|
Bilinçdışına
erişimin birçok yolu vardır. Bunlar rüyalar, dil sürçmeleri, hipnotik
trans halleri ve serbest çağrışımdır. Freud bilinçdışının varlığını
ve gerçekliğini, izlemiş olduğu bir hipnotik trans çalışmasından
sonra keşfetmiştir. Bir nörolog olarak hayatına yön verip nöroloji
biliminde ilerlemeyi amaçlarken, izlemiş olduğu bir hipnotik trans
vesilesiyle insanın ruhsal yapısına yönelmiştir. Charcot, Bernheim,
Liebeault gibi zamanın meşhur nöropsikiyatristleri hipnozu çeşitli
boyutlarda inceleyip araştırıyorlardı. Freud hipnozu tanıdıktan
ve hipnoz yapmayı öğrendikten sonra nevrotik hastalar üzerinde
bir dizi çalışmalar gerçekleştirdi. Bu çalışmalar esnasında hipnotik
trans altına alınan hastalarda, bilinçdışındaki bir takım materyalin
bilince çıktığı ve hastanın bunları hekimine anlattığını tespit
etmişti. Hastalar, transtan çıktıktan sonra bu bilgileri hatırlayamamakta
ve bilmemektedirler. Bazı hastaların bilinç dışındaki bir takım
anılarını tekrar yaşattığında ve travmatik bu anıları bilince
ulaştırdığında onların bir takım şikâyetlerinin geçtiğini tespit
etmiştir. Araştırmalarını derinleştiren Freud hipnotik trans çalışmaları
sayesinde insanın iç dünyasında, bilinci ile ulaşamayacağı farklı
bir ruhsal alanın varlığını keşfetmiştir. Bu, bilinçdışıdır. Ruhsal
yapının parçalarının aydınlatılabilmesi için bu keşif, devrim
niteliğinde müthiş bir buluş olarak ortaya çıkmıştır.
Freud,
uzunca bir süre bilinçdışı ile bilincin ilişkisini incelemiş,
aradaki bağlantıların sebep-sonuç ilişkilerini ortaya koymaya
çalışmıştır. Dinamik kuramı bu çalışmalar sayesinde kuran Freud,
hipnozu hastalarının tedavisinde de çok yoğun olarak kullanmıştır.
Ancak her hastanın hipnotik transa girememesi, hipnozun genel
popülasyonda uygulanamaması ve bazı bireylerce sakıncalı bulunması,
bu yöntemin kullanılabilirliğini azaltmıştır. Freud, hipnoz sayesinde
oluşturduğu dinamik kuramını, her hekim tarafından herkese uygulanabilir
hale getirmeye ve hastalarının bilinç dışına doğrudan ulaşabilmenin
başka yollarını araştırmaya çalışmıştır. Amacı, dinamik kuramı
evrensel olarak uygulanabilir hale getirmektir. Hastalarıyla doğal
bir ortamda sohbet ederken zaman zaman hastalarının konuşmalarının
içeriğinde, konunun özüyle ilintili olmayan bir takım fikirlerin
veya düşüncelerin ifade edildiğini görmüştür. Freud bunların üzerine
odaklandığında, bu anlamsız düşünce uçuşmasının arka planının
özel bir anlam içerdiğini fark etmiştir. Buradan yola çıkan Freud
insanın amaçsız bir şekilde, rastgele konuşmasını sürdürdüğü takdirde,
bilinçdışındaki bir takım bilgi veya materyalin bilince ulaştığını
keşfetmiştir. Bu, her bireyde veya her insanda rahatlıkla oluşturulabilecek
bir süreçtir. Daha sonra bu keşfinin üzerine, insanın bilinçdışına
erişebilmesini kolaylaştırabilmek için serbest çağrışım (free
association) ismini verdiği yöntemi uygulamaya koymuştur.
Bu
yönteme göre, bilinçdışında deşarj olmaya çalışan ve bilince ulaşmaya
gayret eden bilgiler varken diğer tarafta bunları tehlikeli addeden
engelleyici güçler vardır. Normal zamanlarda egonun engelleyici
güçleri sayesinde, bilinç dışına erişmeye çalışan dürtülerin deşarj
olmasının önüne geçilir. Ancak amaçlı düşüncenin terkedildiği,
düşüncenin herhangi bir şeye odaklanmadığı ve mümkün olduğu kadar
iradenin devre dışı bırakıldığı bir rastgele konuşma sisteminde
serbest çağrışım ortaya çıkmaktadır. Birey bir nevi kendi kendine
beyin fırtınası yapmaktadır ve bunu da seslendirmektedir. Amaçsız,
hedefsiz, rastgele fikirlerin ve düşüncelerin dansına izin vermek
ve bunları dile getirmek, ilginç gelişmelere ve sonuçlara neden
olmaktadır. Rahatlayan ego güçleri, bir nevi teyakkuz durumundan
vazgeçerek kendini beyin fırtınası sürecine bırakmaktadır. Tam
bu esnada, bilinçdışında bir an önce ifade edilmeye çalışılan
düşünceler ve dürtüler, flashbackler halinde bilince ulaşmaktadır.
