Dinamik açıdan ruhsal gelişim evreleri ve
kimliğin oluşum süreci üç temel aşamadan
geçmektedir. Bunlar oral, anal ve fallik dönemlerdir.
Bu dönemler, ilgili bölümlerde detaylı bir
şekilde anlatılmıştı. Epigenetik
bir açılım ile bir evrenin fonksiyonları
hakkıyla yerine getirildikten ve olgunlaştırıldıktan
sonra bebek veya çocuk bir üst evreye geçmektedir.
Bazı durumlarda bu evrelerin ardıllığı
bozulmakta ve bir üst evreye geçme imkânı
ortadan kalkmaktadır. Bu hangi durumlarda gerçekleşmektedir?
Bir bebeğin ilgili evrede aşırı doyurulması
veya doyurulmaması veya bir travmaya maruz kalması
sonucunda birey o evredeki kişilik özelliklerine saplanıp
kalabilir. Burada kastedilen fiziksel bir sakatlık, ruhsal
bir büyüyemezlik hali değil, nesne ile ilişkilerin
o düzlemde tekrarlanmasıdır. Bunu daha iyi
kavrayabilmek için her bir evrenin gelişimsel özelliğinin
ve nesne ile ilişkisinin ne olduğunu ortaya koymak gerekir.
a. Oral evre: Ağızcıl evrede
birey, haz duyumunu ağız yoluyla elde etmekte ve nesne
ile iletişimini ağzıyla sağlamaktadır.
Organizmanın açlık, uykusuzluk ve diğer
nedenlerle bozulan denge halini dengeye getirmek ağız
vasıtasıyla mümkün olmaktadır.
Ağız içe alan ve emen organdır. Bebek
on iki ay süren bu dönemde pasiftir, beş duyu
ile içe alandır ve birisine bağımlıdır.
Bağlandığı nesnenin ilgisine ve sevgisine
ve bakımına yoğun olarak ihtiyaç duyar.
Oral dönemin temel nitelikleri bunlardır. İçe
alma, birisine bağlanma ve bir başkasının
ilgisine ihtiyaç duyma söz konusudur. Eğer bir
anne veya bakıcı bu dönemde, çocuğun
ego gelişmesini önleyecek kadar ona yoğun doygunluk
yaşatırsa, her ihtiyacını anında
giderir ve sevgisini olağanüstü bir şekilde
verirse çocuk bu hoşnutluk duygusu nedeniyle bu aşamadan
bir üst aşamaya geçmek istemez. Kendisi de yalancı
bir cennetin içindedir. Anne aşırı
sevgi nedeniyle çocuğuna çok ağır
bir patolojiyi aşılamaktadır. Bu çocuk
hayatın gerçekliğini tanıyamayacak ve
ilerde büyük zorluklarla karşılaşacaktır.
Bu dönemin özelliklerine saplanıp kaldığı
için hep birilerine bağlanıp kalma ihtiyacı
içinde olacak, hep pasif durumda kalacak ve hep alma eylemini
talep edecektir. Bunları yaparken de bunların çok
doğal bir şey olduğu ve başkalarının
da bunları yapmaya mecbur olduğu duygusunu yaşayacaktır.
Ömür boyu başkaları ona bakmak ve onun
ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır.
Böyle bir birey ağızcı fonksiyonları
daha çok kullanacaktır; içe alacak, obur
olacak, sigara ve alkol bağımlılığına
yönelecek, çok konuşacak ve beş duyu ile
de içe almaya devam edecektir.
Eğer seven, koruyan, kollayan, ilgi ve alaka gösteren
bir bakıcısı yok ise çocuk hep huzursuz
olacaktır, denge haline hiç ulaşamayacaktır.
Aşırı früstrasyon, gerçekliğe
adapte olmayı zorlaştıracak ve gerçekliğe
adapte olunamadığı için de bu evrenin
hazırlığı tamamlanmamış
olduğundan dolayı bir üst evreye geçilemeyecektir.
