Yap-boz düzeneği, id’in dürtüleri ile
süperegonun baskısı altındaki dürtülerin
ego zemininde savaşını ifade eder. İdden
gelen dürtüler deşarj bulmaya çalışırken
süperegodan gelen baskılar bunu önlemeye çalışır.
Bu arada simgeler üzerinde bir savaş cereyan eder ki
buna yap-boz savunma düzeneği denir. Elini kirli hissedip
yıkayan, kapıyı kilitlediği halde kilitlemediğini
hisseden, ütünün fişini çektiği
halde çekmediğinden kaygılanan, kapı
kollarına dokunamayan, uzaktan kumandaları eline
alamayan, kaldırımların çizgilerine
basamayan, zihnine kötü bir düşünce
geldiğinde o eylemi baştan yapma gereği hisseden
herkes yap-boz düzeneğini uygulamaktadır.
Gerçeklik, dış dünyanın beynimize
ulaştırdığı elektriksel potansiyellerden
ibarettir. Dış dünyanın varlığını,
ancak bu elektriksel potansiyeller sayesinde hissederiz. Bu elektriksel
potansiyelleri oluşturan her şey bize dış
dünyanın varlığı olarak gelir. Gerçekten
dış dünya var mıdır yok mudur
bilmiyoruz. Algılayan, beynimiz; algılanan şey
ise uyarılardır. Yaratılışımıza
uygun olarak algılanan materyal, entegre edilmekte, birleştirilmekte
ve anlamlandırılmakta; böylece bir tasarımlar
dünyası kurulmaktadır. Tasarımlar dünyası
zihinde var olurken konuşmayla, sesle, sözle, renkle,
koku ile tat ile dokunma ile etiketlenebilmektedir. Herhangi bir
yaşantısal zaman dilimine veya olguya ulaşmak
için onu çağıracak herhangi bir uyarıcı
etmeni aktive etmemiz yeterlidir. Cinsellikle ilgili bir yaşantıyı
zihnimizde aktive etmemiz, onunla ilgili sözcüklere
bakmamız, konuşmamız, ifade etmemiz yeterli
olabilmektedir. Tat, görüntü, koku da aynı
etkiyi yaratabilmektedir. İnsanlar arası iletişimde
söz çok önemlidir. Söz, eşyaları
simgeleyen etiketlerdir. Bu etiketler sadece ses dalgalarının
oluşturduğu yapılar olmanın ötesinde,
arkalarında büyük anlamlar taşımaktadır.
İnsanlar birbirleriyle iletişim kurarken yaptıkları
tek şey havadaki ses dalgalarının frekans
ve amplitüdünü değiştirmektir. O frekans
ve amplitüd tercüme edilmekte, anlamlandırılmakta
ve kişi reaksiyon vermektedir. İşte id ile
ego ve realite arasında böyle bir etiketleme ve simgesel
iletişim yolu kullanılmaktadır.
Her gün konuşmayı kullanarak simgeler üzerinden
iletişim kurmamızı çok çok doğal
kabul ederken, ondan daha etkin, daha canlı ve daha gerçekçi
bir dil kullanan rüyalarımızın simge
dilinin çok absürt olduğu gibi bir iddiayı
rahatlıkla gündeme getirebiliyoruz. Bu aynen, bir
Japon’un bir Türk’ün karşısına
geçip Japonca küfür etmesi karşısında
Türk’ün anlamsız anlamsız bakmasıyla;
bir başka Türk’ün aynı küfürleri
Türkçe söylemesi karşısında
cinayete kadar varabilecek bir eylemi aktive edebilmesine benzemektedir.
Rüyaların ve id’in kullandığı
dil de, kendine has simge dilidir. Konuşmadan çok
daha anlamlıdır ve özeldir. İşte
yap-boz düzeneği id ile süperego arasında,
idle ego arasında, idle gerçeklik arasında
bir mektuplaşma veya atışma gibidir.