Bilince ulaşan bu materyal hemen peşinden zincirleme bir reaksiyon
doğurmakta; birçok anının, travmanın, yaşantının, hissedişin ve
duygulanımın su yüzüne çıkmasına neden olmaktadır. Bu fark ediş,
zaman zaman kuru bir bilgi gibi ortaya çıkabilmekte, zaman zaman
da duygusal bağlamda, duygu yüklü olarak karşımıza gelebilmektedir.
Duygu yükü ile birlikte bilince ulaşan anılar veya çağrışımlar
kişide şiddetli duygusal reaksiyonlara neden olabilmektedir.
Serbest
çağrışım nasıl yapılmalıdır? Serbest çağrışımın yapılabilmesi
için kişinin içsel ve dışsal uyaranlardan mümkün olduğu kadar
uzak tutulması gerekir. Nötr bir ortamda duyularımızı aşırı rahatsız
etmeyen çevre şartlarında, rahat bir koltuk veya divanda, hekimin
görünmediği bir oturuş pozisyonunda yapılmaktadır. Bunların hepsi
kişinin kontrollü, irade merkezli, dikkati çeken düşünce sisteminden
uzaklaştırmaya yönelik tedbirlerdir. Aslında bu durum, hipnotik
transa alınacak bir hastanın transını kolaylaştıran faktörlerin
aynısı gibidir. İçsel ve dışsal uyaranların minimuma indirildiği,
ritmik bir stimilusun ritmik bir şekilde süjeye ulaştırabildiği
bir ortamda hipnotik transı oluşturmak çok kolaydır. Aynı ortamda
bireyin serbest çağrışım yapabilmesi de o oranda kolaylaşmaktadır.
Serbest çağrışımın nasıl yapıldığını anlayabilmek için normal
bir zamanda bir insanın düşünce içeriğini şekillendiren faktörlerin
neler olduğunu bilmemiz gerekir. Normal bir düşünce sürecinde;
a- Kişi, iradesiyle düşünmek istediği amaçlı bir düşünceyi zihnine
getirir ve o amaca yönelik olarak gayret gösterip, dikkatini odaklayarak
o düşünce üzerinde yoğunlaşır. b- Bu düşünce ile uğraşırken vücudunun
içinden gelen biyolojik ve ruhsal uyaranlar, bu düşüncenin şekline
ve gelişimine etki eder. c- Kişi, amaçlı düşünceyi sürdürürken
dışarıdan gelen duyuların etkisiyle bu düşünce süreci etkilenerek
onlarla ilintili farklı düşünce süreçlerine girebilir. d- Amaçlı
düşünceyi sürdürürken amaca hizmet etmeyen, konuyla ilintisiz
düşünceleri ve çağrışımları da aktif olarak irade gücüyle bastırmak
durumundadır. e- Düşünce sürecini etkileyen tüm bu faktörlerin
ötesinde, iradenin kontrolü dışında deşarj olmaya çalışan düşünce
veya düşünce türevleri söz konusudur.
Serbest
çağrışım, yukarıda bahsedilen bir düşüncenin oluşumundaki öğelerin
ilk dördünü saf dışı bırakarak, beşinci öğedeki bilinçdışı olarak
engellenilmeye çalışılan düşüncelerin, düşünce türevlerinin veya
dürtülerin bilince ulaşmasını sağlamaya çalışır. İlk dört faktör
saf dışı bırakıldıkça, bilince çıkmak için fırsat kollayan dürtü
ve dürtü türevleri kendilerini ifade etmek için uygun bir zemin
bulurlar. Kendilerini ifade ettiklerinde ise üzerlerine yükledikleri
libidinal enerjiyi deşarj ettirmiş, bilinçdışındaki basıncı hafifletmiş
olurlar. Bilinçdışındaki basınç hafifleyince şikâyet olarak karşımıza
gelen birçok semptomun veya belirtinin, kendiliğinden ortadan
kalktığını tespit etmek mümkündür.
