“Suç
samurdan kürk olmuş kimse almamış”, “Kimse yoğurdum ekşi demez”
özdeyişleri, insanın kendi egosuna ters bir takım gerçekliği asla
kabul etmeyeceğini bildirmektedir. İd’den veya bilinç dışından
gelen bir takım talepler ve dürtüler egoya, realiteye ve süperegoya
ters ise bu dürtüler zaman zaman yansıtma mekanizmasıyla deşarj
yolu bulurlar. Yansıtma mekanizması, bilinçdışından gelen bu istek
ve arzuların bireyin egosunu pas geçerek karşıdaki bir nesnede
canlanmasını simgelemektedir. Bilinçdışında eşcinsel dürtülerimiz
var ise bu dürtüleri kabul etmek yerine etrafta gördüğümüz insanlara
eşcinsel damgasını vurmak rahatlatıcı bir unsur olmaktadır. Burada
temel olgu şudur: Bireyin egosu içten gelen böyle bir talebe karşı
direnmekte, kabul etmemekte ve ona karşı açık ve net bir tavır
sergilemektedir. Kişinin egosunun böyle bir isteği arzusu ve talebi
yoktur. Böyle bir talep karşısında şiddetli tepki göstermektedir.
Böyle bir talebin kendi bünyesi içinde var olmasını bile kabullenememektedir.
Böyle bir talep biran önce dışsallaştırılmalı, başka bir nesneye
atılmalıdır.
Bunu
bir ayna örneğinde ışığın yansıtılması olarak izah edebiliriz.
Bilinç dışında var olduğunu söyleyebileceğimiz bir ışık kaynağı,
ışığını egoya doğru gönderirken, egoda oluşturulmuş olan bir ayna
vasıtasıyla ışık huzmesi aynaya çarpmakta, aynanın derecesine
göre ışık ego dışındaki dış dünyadaki bir nesneye yansıtılmaktadır.
Birey dıştaki bir nesneye baktığında ışığın yansıyan şeklini bu
dış nesnede görecek ve gerçekliğin orada oluştuğunu zannedecektir.
Hâlbuki ışığın kaynağı kendi iç dünyasındadır. Bunu bir slayt
makinesine benzetecek olursak, bilinç dışına kurulmuş olan slayt
makinesine düşmanlık hislerini simgeleyen bir slayt takalım. Buzdağı
örneğini hatırlayacak olursak, buzdağının altına yani bilinçdışına
konulmuş olan slayt makinesindeki slaydın görüntüsü egodaki aynaya
çarpacak, aynadan dışarıdaki bir şahsın üzerine yansıtılacaktır.
Orada gördüğümüz şey, şahsın bize düşman olduğudur. Bu mekanizme
paranoid bozukluğun temelidir. O insan bize düşman olmayıp, bizim
o insana karşı kabul edilemeyen düşmanca hislerimiz vardır. Paranoid
bozukluk veya paranoya; bilinçdışındaki düşmanlık, haset, kızgınlık
öfke ve diğer taleplerini ego vasıtasıyla dışarıya yansıtarak
dışarıdaki insanları suçlar. Dışarıdaki insanlar ona göre onun
hakkında düşmanca hisler beslemekte onun hakkında plan ve program
yapmayla uğraşıp durmakta ve ona zarar vermeye çalışmaktadırlar.
Eşler
arasındaki kıskançlık krizlerinin birçoğunun arkasında da yansıtma
mekanizması bulunur. Her şey yolunda giderken günün birinde eşlerden
biri diğerinin sadakatiyle ilgili suçlamalarda bulunabilmektedir.
Hiçbir objektif delile dayanmayan ve varsayımlarla hareket edilen
bu suçlamalarda muhtemelen suçlayan eşin bilinçdışında bir takım
dürtüler aktive olmuş ve bunları kontrol edememe kaygısıyla karşı
tarafı suçlama meydana gelmiştir. Cinsel dürtüleri konusunda aşırı
bir baskıya maruz kalmış ama modern şartlarda yetiştirilmiş bir
kızımız, narsist kişilik özellikleri nedeniyle de bu istek ve
arzularını karşı cinse açamamıştır. Karşı cinsten kendisine gelen
çıkma tekliflerini yine narsist kişilik örüntüsü nedeniyle kabullenememiş
ve reddetmiştir. Yıllar sonra yalnızlık içine düşüp, evde kalacağı
kaygıları ağırlaştığında ve cinsel dürtüleri yoğunlaştığı dönemlerde
etraftaki herkesin kendisine cinsel manada yaklaşmak istediğini,
bakışların, duruşların o anlamı ifade ettiğini söyleyerek yansıtma
yapmıştır. Bu durum o kadar ileri boyuta ulaşmış ki psikotik bir
tablo ortaya çıkmıştır. Bir sivrisinek kelimesinden yola çıkarak
sivrisineğin insanları ısırdığını, ısırırken insanların kanını
emdiğini, buradaki emme eyleminin cinsel içerik taşıdığını ve
yanındaki masada konuşulan ve konuşma esnasında geçen sivrisineğin
kendisine yönelik olarak, ‘ben seni emerek sevişmek istiyorum’
anlamı taşıdığını iddia ederek o mekânı sert bir şekilde terk
etmiştir. Daha önceki örneğimizde de verdiğimiz gibi ergenlikle
beraber babasından uzaklaşmaya çalışan kızımız, babasının kendisine
sarılmasının, hediye almasının, kıyafet almasının ve konuşmasının
kendisine yönelik cinsel bir talep olduğunu iddia etmekteydi.
Burada yine yansıtma mekanizması devreye girmiştir.
Yansıtma
mekanizmasının iki alt türünden bahsedilebilir. Birincisinde suçlamanın
direkt olarak karşı tarafa yönlendirilmesi: ‘Diğerleri eşcinseldir,
yalancıdır, korkaktır, sahtekârdır, aldatmaktadır, haindir, cinsellik
düşkünüdür’ vb. İkinci tipte ise, ‘diğerleri benim hakkımda böyle
düşünüyor ama ben böyle değilim’ bağlamındaki yansıtmadır: “Benim
erkek düşkünü olduğumu zannediyorlar ama hiç alakası yok. Bana
eşcinsel diyorlar ama asla alakası yok. Bana tembel diyorlar ama
ben tembel değilim. Bana dolandırıcı diyorlar, ne alakası var!”
Normal yapılarda doğal süreç içerisinde yansıtma mekanizmasını
çok doğal kullanırken patolojinin ağırlaştığı klinik tablolarda
ikinci tip yansıtma mekanizmasının çok belirgin olduğunu görmekteyiz.
|