patolojik
aşklarda bunun tipik örneklerini görebiliriz.
|