Somutlaştırma savunma düzeneği, irademizle
kontrol edemediğimiz bedensel organlarımızın
psikolojik tetikleyici unsurlara bağlı olarak bozukluk
ortaya çıkarmasına verilen isimdir. Bu manada
mide ülseri, kalın bağırsak ülseri,
kabızlık, ishal, çeşitli deri reaksiyonları,
nefes darlığı, astım krizi, kalp çarpıntısı,
ritim bozukluğu, tansiyon düşüklüğü
ve yüksekliği, migren, kas ağrıları
ve hormonal bozukluklar somutlaştırma savunma düzeneğinin
oluşturabildiği rahatsızlıklardır.
Somutlaştırma savunma düzeneğini iki bağlamda
ele alabiliriz. Biyolojik olarak organizmanın strese vermiş
olduğu cevap olarak değerlendirebiliriz. Stres, dürtülerin
hedefe ulaşamadığı dönemlerde ve
dürtüler engellendiğinde ortaya çıkan
bir bunaltı halidir. Bu bunaltı ve sıkıntı
durumunda her organizma biyolojik açıdan çeşitli
şekillerde zorlanmaya tabi tutulur. Bu zorlanmalar organizmanın
çeşitli yerlerinde bozukluklara neden olabilir. Bu
durumda strese bağlı psiko-somatik hastalıklardan
bahsedilebilir. Zincirin halkaları basit bir kaşıntıdan,
vücudun muhtelif dokularında çeşitli
tür kanser geliştirmeye kadar gidebilen bir sürecin
olduğunu göstermektedir. Laboratuar çalışmalarında
hayvanlar üzerinde yapılan denemelerde strese maruz
kalan hayvanlarda, ülserden kansere kadar oluşabilen
süreçler görülmüştür. Aynı
şeylerin insan organizması için de söz
konusu olduğu iddia edilmektedir. Ancak üzerinde durulması
gereken önemli bir konu aynı stres etkenine maruz
kalan bireylerin cevaplarının farklılığıdır.
Strese karşı dayanıklılık, hastalığın
oluşmasını engelleyen ciddi bir engel iken
stresin hangi tür psiko-somatik rahatsızlığa
neden olacağı ile ilgili konu da açığı
kavuşturulmalıdır. Burada yatkınlık
söz konusudur. Bazı organizmaların genetik
yapısında bazı hastalıklara karşı
eğilim mevcuttur. Bio-psiko-sosyal bir model olan insanın,
negatif unsurların oluşturulduğu durumlarda biyolojik
eğilim içinde olan bölge veya organlarında
hastalıklar çıkarmaktadır. Aynı
stres etkilerine maruz kalan bireylerin bir kısmında
tansiyon, bir kısmında şeker bir kısmında
astım bir kısmında da deri reaksiyonları
meydana gelebilmektedir. Stres, vücuttaki farklı sistem
ve organları etkileyebilmektedir. Bunu da belirleyen kişinin
bu hastalığa olan yatkınlığıdır.
Stres burada tetikleyici bir mekanizma görevini görmektedir.
Dinamik psiko-patoloji içerisinde somutlaştırma
çok önemli bir yer işgal etmektedir. Somutlaştırma,
psikolojik bir rahatsızlık sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Kişinin dinamik süreçlerindeki tıkanıklıklar
ve problemler bir alarm sistemi gibi kişiye sinyal vermektedir.
Kişinin bu sinyali fark etmesi ve ona uygun tedbirler alması
istenmektedir. Kişiden geçici çözümler
değil radikal çözümler talep edilmektedir.
Psiko-dinamik süreçte somutlaştırılan
organ ve o organın fonksiyonu rasgele seçilmeyip
özel bir anlam içermekte ve ona özel bir mesaj
yüklenmektedir. Bu manada semptom olarak karşımıza
gelen herhangi bir belirti, arka planında psiko-patolojik
yapının tercümesini bize aktarabilmektedir.
Bir vakamızda babasıyla ödipal çatışması
olan bir birey, babasının kalp krizi geçirdiğini
öğrendiğinde çok bunaltı ve sıkıntı
hissederek acilen hastanedeki babasına ulaşmış
ve onun ölmemesi için büyük bir gayret göstermiştir.
Babası iyileşip taburcu olduktan kısa bir
süre sonra hastamızda panik bozukluk rahatsızlığı
başlamıştır. Ani ataklar halinde nabzı
hızlanmakta, kalbi şiddetli bir şekilde çarpmakta
ve kalbinin duracağı ile ilgili yoğun korku yaşamaktadır.
Bu sanki babaya yapılan bir gönderme, bir bedel gibidir.
Aynı şekilde babasıyla ödipal çatışması
olan bir genç hastamız babasının tansiyon
yüksekliğine bağlı kısmî bir
beyin kanamasından sonra kendisi de aynı korkuları
yaşamaya başlamış; kendisinin her an
beyin kanaması geçireceği ve felç olacağı
ile ilgili kaygıları yoğunlaşmıştır.
Her iki hastamızın incelenmesinde rahatsızlıkların,
her ne kadar davranışçı ve bilişsel
etmenler de bulunsa, temel dinamikleri incelendiğinde organ
seçiminde bilinçdışı babayı
öldürme arzusunun hayata geçirilmiş olmasından
dolayı duyulan kaygının bir bedeli olarak
ortaya çıktığı tespit edilmiştir.
Bir başka örnekte, mazoşist bir yaşantı
içerisinde olan hastamız, eşiyle olan ilişkilerinde
beyine karşı sadist duygularını tatmin
etmek için eşinin en çok nefret ettiği
gayta ile ilgili problemleri gündeme getirmekte ve ülseratif
kolit rahatsızlığı oluşturmuş
idi. Fakat bu hasta kanlı dışkısını
her yere bulaştırmakta, bu süreçten de
sanki gizli bir haz almaktaydı. Bir başka hastamız
ne zaman yoğun anksiyete altına girse ürtiker
çıkarmakta, tüm vücudu kabararak kaşınma
krizlerine girmekteydi. Reaksiyonunu deri yoluyla ortaya koyuyordu.
Obsesif kompulsif kişilik örüntüsü içinde
olan bir başka hastamız, inatçılığını
ve tutuculuğunu, kalın bağırsaklarını
çalıştırmayıp kabız olarak
simgeliyordu. Öfkelendiği dönemlerde ise ishal oluyor
ve sanki dışkısıyla dünyayı
kirletip cezalandırıyordu. Bu organların
hepsi irademiz dışında faaliyet gösteren
organlarımızdır. Somutlaştırma
ancak bunlar üzerinde cereyan etmektedir.
Ağır diyabeti olan genç bir hastamız,
stresör faktörleri kontrol altına aldığında
insülin ihtiyacı çok azalmış,
kan şeker değerleri marjı stabillik arz etmeye
başlamıştır. Bir başka hastamız
dinamik terapi süreci içerisinde bulantı, kusma
reaksiyonları geliştirmiş, bunları kaale
almaz bir tavır sergilediğimiz bir gün tansiyonunu
23’e kadar çıkartıp yüzümüzdeki
korku ve panik hissini gördükten sonra yatışmış
ve kısa süre içerisinde normal tansiyon seviyesine
indirmiştir.
|