Bu tip çocuklarda motor ve zihinsel gelişim yavaşlayacak,
ilerde psikoza kadar gidebilecek ciddi ruhsal bozukluklar ortaya
çıkabilecektir. Oral döneme saplanmış
olan bir birey özerkleşemeyecek ve bağımsız
bir birey olamayacaktır. Dolayısıyla bağımsız
bir bireyin yapması gereken teşebbüslerden iş
kurma, ev kurma, evlenme ve insiyatif kullanma yeteneklerinden
mahrum kalacaktır. Burada yanlış anlaşılmaması
gereken bir husus şudur: Bireyin bunları yapabilecek
kapasitesi olup olmadığı söz konusu değildir.
Böyle bir birey zekâ, eğitim ve hatta sosyal başarı
olarak çok üst noktalarda bulunabilir. Ama mutlaka
birilerine bağımlı, pasif ve yalnız başına
birey olma yetisinden mahrumdurlar; yaşamı genellikle
anneleriyle birlikte sürdürürler. Bu nedenle evlenmeyi
hep tehir ederler. Evlenseler bile anneleriyle olan iletişimi,
eşleriyle olan iletişimden daha yoğundur. Cinsel
hayatlarında da çok ciddi problemler vardır.
Cinselliklerindeki oral işlev fazladır.
Saplanmanın, egonun savunma düzeneği olması
nasıl meydana gelmektedir? Rahata alışıp
dinginliğe ulaşan bir ego yapısı, bir
üst evrede bağımsız ve özerk hareket
eden, bununla birlikte bu evrenin sorumluluğunu da üstlenebilen
bir güce ulaşmalıdır. Bu da früstre
edilmesi veya engellenilmesi sayesinde ortaya çıkabilir,
bu da hazzın bloke edilmesi anlamına gelir. Terazinin
bir kefesinde haz azalırken diğer kefesinde özerkliğin
vermiş olduğu haz yükselir. Ego böyle bir
riske girmektense mevcut şartları muhafaza etmeyi
daha uygun bulur. Burada nesne ile ilişkide ana bir model
meydana gelmektedir. Alışılmış
olan bu model daha sonraki evrelerde aynen kullanılmakta,
sadece içeriği değişmektedir. Anne yerine
bağlanılacak başka kişi veya kurumlar bulunmakta
ve pasiflik devam etmektedir. Yeni modeller üretmek ve yeni
nesne ilişkileri kurmak ego için yeni riskler demektir.
Bu risklere girmektense alışılmış,
bilinen ve geçerli bir modelin tüm hayata hâkim
kılınması tercih edilmektedir. Früstre
edilmiş bir oral saplanmada ise bir üst modeli deneme
gücü ve kabiliyeti yoktur.
b. Anal Dönem: Oral dönemi sağlıklı
bir şekilde atlatmış, anneden ayrılıp
özerkleşmiş, ağızcıl fonksiyonlarını
tatmin edip hazzı farklı alanlara yönlendirebilmiş
bir birey anal döneme sağlıklı olarak geçmiştir.
Anal dönem bir birey olarak özerkleşmenin, anneden
ayrılmanın ve iradeyi kullanmanın ortaya
çıktığı dönemdir. Anal dönemde
birey eyleminin yaratıcısı olduğunun
farkına varır. Yapma veya yapmama artık onun
temel eylemidir. Haz duyusu her ikisini birden yapmak ister. Bunun
adı ambivalanstır, aynı anda iki zıt
eylemi yapma ihtiyacı anlamındadır. Ambivalans
duygusu egonun kontrolü altında bir hedefe doğru
yönlendirilebilirse ego kontrolü sağlanmış
demektir.
Bu dönemin ikinci özelliği otoriteye karşı
bağımsızlık savaşıdır.
Otoritenin kendisinden istediği şeyi vermemek ve ona
direnmek, yani inat etmektir. Karşı gelmek ve inat
etmek bu dönemin temel niteliğidir. Güç ve
otoritenin taleplerine karşı direnebilme her zaman
mümkün olamamaktadır. Çocuğun fiziksel
zayıflığı, güç ve iktidarının
sınırlılığı buna imkân
vermemektedir. Ancak dışkılama alışkanlıklarının
öğretildiği, uyku saatinin belirlendiği, yemek
yemesinin istendiği durumlarda anne veya bakıcılar
çocuğun iradesine mutlak olarak tabidirler. Çocuk
bu durumlarda güç ve otorite tarafından istenen
şeylerin tam tersini yaparak süreci kendi belirler.
