Orta
Anadolu yöresinde hastalıklar, hastaneye yatmalar, özellikle planlı
ve programlı yapılan cerrahi operasyonlar çok büyük önemi haizdir.
Yaptığım gözlemlerde özellikle annemin, ablamın ve kız kardeşimin
safra kesesi operasyonlarında ilginç sekonder kazançlar tespit
ettim. Ailecek safra kesesi taşına sahiptik, birkaç yıl aralıklarla
tüm aile bireyleri operasyondan geçti. Tüm orta Anadolu’da olduğu
gibi operasyona yaklaşım tarzı hayli ilginç ve farklıydı; operasyonu
kimin yapacağı, hangi teknikle yapacağı, anestezinin nasıl olacağı
pek önemli değildi. Operasyonun özel hastanede, özel bir odada
yapılması gerekiyordu. Özel odanın yatağının çarşaf ve yorganlarının
evden getirilen özel materyalle donatılması arzu ediliyordu. Bunun
için ön hazırlıklar yapılıyor, çarşaflar hazırlanıyor, çeyiz sandıklarından
ev havluları çıkarılıyordu. Giyilmemiş gecelikler ve pijamalar
servise hazırlanıyordu. Ameliyat sonrası ziyarete gelecek olan
eş-dostların getireceği kolonyalar, pastalar ve eşyaların yerleştirileceği
dolaplar hazır ediliyor, kimlerin ne getireceği ve nasıl getireceği
tartışılıyordu. Küs olan akrabalar gelecek miydi, hastaya yakın
olduğunu iddia edenler gerekli bakım ve ihtimamı gösterecekler
miydi? Bunların hepsi turnusol kâğıdı gibi insanların renklerini
ve kalitelerini belirleyecek ince ve nazik süreçlerdi.
Her
şeyden önemlisi de ameliyat olacak şahıs tüm bunları belirleyecek
olan tek mutlak otoriteydi. Hayatında o güne kadar sözü dinlenmemiş,
adam yerine konmamış, çoğu zaman aşağılanmış olan hanımlar, buldukları
bu güç ve iktidar alanını doyasıya kullanacaklardı. Süreç buna
uygun işledi. Akrabalarımın operasyonlarında, operasyonun hayati
tesirinden ziyade bu ilişkilerin önemi ön plandaydı. Ameliyatın
birkaç saatlik narkoz etkisinden sonra yoğun bir sekonder kazanç
kullanımı her yerde kendini gösteriyordu. Ameliyattan çıkmış olan
hasta sık sık emir ve talimatlar yağdırmakta, başının altındaki
yastığın şeklini üç dakikada bir değiştirmeyi arzu etmekteydi.
Nekahet dönemi oldukça uzun sürdürülmekte, evdeki bir ajan olarak
gözlemlediğim annem ve ablalarım ortalıkta haldır haldır dolanırken
kapı zilleri çalınca kendilerini hasta yatağına atmakta ve hasta
yoklamaya gelecek olan misafirlere karşı duygu sömürülerine devam
etmekteydiler.
Yukarda
bahsetmiş olduğum gibi toplumsal anlamda aşağılanmış ve dışlanmış
kişiler, kendilerini saygın hissettikleri durumlarda bu konumlarını
muhafaza etmeye çalışmaktadırlar. Hastalıklar bunun için biçilmiş
kaftan gibidir. Organik hastalıklarda hastalıktan böyle sekonder
kazanç elde edilirken benzer durum ruhsal rahatsızlıklar için
de söz konusudur. Herhangi bir şekilde ruhsal bir rahatsızlıkla
etiketlenmiş olan bir birey, bir taraftan bu ruhsal rahatsızlığın
acısını yaşarken diğer taraftan bir takım sorumluluklardan uzak
kalmakta, rahatsızlığını bahane ederek bu sorumlulukların altına
giremeyeceğini ifade etmektedir. Bu sorumluluklar bazen kişiye
o kadar ağır gelmektedir ki bunu yapmaktansa ruhsal rahatsızlığının
devamını yeğ tutmaktadırlar.