Yap-boz düzeneği obsesif kompulsif bozukluğun ana
savunma düzeneğidir. Birey bir takım eylemleri
yapmak ve bozmak zorunluluğu hisseder. Veya iç dünyasında
bir takım hisler duyar ve bu hisleri ortadan kaldırmaya
yönelik karşı davranışlar veya
düşünceler ortaya koymaya çalışır.
Bunların hepsi simgeler üzerinden yürütülen
bir savaş halidir.
Kişi elini kirli hissetmektedir. Mantıklı
olarak elinin temiz olduğunu gayet iyi bilmektedir. Ama bu
kirlilik hissinden arınamamaktadır. Arınmak
için elini yıkama mecburiyeti hissetmektedir. Elini
yıkadığı zaman birey rahatlamaktadır.
Ancak birkaç adım attıktan sonra aynı
kirlilik hissini yeniden duyarak tekrar elini yıkamak zorunda
hissetmektedir. Bu, fâsit bir dairedir. Bazen saatlerce
lavabodan ayrılamayan bireyler olduğu gibi günlerce
arınmak için küvetten ayrılamayan, küvette
yatan hastalarımız mevcuttur. Burada ne olmaktadır?
Birey simgeler dünyasında eliyle bir mastürbasyon
yapmış, bir cinselliği yaşamış
veya bir agresyonu boşaltmış olabilir. Bu,
bir dürtünün deşarjı anlamını
taşır. Hemen ardından oluşturulmuş
olan süperego devreye girerek kişiyi suçlulukla
ve kirlilikle itham eder ve bu eyleminden vazgeçmesi için
onu uyarır. Hissedilen kısım sadece kirlilik
duygusudur. Süperegonun, egonun veya gerçekliğin
bilinçdışı baskısı altında
kişi bu eylemden vazgeçmek için arınma
yolunu seçer; arınma da el yıkama yoluyladır.
Elini temizlediği zaman arınmış ve rahatlamış
olur. Ancak dürtü deşarjı zaman ve mekân
kavramından yoksundur ve sonsuz sayıda dürtü
deşarj olmak için kapıda beklemektedir. Dürtünün
yoğunluk derecesine göre arınmışlık
hali birkaç saat devam edebildiği gibi birkaç
saniye kadar da sürebilir. Dürtü tekrardan aktive
olmakta, kişiyi yapılmaması gereken eyleme
sokmakta ve bunun bedelini ödemeye de mahkûm etmektedir.
Burada ego, pinpon topunun raketler arasında gidip geldiği
pinpon masası gibidir.
Birkaç vakamızdan örnek verecek olursak konu
daha açık hale gelecektir. Bir hastamız köpek
sesi duyduğunda mutlaka gusül abdesti alma mecburiyeti
hissediyordu. Vaka incelendiğinde ergenlik döneminde
köy yerinde bir başkasıyla cinsel yakınlaşması
olmuştu. Bu esnada köyde sabah ezanları okunmakta
ve köpek havlamaları meydana gelmekteydi. Köpek
havlaması, ezan okunması ve cinsellik bir sistem
oluşturmuştu. Ezan sesi süperegoyu ve köpek
sesi de gerçekliği temsil ediyordu. Daha sonraki yıllarda
ne zaman köpek sesi duysa içinde büyük bir
suçluluk, huzursuzluk ve günahkârlık
hissediyor ve bu duyguyu ancak gusül aptesti alarak ortadan
kaldırabiliyordu. Bu, tipik bir yap-boz düzeneğidir.
Bir başka hastamız sokakta ne zaman bir erkekle yüz
yüze gelse kendisini onunla cinsel ilişkiye girmiş
gibi hissediyor ve en kısa sürede evine dönerek
gusül aptesti alma mecburiyeti hissediyordu. Bu durum, hayatını
çok ciddi bir şekilde kısıtlamış
ve hastamız dışarıya çıkamaz
hale gelmişti.