Dışkılama konusunda inat edip kakasını
vermez. Yemek yerken ağzını kapatabilir veya
uyku saatinde uyumaz.
Böyle bir dönemi atlatamayan, bu döneme saplanıp
kalan bireyler ileriki hayatlarında bu dönemin özelliklerini
aynen taşırlar. Vereceği karar karşısında
ambivalansı yaşayan bir insan bu dönemin etkisi
altındadır, ‘yapayım mı yapmamayım
mı, gideyim mi gitmemeyim mi, alayım mı almayayım
mı?’, yüzlerce soru enerjisini yiyip yutar.
Bu dönemin inatçılığı hayatının
her evresinde görülebilir. Güç ve otorite
olarak nitelendirdiği kişi ve kurumların kendinden
direkt olarak talep ettiği her şey reddedilir, inatlaşılır
ve ters tavırlar takınılır. Elde olan
tüm yetki, yetenek, güç ve iktidarlar, özellikle
tutulur fakat kullanılmaz. Karşı tarafı
çileden çıkaracak kadar geciktirilir. İki
yaşındaki bir bebek kakasını tutarak
annesini bekletirken kırk yıl sonra aynı
bebek bir defterdar olarak kapısına gelmiş
ve ondan imza isteyen bir mükellefi saatlerce bekletme keyfini
yaşar. Bir bilim adamı üniversitede öğrencilere
ders verirken ders saatinin büyük bir kısmını
gereksiz cüruf malzemeyle doldururken son beş dakikada
istemeyerek de olsa dişleri ile dili arasında mevzunun
ana kısmını vermeye çalışır.
İmkânı olsa onu da vermeyecektir, çünkü
bebekliğinde kakasını da vermemişti. Böyle
bir karakter örüntüsünde olan birey anal ve
sadist bir karakterdedir. Her şeyi içine alır;
ilgiyi, parayı bilgiyi. Ancak dışarı
hiçbir şey çıkmaz, her şey onun
içindedir. Bu karakter örüntüsü bir
yerde varyemez amca tiplemesini yaratırken diğer tarafta
koleksiyonculuğa soyunup evdeki çöpleri dahi atamayacak
şekilde çöp biriktiren bir tip karşımıza
çıkar. Burada da aynı şekilde öğrenilmiş
olan bir modelin hazzı gereksiz yere daha sonraki evrelere
taşınmaktadır.
c. Fallik Evre: ilk iki evrede ikili ilişkiler
içerisinde olan çocuk bu dönemle birlikte üçlü
ilişkiye geçmektedir. Bir sevgi nesnesine ulaşabilmek
için ona hâkim olan üçüncü
bir şeyle mücadele vermek ve onu yenmek zorundadır.
Bu ödipal bir çatışmadır. Ödipal
çatışma, baba ile özdeşim yapan
erkek çocuğun anneye ulaşması için
baba ile özdeşimini tamamlayıp anneden vazgeçerek
alternatif sevgi nesnelerine yönelmesini gerektirir. Çeşitli
nedenlerle baba ile sağlıklı özdeşim
kuramayan ve alternatif sevgi nesnelerine yönelemeyen bireylerde
çatışma bilinçdışına
itilir. Bozuk bir plağın aynı sözleri dönüp
dönüp tekrarlaması gibi sistem bu modeli ömür
boyu uygulamaya çalışır. Güç
ve otoriteye karşı büyük bir bilinçdışı
savaş sürdürülürken aynı zamanda
güç ve otoriteye karşı duyulan büyük
bir korku mevcuttur. Bütün sevgi nesneleri ele geçirilmeye
çalışılırken otorite tarafından
cezalandırılacağı kaygısı
hep içte yaşatılır. Bu kaygı
zaman zaman panik bozukluk, bazen fobi, ara sıra psiko-somatik
bozukluklar ve bazen de cinsel fonksiyon bozuklukları şeklinde
görüldüğü gibi bazen de oto kastrasyon
şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Klinik tabloların
büyük bir kısmı ödipal dönemdeki
çatışmalardan ve saplanmalardan ibarettir.
Bu dönemlerle ilgili detaylı bilgi ruhsal gelişim
evrelerinde verilmişti.
|