Serbest
çağrışım, dinamik psiko-patolojik anlayışın bütünsel yaklaşımında
bir anlam ifade etmektedir. Ruhsal rahatsızlıkların oluşum mekanizmalarını
ve süreçlerini dinamik bir anlayışla izah eden bu yapı, tedavide
de aynı mantıksal kurgu üzerine oturmaktadır. Bu anlayışa göre
bilinçdışında tutulan ve/veya bilinçdışına itilen dürtüler, kendilerine
tatmin yolu bulamadıklarında alternatif çıkış yolu ararlar. Bunlar
patolojk savunma düzenekleridir. Bunun sebebi dinamik sürecin
gelişim aşamalarındaki tıkanıklıklar, hatalar veya patolojiler
olabilmektedir. Bu nedenlere bağlı olarak bireyin sağlıklı bir
egosu gelişemediğinden, olaylarla yüzleşebilme kapasitesi de düşük
kalmaktadır. Egoyu güçlendirici, bilinçdışındaki materyalle yüzleşmesini
temin edici ve bilinçdışındaki deşarj olmaya çalışan dürtüleri
tanımaya imkân verici bir yaklaşım tarzı dinamik anlayışa göre
iyileştirici bir etki gösterir. Geçmişteki zayıf bir ego nedeniyle
savunmasız durumdaki birey, bir takım stratejilerle kendini korumaya
çalışmıştır. Bu arada belki de bireyin egosu gelişmiş, palazlanmış
ve tüm bu travmatik anılara veya dürtü bombardımanına karşı kendini
savunabilecek güçtedir. Ancak bunu sorgulama ve kendi konumunu
objektif olarak tayin etme imkânından mahrum olduğundan, çocukluk
döneminden alışılagelmiş savunma düzenekleri ve dürtü kontrolü
sistemleri aynen uygulanmaktadır. Belki de hiçbir şeye gerek kalmadan
bu dürtülerin bilince çıkarılması ve ego ile yüzleştirilmesi,
onların etkinliklerini ortadan kaldırmaya yeterli olabilmektedir.
Benzer
şekilde bilişsel yaklaşım tarzına göre, çocuğun bebeklik döneminde
travmatik anılara karşı kendini koruyabilmesi için kaçınma ve
kızgınlık reaksiyonlarından başka elinde kendini koruyucu mekanizmaları
yoktur. Ebeveynleri veya çevresi tarafından çeşitli şekillerde
aşağılanan, değersizleştirilen, utandırılan, dışlanan, suçlanan
bir çocuk kendini savunmak için o günkü becerileriyle bir takım
telafi edici stratejiler geliştirmektedir. Bilişsel teoriye göre
vaka formülasyonu yapılırken, Bugünkü problemin kaynağı olarak
insan ilişkileri bağlamında o şahsın çocukluğundaki yetersiz telafi
edici stratejileri üzerini yoğunlaşılmaktadır. Hâlbuki bugünkü
birey, o günkü çocuk değildir. Daha donanımlı, daha yeterli, daha
güçlü bir konumdadır. Bu konumda hala çok daha değişik stratejilerle
kimliğini ve kişiliğini koruyup kendini ifade etme imkânı veren
çocukluk döneminin basit stratejileriyle kendini korumaya çalışmaktadır.
Çocukluk döneminde ailesine küsüp giden, kızdığı zaman duvarı
yumruklayan, alay edildiğinde utanarak, kızararak tepki veren
bir yapı, gelişkinlik döneminde benzer ortam ve durumlarla karşılaştığında
aynı cevaplarla kendini korumaya çalışmaktadır. Bilişsel tedavi
stratejisi bu ilişkinin üzerine odaklanarak, imajinasyon çalışmalarıyla
bireyin, bugünkü güçlü halini fark edip yeni stratejiler geliştirmesine
yardımcı olabilmektedir. Bu bağlamda bakıldığında serbest çağrışım
yönteminin getirdiği faydalarla, bilişsel yapının kontrollü imajinatif
çalışmaları aynı kaynaktan çıkıp aynı etkiyi yaratan benzer uygulamalar
olarak görülmektedir.
Serbest
çağrışımda geçmişte yaşanmış travmatik bir anının canlandırılarak
etkisinin ortadan kaldırılması, göreceli olarak daha kolay iken
ruhsal gelişim evrelerindeki bir takım tıkanıklıkların halledilmesi
o kadar kolay değildir. Pre-ödipal ve ödipal dönemdeki ruhsal
tıkanıklıklar veya sapmalar, serbest çağrışımda bir süreç olarak
karşımıza çıkar. Bu durumda egonun kısa süreli değişimlerinden
ve alternatif telafi edici, sağlıklı stratejiler geliştirmesinden
bahsetmek mümkün değildir. Bu süreç, dinamik terapinin ana yapısıdır.