Obsesif kompulsif kişilik, arınmışlık
duygusuna önem veren, mükemmeli yakalamaya çalışan
ve kendini tüm suçlardan ve günahlardan arınmaya
yönelten bir yapıdır. Gerçek dünyada
dürtüleri deşarj etmeden ve haz duymadan yaşamak
mümkün değildir. Gerçeklik bu olunca birey,
sembolik de olsa simgesel dünyada kendisini temsil eden bir
nesneler zinciri kurmaktadır. Bazı nesnelere kendilik
tasarımını atmakta, onları temiz,
tertipli ve düzenli tuttuğu oranda kimlik muhafaza edilebilmekte
ve korunabilmektedir. Dürtülerin yoğun baskısı
altında bunalan ve onların kirlenmişlik duygusundan
uzak yaşamaya çalışan birey, kendisine
belirli yaşam alanları seçebilmektedir. Ergenliğe
ulaşmış ve ailesiyle bir evde yaşamaya
mecbur olan bir kızımız için nesneler
dünyası birkaç eşyadan oluşmaktadır.
Bir hastamızda temiz kendiliğin yansıtıldığı
bu nesneler yatağı, karyolası, iç çamaşırları,
geceliği, salondaki koltuğu, işaretlenmiş
tabağı, bardağı, kaşığı
ve çatalıdır. Bu eşyalara hiç
kimsenin dokunma hakkı yoktur. Herhangi bir şekilde
aile bireyleri veya dışarıdan biri bu nesnelere
dokunursa çok şiddetli tepki vermekte, dokunmanın
kirliliğini giderebilmek için dokunulan yer uzun süreli
ritüellerle temizlenmektedir. Dışarıda
giydiği elbiseleri kirlidir ve pistir. Hiçbir zaman
yatağına veya karyolasına dokunamaz. Ancak onları
çıkardıktan sonra dokunabilir.
Bir başka hastamız ev hanımıdır.
İki çocuğu ve eşi ile beraber yaşamaktadır.
Kendilik tasarımını evin tamamına
yansıtmıştır. Evin her yeri kutsal
ve temizdir. Yıllardır eve dışarıdan
misafir almamaktadır. Dışarıyla temas,
sadece eşi ve çocuklarıyla olmaktadır.
Kapı ve pencere sıkı sıkıya
kapalıdır. Akşam olup eşi ve çocukları
eve geldiğinde kapıdan içeri alınmakta;
onlardan, çizilen çizginin gerisinde dış
kıyafetlerini tamamen çıkarmaları
ve uzatılan pijamaları giymeleri istenmekte ve eve
ancak bu şekilde girilebilmektedirler. Çıkarılan
kıyafetler hemen çamaşır makinesine
koyularak hemen yıkanmaktadır. Evdeki bir cihaz
bozulduğunda eve tamirci alınmamakta, cihaz dışarı
atılarak yeni cihaz alınmaktadır.
Bir başka hastamızda arınmışlık
duygusu evinin tamamına yansıtılmakta fakat
ilginçtir ki eve kendisi de girmemektedir. Evin karşısındaki
daire satın alınmış, bir başka
aile, yakını oraya taşınmış,
bu hanım da orada yaşamaktadır. Bu kişi
her gün bir iki saatliğine kendi evine geçmekte,
evinin önce kapı ve pencerelerinin kapalı olup
olmadığını incelemekte, ardından
muslukların kapalı olup olmadığına
bakmakta, atık su kanallarını incelemekte;
yani dış dünya ile iletişim anlamına
gelebilecek her türlü kapının kapalı
olduğu tespit edilmektedir. Ardından evi tamamen silmekte
ve geri geri antreden çıkmakta ve kapıyı
çarparak karşı daireye geçmektedir.
Karşı dairede ise her türlü kirli ortamda
yaşamak gayet doğaldır. Bir başkasının
ya da aile fertlerinden birinin kendi evine girdiğini fark
ettiğinde çılgına dönmekte ve evi
saatlerce temizleme mecburiyeti hissetmektedir.
|