Askerlikten
çok korkan bir depresyon, bir obsesif kompulsif veya anorektik
(nörolojik ve psişik nedenli yemek yememe hastası) bir hasta askere
gitmemek için hastalığını devam ettirmekte, iyileşmeye karşı direnç
gösterebilmektedir. Üniversite sınavlarına hazırlanarak başarılı
olma mecburiyeti olan bir genç, ailenin ve toplumun kendisinden
beklediği bu performansı gerçekleştiremeyeceği korkusundan, elindeki
ruhsal bir rahatsızlığa daha sıkı sarılabilmektedir. Panik bozukluk
nedeniyle bize gelen bir kısım hastalarımız da bu rahatsızlığın
kendilerine vermiş olduğu sekonder kazançları kullanarak tedaviye
direnç geliştirebilmektedirler. Rahatsızlığı nedeniyle bize müracaat
eden hastalarımızın bir kısmı üniversite sınavına girme, çalışarak
para kazanma, evde bir takım yükümlülükler üstlenme, askere gitme
gibi sorumluluklardan uzak kalabilmektedirler. Ayrıca rahatsız
olduğu dönemler itibariyle mağdur ve mazlum duruma düştüklerinden
dolayı herkes onlara el uzatmakta, yardım etmekte; ilgi ve alaka
odağı olmaları, ayrıca da diğerlerinin kendilerinden hiçbir şey
beklememeleri onların sorumsuz bir hayata devam etmelerine neden
olmaktadır. Tüm bunlar sekonder kazançlar vasıtasıyla ortaya çıkan
yapılardır. Bütün bunlar, hastalıkların tedavisinde karşılaşılan
dirençlerin içinde yer alan sekonder kazançlara örnek olarak verilebilir.
Obsesif
kompulsif şikâyetler nedeniyle bize başvuran birçok erkek genç
hastamızda yoğun mücadelelerle onların rahatsızlıklarını tedavi
etmeye çalışıyorduk. Ancak bir takım hastalarımızda yoğun dirençle
karşılaştık. Hastamıza yaklaştığım tüm tedavi süreçleri başarısızlığa
uğruyor, sanki bir duvara tosluyordu. Daha detaylı yapılan incelemelerde,
hastalarımızın rahatsızlıkları nedeniyle askerlikten erteleme
aldıkları, güneydoğudaki savaş hali nedeniyle ölüm korkuları geliştirdikleri
ve askere gitmekten kaçındıkları tespit edilmiştir. Ruhsal rahatsızlıkları,
askere gitmelerini engelleyen bir kalkan görevi görmekteydi. Bu
rahatsızlığı olan hastalar askerliği açısından hemen çürüğe çıkarılmamakta,
takibe alınmakta, genellikle üç kere üst üste rapor alan hastalarımız
ancak çürüğe ayrılabilmekteydi. İlginçtir ki hastalarımız üçüncü
yıllarını tamamlayıp çürüye ayrıldıktan sonra, çok kısa sürede
toparlanmakta, obsesif kompulsif rahatsızlıklarıyla ilgili tedaviye
cevap vermektedirler. Bu da göstermektedir ki bir taraftan rahatsızlık
sürdürülürken rahatsızlığı iyileştirmeye yönelik tüm tedavilere,
sekonder kazançların kaybedilmesi düşüncesiyle bilinçdışı süreçlerle
karşı gelinmekteydi. Bu sekonder kazanç, hastalığın tedavisini
engelleyen çok ciddi bir direnç olarak karşımıza çıkıyordu. Rahatsızlıkların
tedavisinde bu tip sekonder kazançlar her zaman bilinçdışıdır
ve kişi bunun idraki içinde değildir. Kişi belirli bir kazancı
elde etmek için bu yola başvuruyorsa buna sekonder kazanç denmez,
buna yapay bozukluk veya temaruz adı verilir.
|