Bu yapının bilişsel ve davranışçı ekollerde tam karşılığını bulmak
mümkün değildir. Burada ne olmaktadır? Serbest çağrışım sürecinin
mecrasına girmiş, değişmeyen bir ortamda kendini ifade etme imkânı
bulmuş olan birey, doktorun şahsında bir boş ekran yaratır. Doktor
olabildiğince tarafsız, olabildiğince gerçeklikten uzak, olabildiğince
nötr ve sadece boş bir ekran durumundadır. Bunun sağlanabildiği
ortamda birey, o ekranın üzerinde bir oyun sahneler. Bu oyunun
her türlü versiyonu, yargılanmaktan, utandırılmaktan, aşağılanmaktan
veya suçlanmaktan uzak bir şekilde doktorun şahsı üzerinde oynanmaya
başlar. Bu, hem rüyalarda hem de serbest çağrışımlarda yavaş yavaş
etkisini göstermeye başlar. Burada sanki ilk nesne ilişkilerinde
ebeveyn ile kurulan ilk insan ilişkisi, tekrardan doktorun şahsında
ele alınmaktadır. Aynı hatalı sürecin tekrarlanması beklenirken,
doktorun olaya yorumlarla ve farklı zihinsel yaklaşımlarla müdahale
etmesi sonucunda hastada iç görü gelişerek farklı bir model uygulama
sürecine girilir.
Birey,
o güne kadar anne-baba ile kurmuş olduğu nesne ilişkilerinin hatalı
versiyonlarını, tüm nesnelerle mütemadiyen tekrar eden patolojik
yapıyı, bu aynı süreci doktorla ilişkisinin içine de sokmaya çalışır.
Dış dünyada patolojik ilişkilerinin farkında olmadan bu yapıyı
devam ettiren bir bireyin, dış dünyanın kendisini iyileştirici
ve farkındalık düzeyini artırıcı yorumları olmaması nedeniyle
patolojik kişilik örgütlenmesi ve hatalı nesne ilişkileri pekişerek
devam eder. İşte doktorun görevi, şimdiye kadar tüm nesne ilişkilerinde
patolojik örgütlenme sistemini uygulaya gelen bu yapıya ‘dur’
diyebilmesidir. Her şey sil baştan ele alınır. Birey sanki iki-üç
yaşına, bazen dörtbeş yaşına giderek anne-babasıyla kurmuş olduğu
ilk model ilişkisini doktoruyla kurar. Kurulan bu ilişkide doktor,
yorumları sayesinde kişinin, hatalı olan örgütlenme zincirinin
ayırdına varmasını sağlar. Bunu bazen susarak, bazen yorumlayarak,
bazen konuşarak temin eder. Hasta o güne kadarki ilişkilerinde
karşı taraftan hep patolojisini besleyecek cevaplar almışken,
bu kez hekimden farklı cevaplar gelmekte ve zihninde farklı modeller
oluşmaktadır. Bu yeni ve sağlıklı modelin içselleştirilmesi, etkin
kılınması ve içyapıya sindirilmesiyle birlikte terapi süreci bitmiş
olur. Serbest çağrışım sürecinde bütün bu aşamaların zincirini
görmek mümkündür.
Serbest
çağrışım ve divan, klasik psikanalizde uygulama alanı bulan bir
tedavi yöntemidir. Dinamik kurama sahip çıkan son dönem analistleri
ve yeni dinamik ekoller (nesne ilişkileri, kendilik psikolojisi,
benlik psikolojisi ve diğerleri) serbest çağrışım yönteminden
vazgeçmiş, hastalarını divana oturtmak yerine karşılarına almış,
karşılıklı görüşmeler şeklinde tedavi süreçlerini belirlemişlerdir.
Bu tedavi süreçleri, serbest çağrışım ve divanı barındırmadığı
halde dinamik yapının psiko-patolojik anlayışını çoğunlukla benimsemiş
ve tedavi stratejilerini bunların üzerine bina etmişlerdir. Bu
farklı dinamik ekollerde, yorum, aktarım, karşı aktarım, direnç
ve dirençlerin çözümlenmesi de aynı şekilde etkinliğini tedavi
süreçlerinde korumaktadırlar.
|